Bugun...

Bana bir arkadaşım anlattı

 Tarih: 15-03-2018 12:46:00  -   Güncelleme: 06-04-2018 14:48:00
Fahrettin Gülener

 

  • 46 Yıldan beri sanayici, iş ve meslek adamı olarak vatana bir ömür verdiğini; çok para kazandığını, çok sayıda mülkleri olduğunu, beş çocuğunun her birinde ve eşlerinde ve de torunlarında dahi en üst düzey araç ve benzeri donanımlara sahip olduklarını… Her birinin övünç kaynağı villa tarzı yazlık ve kışlık evleri olduğunu, bu sebeple de toplumda saygınlığının üst düzeyde olduğunu (Allaha şükür, hamd olsun) diye diye anlattı..
  • Binlerce kişiye iş ve aş kapısı inşa ettiğinden dolayı çok huzur duyduğunu büyük bir hazla anlattı. O kadar mutlu ve mesut bir hali vardı k; kim olsa gıpta eder, sevinç duyardı. Kral gibi yaşamanın sevinci ne demekmiş bir kez daha bu arkadaşımda gördüm..
  • Kaç daire sattığını, nereden arsa alıp kime sattığını; mali hesaplarının yer aldığı evrak, defter, banka bilgileri vs. gibi konularda yoklamaya gelen devlet görevlilerinin bile saygı ve korku karışımı duygularla yanına nezaketle geldiklerini ve teşekkürle ayrıldıklarını da anlattı..
  • Kıskandım desem ayıp olur ama, birazda gıcık olduğumu dürüstçe söylemeliydim. Son 15-20 yıl öncesine kadar durumu hiçte parlak değildi. İnişli çıkışlı bir hayat içinde (benim gibi) varlık göstermeye çalışıyordu. Ülkenin ilk 500 sıralamasında ve ikinci 500 sıralamasında yer alan şirketi yok ama beni (sanırım) 500 kere katladı geçti. Bu nasıl oldu?
  • Yakın günlerde tekrar bir yemekte buluştuk, uzun uzun sohbet ettik. Samimice gelişen ortamda elimde olmadan samimice sorularım peş peşe geliverdi. Aldığım cevaplar şöyle idi… Daimi kadrosu birkaç yüz kişiden ibaret olmasına rağmen, geçici süreli çalışanları yoluyla dev gibi inşaatlar ve ithalatlar yaptığını anlattı. Çalışanlarının çok az bir kısmının sigortalı olduğunu, faturasız ticaretinin Yarıdan çok fazlası olduğunu, devlete ödemesi gereken zorunlu ödentilerin üçte birini ödediğini, diğer kısmının zaten üç yıl içinde affa uğradığını; bu sebeple, enayilik yapmaya gerek olmadığını anlattı..
  • Bir şey sordum kendisine; sendeki sigortasız veya düşük gösterilen sigortalı çalışanların emekliliğinin geciktiğini, bu düşük barem üzerinden bir gün emekli olsa da düşük emekli maaşı aldığını, bu ödenmemiş işçi haklarının kendisinde servet olarak büyüdüğünü ve kendisinin rahatsız olup olmadığını ve de farkında olup olmadığını…
  • Kayıt dışı ekonomiye sebep verdiği oranda Devletin kasasına giremeyen paralar bir yandan kendisini daha daha zengin ederken… Öte yandan; bu gibi sebeplerden dolayı devletin yapamadığı okullar, veremediği sağlık hizmetleri, sağlayamadığı sosyal adaletin akıbetini sordum…
  • Hükümetler; sanayici iş ve meslek adamları, her türlü tüccar, küçük/büyük esnaf ve her türlü sair ticaretten gelir ve kurumlar vergisi alamadığından dolayı; Dış dünya yatırımcılarına köprü, yol, tünel, madenler, taşocakları ve benzeri şekildeki kamu mallarını devrettiğini, sattığını veya kiraya vermek zorunda kaldığını... Bankalarımızın %90’ına yakın kısmının yabancılara geçtiğini… Enerji kaynaklarımız, enerji hatlarımız ve gelir getirici bir çok sayıdaki faaliyetlerimizin artık sahiplerinin yabancılar olduğunu; sordum, sordum, sordum..
  • Arkadaşım çok sıkıldı, usulca izin isteyerek ayrıldı.. Telefonuna engel koymuş, ulaşamıyorum. En sevdiğim iki oğlunun (USA’ya yerleştiğinden!) telefonlarına da ulaşamadım. Çevredeki ortak dostlarımıza sordum çekinceli cevaplar aldım.. Bu örnekten ülkemizde kaç tane var diye düşünmek istedim; düşüncemi bile İĞRENÇ BULDUM..!! İnsanlığımdan / işadamlığımdan utandım!! Devlet; her şeyi bilemez, yapamaz, yetişemez.. Devletini doğal olarak desteklemesi gereken kişilerin bu tür davranışları; küçük ve büyük çıkarcılık hesaplarıdır. Milletimizin sevk edildiği sefalet yolu bu ise, sonucunun ne olacağını bilmek mucizeleri gerektirmiyor…

 

 

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI