Bugun...

Bir genç adam düşünün, birde başkasını!

 Tarih: 19-08-2017 16:48:00
Fahrettin Gülener

Mesleğini edinmek için her gencin ufkunda bir ideali vardır. Ancak; bunu lâyıkı ile anlayıp gereğini yapabilen kişi sayısı daima azınlıktadır. Azınlığı temsil eden gençlerimiz en çok Endüstri Meslek Lisesi mezunu olup, 4 yıllık Fakülte tahsilini yapamayanlardır. Ayrıca; çıraklık okulu mezunu, sözüm ona 3 yıllık meslek eğitimi almış gençlerimizi de eklersek büyük bir sayıdan bahsedebiliriz. Bu gençlerimize endüstride iş alanları var olmasına rağmen işbaşı yapabilme şansları çok azdır. Çünkü; iş bilgisi yeterlilikleri tam olmadığından daha başından itibaren dezavantajlı duruma düşmüşlerdir.

İnsan olarak kendimizi veya çocuğumuzu bu konumda hissedersek, diyeceklerimi anlamak daha anlamlı olacak fakat, aynı oranda içimizi sızlatacaktır. Bu gençlerimize mevcut eğitim sistemimiz zaten bir azizlik yapmıştır. Birde iş dünyasının iş ve meslek adamları ile sorumluluk taşıyan yöneticilerinin yapacağı azizlikleri beraberce izleyelim;

1.     Çalışma hayatında kalifiye olmayan kişilere öncelikle iş şansı verilmektedir. Bir deneme süresi ile başlanır ama; her iki tarafta daha iyisini bulamadığı için birbirinin varlığına katlanır ve iş rotasının ekseninde bocalayıp, hayat yolunda isteksizce yol alırlar.

2.     İşveren tarafı, eninde sonunda dediğini yaptırabildiği bir orta düzey çalışana sahip olmuştur. Fakat; 5-10 yıllık kıdemler sonrasında bazı acı gerçekler, insan hakları ve inanç kurallarına zıt düşen uygulamaları görürüz. Neden? Sağlam bir mesleği olmadan işbaşı yaptığı için sigortasız çalışmaya razı gelen bir çalışan modeli oluşmuştur. İlerleyen yıllarda işi veren otoritenin düşük sigortalılık (veya sigortasızlık) uygulamasıyla, bu kişinin hayatında kara delikler açmaktadır.

3.     Bu uygulamaya alışan işveren tarafı, düşük işçilik maliyeti ile kayıt dışı ekonominin yarattığı özgüvenli biri olmuştur artık. Bu tatlı ve gizli kazanç kaynağı yıllarca devam ettiği takdirde iş dünyasının derebeylerinden biri daha yıkılmayacak şekilde ortaya çıkmış olmaktadır.

4.     “Alışmış kudurmuştan beterdir.” Diyen atasözümüze göre bu disiplinsizlik Türkiye gibi kalkınmaya aday ülkelerin başbelası olmuştur. İhalelerde dürüst çalışan kesimin karşısında radikal düşüklükte fiyatları vererek işi alırlar. Hiçbir zamanda işsiz kalmazlar. Devlet bunları bilmez mi? Elbette ki bilir. Ancak; yıllar geçer.. Oy kaybetmek korkusuyla bir türlü asıl yasaların çıkması gerçekleşemez.

5.     Sırtından geçinilen ve iş ağalarının düşmanı kesilen bu kademedeki çalışanlar topluluğu, kalitesiz mal üretmek, iş güvenliksiz çalışmalar vb. ile kural dışı zararları göz göre göre yapmaya devam ederek, milli ekonominin beline ayrıca büyük bir darbe daha vurur. Fakat; en acı olanı şudur: Emekli olma yaşı geldiği halde ödenmiş primleri yetmediği için hak kaybedenler, sağlığı bozulduğu halde emekli olamayanlar, geçmiş zamanda eline hakça bir para geçmediği için çocuğunu okutamayanlar ile süregelen aile içi huzursuzlukları, mutsuz bir toplumun sinsi sebeplerindendir.

6.     Kolay para kazanan söz konusu işveren kesimi şımarıkça bir hayat yaşamaktadır. Kendince Dünyadaki zenginler gibi bir hayat sürmektedir. Ülkemizin kişi başı yıllık geliri ortalaması 5000 bin doların biraz üzerindedir. Fakat; minicik bir azınlık topluluğunun kişi başı gelir ortalaması bir Amerikalı patronun yıllık kazancından fazlasıdır ve asıl utanıp rahatsızlık hissetmesi gerekenler bu kesimin haksız kazanç sağlayan az vicdanlı sahipleridir.

7.     Yüce İslâm dini çok sayıda sure ve ayetler ile sosyal adaletin korunmasını istemektedir. Yine bir ayeti kerime ile “İçinizdeki en hayırlınız, insanlığa en çok hizmet edeninizdir.” Diyerek ilahi yolda ahiretini kazanmanın en hakça yürüyüşünü göstermiştir. Maddi kayıpların, tabandaki insan topluluğu üzerindeki mutsuzluğa sebep olduğunu göremeyenlere, devlet hangi yasalarıyla zorlama yapabildiğini izleyebilmiş değilim. Öte yandan gelirler ve kurumlar vergisi ile birçok fon, katma değer ödentileri vs. tahsil edemeyen devlet, ülkesini ya kalkındıramamaktadır ya da belirli bir görünür mutluluğu sağlayabilmek adına bayındırlık ve imar işlerini yapabilmek için hesapsızca borçlanır. Devlet, çok sayıda meslek lisesi kurar fakat; makine atölyeleri ve laboratuvar alanları neredeyse bomboştur. Devlet, 235 adet üniversite kurar; fakülte bitiren çocuklarımız iş yapabilecek düzeyde olmadıkları için işe alınmazlar.

Öte yandan, yeterli düzeyde iş becerisi olan her kademeden becerikli insana ihtiyaç vardır. Bu bir paradokstur. “ HERKES ŞİKÂYET EDER FAKAT; KİMSE GERÇEĞİN OLABİLECEĞİNDEN HENÜZ ÜMİTLİ DEĞİLDİR…” Neden? “Kendine yardım etmeyene Allah da yardım etmez”  sözünü her fert anladığı gün önce halkın kendisi bilinçlenip düzelir, devamında ise; siyaset dünyasının bu bilinçli vatandaş bireyine saygısı gelişerek daha isabetli kanunlar çıkarılır..

 

 

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI