Bugun...
SON DAKİKA

Gerçeği öldüremezsin

 Tarih: 21-01-2019 21:05:00
Fahrettin Gülener

İnsanoğlu her oluşun esasını bilmek ve ona göre rotasını düzeltmek ister.. Bu istenç her bireyde mutlak vardır ve asla vazgeçemeyeceği bu hakkın başkaları tarafından da saygı gösterilerek tanınmasını ister. Buraya kadar her kişinin onayı mutlak geçerlidir. Asıl soru; gerçeğin ne olduğudur! Ne anlatıldığı veya ne zannedildiği değildir!. Hele ki olduğundan fazla görünmeye çalışmak veya kendini biraz daha yükseklerde hissetmek bizlere hangi tarihten beri miras olarak bırakılmıştır acaba?

Bu sorunun cevabını akademisyenler verebilse ne iyi olurdu! Ancak bireysel manada her fert bu mirasın bize dayatıldığını, çok ötelerden beri tıpış tıpış uyumluluk içinde itaat ettiğimizi anlayabilseydi ve yapmasaydı keşke. 80 li yıllarla beraber Egemen güçler silahın şeklini değiştirdiler. Barış kelimesinin devamında küreselleşme lokumunu bizim gibi (sözüm ona uyanık) milletlere bir güzel yedirdiler.. 70 li yıllarda sağ-sol (milliyetçi- komünist) ayrımı ile günde 50-60 kişiyi kapsayan insan kayıplarımızı bir kez daha hatırlamamız gerekiyor. İşte bu canavarca planlardan sonraki yıllarda moda edilen küreselleşme modeli hem dünyamızın çevre katliamını oluşturdu hem de (özellikle) islâm dünyasını dibe doğru çekti..

“İnsanoğlu neyi bildiğine mi bakmalı; neye inandığına mı?” dersek eğer; cevap olarak “bilmeden inanmak olmaz ki” diyebiliyorsak işimiz daima rast gidecektir. Ama öyle olmadı! Neden mi? Bizlere gözlerimiz ve zihnimiz kapalı iken mutlak inanç dayatan malum öğreticilerin yaptığı zararı tüm batı birleşse yapamazdı! Mehmed Akif Ersoy “hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” demedi mi? Bilmek işin esası iken; Dinini bilmiyor ama, cahil bir takım kişilere kör kütük bir teslimatla inanıyor! Kim bunlar? Sorunun cevabı kolay, çevrene dikkatle bak görebilirsin..

Halâ kamplara ayrıştırılıyoruz! Bunuda mı görmüyorsun kardeşim? İstediğin kadar haykır! Önce kendine sor; ben dürüst müyüm? Bilgiye dayalı hangi işlerim var? Doğru işleri yapıyor muyum?  Vatanım, Milletim, Dinim ve Devletim için neler yapabildim? Kimlere doğru örnek olabildim, hayatta kaç evlâdı pozitif yönde etkileyebildim? Ülkemin kalkınması için benim elimden gelen ne idi? Ne kadarını yapabildim; yapamadıklarım nelerdir? Halâ ve henüz yapabileceğim çok şeylerin daha olabileceğini idrak edebiliyor muyum?

Gerçeği öldüremeyiz! Bu gerçekler yukarıda yazdıklarım gibi üzücü örneklerdir. Tarihte her toplumda yaşanmış olumlu-olumsuz olaylar gelişmiş ve artı-eksi izlerini bırakmıştır. Bu sosyal  neticeleri ciddiye alıp ders edineneler, şimdiki dünyanın hakimleri olarak bize dayatmalarda bulunuyorlar. Bunlarınki planlı ve bilinçli batı dayatmalarıdır; keşke yutmasaydık! Ama niye devam ediyoruz?

Ancak ülkemizin ve islâm âleminin bağrından türeyen (cahil bilgelerin) bu günlere gelirken her gün biraz daha başımızı yere eğdiğini niçin görmüyoruz? “ Her bildiğini söyleme; fakat her söylediğini bil” sözü, Batılıların orta çağdan beri çok ciddiye aldıkları bir öğretidir, Bende çok ciddiye alıyorum! Acaba benim insanlarım da  ciddiye alabilse haşâ; dininden mi çıkar?

 

  YAZARIN DİĞER YAZILARI