Bugun...

İşsizlik sorunu nasıl çözülür?

 Tarih: 15-03-2018 12:45:00  -   Güncelleme: 06-04-2018 14:49:00
Mahfi Eğilmez

İşsiz Tanımı, İşsiz Sayısı ve İşsizlik Oranı

Bir ekonomide iş gücünü oluşturanların sayısı ile bir iş bulup da çalışanları tanımlayan istihdam edilenler arasındaki fark ya da daha basit bir anlatımla iş aradığı halde iş bulup çalışamayan işgücüne işsizler deniyor. Türkiye’de işsiz tanımı son 4 hafta içinde işe girmek içinde başvuruda bulunup da işe girememiş olanlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu sayı Türkiye’de eldeki son verilere göre (Kasım 2017) 3.275.000 kişidir.

İşsizlik oranı dediğimizde işsizlerin sayısının toplam işgücüne (yani istihdam edilenler ile işsizlerin toplamı) bölünmesiyle bulunan oran anlaşılır. Toplam işgücü Türkiye’de eldeki son verilere göre (Kasım 2017) 31.790.000’dir. Buna göre Türkiye’de işsizlik oranı [(3.275.000 / 31.790.000) x 100 =] yüzde 10,3’tür.

Buraya kadar anlattığımız resmi işsizlik oranıydı. Resmi hesaplarda işsiz olarak kabul edilen verinin toplandığı tarihe kadar olan son dört haftada işe başvurup da iş bulamamış olanların yanı sıra son dört haftada işe başvurmamış ama çalışmaya hazırım diyen işsizler de var. Sistem, kullanılan kabuller gereği bunları işsiz olarak saymıyor. Bu kişilerin sayısı da yine Kasım 2017 itibariyle 2.219.000. Bunları da işin içine katarak tanımı resmi işsizlik oranından geniş işsizlik oranına çevirerek oran hesabı yaparsak işsizlik oranı yüzde 16,2 olarak karşımıza çıkıyor.

Son bir yılda alınan önlemler

İşsizlikle mücadele amacıyla 2017 yılında başlatılan uygulamalar içinde istihdamda özel kesime kamu kesimi tarafından istihdam edilenin işverence ödenmesi gereken sosyal güvenlik primine destek uygulaması ön plana çıktı. Önümüzdeki dönemde buna ek olarak istihdam edilen çalışanın ücretinden kesilecek vergi de devletçe ödenecek. Basına yapılan açıklamadan anlaşıldığı kadarıyla önümüzdeki dönemde devreye girecek olan yeni teşviklere göre “bir senden bir benden” desteğinden yararlanmak isteyen işveren, aldığı yeni işçinin ilk ay vergi, prim ve ücretini ödeyecek. İkinci aydan itibaren iki ayda bir söz konusu giderler İşsizlik Fonu’ndan karşılanacak. Destekten prim borcu olmayan, kayıt dışı işçi çalıştırmayan özel sektör işyerleri en fazla 2 kişi için yaralanabilecek. Destek, en fazla 2 işçiye söz konusu olacak.

2017 yılı başından itibaren yürürlüğe konulan önlemlerin sorunu kalıcı olarak çözmekten çok kamu kesiminden özel kesime kaynak aktararak geçici düzeltmeler sağlamaya yönelik görünüyor. Kamu kesiminin üstleneceği faturanın İşsizlik Fonuna ödettirilmesi ise birçok yeni tartışmayı beraberinde getiriyor.

İşsizliği kalıcı olarak düşürmek için ne yapılmalı?

Bir sorunu çözebilmek için önce o sorunu doğuran nedenleri saptamak gerekir. Türkiye’de işsizlik niçin yüksek? Türkiye’de işsizlik oranı 2000’ler öncesinde ortalama yüzde 7,5 dolayındaydı. İşsizlik niçin yüzde 7,5’dan iki haneli oranlara yükseldi? Bunun ilk nedeni 2001 krizi, ikinci nedeni de Türkiye’yi asıl olarak 2009 yılından başlayarak etkileyen küresel krizdir. Bu iki krizde birçok işyeri kapandı, açık kalanlar ise işçi çıkartmak zorunda kaldı. Her ne kadar büyüme bu dönemde ortalama olarak yüzde 6’ya yakın gerçekleşmiş olsa da enflasyonun yüzde 10’a yakın olması, tasarrufların ve yatırımların düşük kalması, büyümenin istihdam yaratmaktan nispeten uzak sektörlerden kaynaklanması işsizlik sorununu çözmek bir yana artıran gelişmeler oldu.

Bugün işverenlerin yanında işsizlik sorununu dile getirdiğinizde onların tepkisi “biz eleman bulamıyoruz” şeklinde oluyor. Yani işverenin aradığı nitelikte eleman, onun aradığı ücretle bulunamıyor. Çoğu işyeri nitelikli teknik eleman arıyor ve karşısında mühendis buluyor. Mühendise o işi yaptıramıyor ya da mühendisin istediği ücret o işe göre çok yüksek kalıyor. Öte yandan eğitim düzeyi görünürde yükseldikçe iş arayanlar masa başı iş istiyor, makinenin başına geçmek istemiyor. Buradan anlaşılıyor ki arz ve talep arasında bir uyumsuzluk var. Bu durumda kısa vadeli çözümleri bir kenara bırakıp uzun vadeli çözüm için eğitim sistemini en baştan elden geçirmek gerekiyor.

Türkiye, artık sıradan mezunlar yetiştiren üniversite açmayı bir kenara bırakıp asıl teşviki teknik okulların açılmasına vermeli ve iş insanlarını üniversite kurmak yerine kaliteli, donanımlı teknik ve mesleki liseler açmaya yönlendirmelidir. Mevcut üniversitelerin birçok bölümü de teknik ve mesleki yüksekokul haline dönüştürülmelidir. Aksi takdirde otomobil servislerinin müşteri kabul masalarında makine mühendisi çalıştıran, marketlerin kasalarında işletme mezunu istihdam eden, muhasebe servisinde defter yazma görevinde iktisat veya maliye mezunu çalıştıran bir sistem yaratmış olacağız. Böyle bir durum oralarda çalışanlar için moral bozucu olmasının yanı sıra işveren açısından da gereksiz bir ücret farkı külfeti yaratıyor.  

 

mahfiegilmez.com dan alınmıştır.

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI