Bugun...
SON DAKİKA

Fabrika, Türkiye, araba, Bursa, bir de baba

 Tarih: 25-12-2018 13:42:00
Özkan İrman

Sabah gözümü açtım mı yazarım, okurum. Bir şey daha yaparım şayet herkes uyanmışsa; televizyonu açarım.

Bayılırım biyografi belgeselleri izlemeye. Biyografi filmlerine de bayılırım. Bir insan bir tecrübedir. Bazı insanların hayatı da kardeşim, o ne tecrübedir, o ne yaşanmışlıktır öyle.

Bu sabah biraz yatakta tembellik ettim. Okuyamadım, yazamadım. Sonra baktım uyku tutmuyor televizyonu açtım. Karşıma Gianni Agnelli’nin biyografi belgeseli çıkmasın mı? Namı diğer İtalya prensi, Avukat Agnelli...

Çocukluğumda magazin sayfalarında gördüğüm, Monaco Prensesi Caroline, İngiltere Prensi Charles gibi ilginç bir insandı Agnelli. Playboy, havada bulup tavada yiyen, doğuştan zengin bir erişilmez uzaylıydı işte. O ve onun gibiler aslında yaşamayan, hayal perdesinde oynatılan eğlenceliklerdi benim için, hepsi o kadar.

Kulaktan dolma bildiğimiz yetmişli yılların İtalya’sı bizim yetmişli yıllarımızdan çok da farklı değildi. Hatta daha bile kötü. Amerikan otomotiv sektörüne ciddi rakip olan Fiat’ın bir stil ikonu patronu Gianni, nasıl bir ölümlüymüş belgeseli izleyince daha iyi anlıyor insan.

İtalya’da her şey düzgün giderken, yükselen terör eylemleri, grevler, Kızıl Tugaylar Örgütü’nün şiddetiyle huzurun, ekonominin tepetaklak olduğu günlerde tüm sanayiciler, sermayedarlar ölüm korkusuyla ülkeyi terk ederlerken, ülkesini ve şehrini terk etmeyerek, her gün düzenli işine gidip, gelerek baş kaldırmış ve ülkenin sembolü olmuş bir şahsiyet Agnelli. Ülkenin her bir yanında suikastlar olurken, hatta Başbakan Aldo Moro kaçırılıp öldürülürken, insanlar işine gidemiyorken Fiat gibi bir devi ayakta tutmak öyle kolayca yapılacak bir şey değil.

Ne ilginçtir ki Komünist Parti ve lideri fabrikaları basıp üretimi durdurur ve hayatı felce uğratırken bir gün bir şey olur. Kırk bin Torinolu sokağa dökülür. Bu İtalya tarihinde görülmemiş bir şeydir. İnsanlar ellerindeki dövizlerle kilometrelerce yürürler. Hepsi bir ağızdan işlerini, aşlarını geri istemektedirler. Sendika ve parti yenilmiştir.

Soğuk savaş dönemindeki köşe kapmaca oyununda hangi pis çomak bizi karıştırıyorsa İtalya’yı, İspanya’yı ve daha birçok ülkeyi karıştırıyordu. Seksenlerin başından itibaren taşlar yerine oturmaya başlayınca ve dahi birilerinin istediği olunca bir dinginlik ve çalışma dönemine geçildi.

O zor yıllarda Kaddafi’yi bile kendine ortak almak zorunda kalan Fiat kısa bir zamanda yine eski hisselerine kavuşarak güçlendikçe güçlenir.

Muhteşem evinde dünya liderlerini, kanaat önderlerini, sanatçıları ağırlayan, modacılar tarafından bile taklit edilen bu ilginç kişiliğin peki babalığı nasıldı?

Her yükün altından kalkan,

Kol saatini gömleğinin üstüne takan,

Gördüğü her güzeli yatağına atan

Helikopterinden denize çivileme atlayan

Gianni Agnelli iyi bir baba mıydı?

Oğlu Edoardo’yu aile meclisindeki bir yemekte çok kötü tersler. Ve Edoardo, o yemekten üç gün sonra kendisini yüksek bir köprünün üstünden atarak intihar eder. Elliye merdiven dayamış olmasına rağmen babasının gölgesinde kalmış, sorumluluk verilmemiş, belki alamamış, babasına hiç güven verememiş bir veliaht Edoardo.

Agnelli tek başına oğlunu teşhis etmeye gider. Onu alıp estetik yaptırarak cenazede yakışıklı görünecek hale getirtir. Cenaze defnedilir. Akşamında o muhteşem evinde yine büyük kalabalık vardır. Bir konuşma yapar:

“Burası mutlu bir evdi. Ama bu akşam öyle değil. Tekrar mutlu olmak zorunda. Çünkü hayat devam ediyor.”

Aileyi çok yakından tanıyan biri Gianni Agnelli’nin yüzüne:

“Onu sen öldürdün. Edoardo, çok iyi ve sağlam bir çocuktu. Ama sen ona hiç güvenmedin.  O kadar yüksekten atlayarak sana ne kadar cesur olduğunu gösterdi” diyebilecekti.

Fabrika, İtalya, Araba, Torino demek olan FİAT’ın efsanesi Gianni, oğlunun ölümünden sonra kendini toparlayamaz. Üç yıl sonra hayata gözlerini yumar. Cenazesinde bütün bir Torino şehri vardır. Bir Torinolu kadın ağlayarak şöyle konuşur:

“Hepimiz, tüm ailem, hatta sülalem bu fabrikada çalıştı. Bu fabrika bize aş verdi, iş verdi. O zor zamanlarda onun helikopterinin sesini duyunca bize moral gelirdi. O burada, şehrini terk etmedi, demek ki umut var derdik. O bizim umudumuzdu. Güle güle Avukat, güle güle...”

Belgesel bitinceye kadar nefes almadım neredeyse. Yazılar çıktığında hala ekrana bakıyordum hüzünle. Bursa’da doğmuş büyümüş biri olarak düşünmeden edemedim. “FTAB” dedim sessizce. Yani Fabrika, Türkiye, Araba, Bursa... Araba yerine neyi koyarsak koyalım fark etmez. Şehrin baş harfinin yerine koyduğumuz baş harfi değişsin hiç fark etmez. Ama değişmeyecek iki baş harf var. O da fabrikanın ve Türkiye’mizin baş harfi. Üretim çok önemlidir. Güçlü üretim yapan bir fabrika bile ülkenin kaderini nasıl değiştiriyor öğrenmek isteyen varsa bu belgeseli oturup izlesin.

Üretimin olduğu yerde refah ve mutluluk vardır. Ve hiç bir şey için geç değildir. Bir tek şeyde geç kalınabilir. Telafi edilemez. O da Gianni Angelli’nin yapamadığı gibi, babalık görevinde. O tren kaçtı mı bir daha yakalanmaz. 

Hem çalışıp hem baba olabilenlere ne mutlu…

 

 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR