Bugun...

Sıkıştırılmış acıyla kestirme ölüm

 Tarih: 19-08-2017 17:03:00  -   Güncelleme: 19-08-2017 17:13:00
Özkan İrman

Hepimiz birbirimizden farklıyız; huylarımız da farklı, inançlarımız da…

Toplumlar ve aileler de bizi farklılaştırıyor. Bu farklılığı renk olarak görenimiz de var; dert ya da bela olarak gören de. Bazıları günah bile der renge. Renkten kastımı kişilik özelliği olarak anlamışsınızdır. Evet, o anlamda kullandım. Gerçek bir rengi günah sayanlar;  örneğin erkeğin kırmızı renkli bir şey giymesinin günah olduğunu söyleyenler de vardır. O düşünceyi de bir renk olarak görürüm.

 Haaa biri çıkar da, “o gömleği üstünden çıkar” ya da “bir daha giyme” derse, " hoooop” derim, “sen işine bak, benim günahım bana, seni ilgilendirmez."

O zaman ben bu fikri renk olarak görmem. İşte o zaman çatışırız. Nereye kadar mı çatışırız? Bana müdahale etmekten vazgeçinceye kadar. Yani "dibine" kadar…

Dünürümü çok ani bir kazada kaybettim. Bir gün önce birlikteydik. Tam 24 saat sonra öldü dediler. İnanamadım. Hala da inanamıyorum. Babamdan sonraki en büyük acıydı. Acım artarak devam ediyor.

Gözyaşlarım kurudu. Acımı gerçekten tarif edemem... 

Abdi Gazioğlu bir renkti. Renkti demek tam doğru değil rengârenkti.

İkimiz de rengi severdik. İkimiz de renkli giyinirdik. Daha birçok benzerliğimiz vardı. Bu yüzden bizi birbirimize çok yakıştırırlardı.

Bu yazıyı niye yazıyorum biliyor musunuz? Bir gazete "feci şekilde can verdi" diye yazdığı için!

Ölümün hangi şekli feci değildir bilen var mı? Hiç uykuda ölen ve sabahında ölüsü bulunan biriyle konuşanınız oldu mu? Hiç kalp krizi geçirip ölenle tanışanınız var mı? Zehirlenip ölen bir insanla karşılaştınız mı? Otuz kurşun yiyip ölen bir şehit, her bir sıcak mermide ne hissetti, bir yerde okudunuz mu? Yanarak ölmek belki de aylarca, yıllarca acı çekerek gerçekleşen ölümün kısa zamana sıkıştırılmış halidir kim bilir?

Ölüm çok acı. Sevdiğin birinin acı çekerek öldüğünü bilmek de çok acı. Hatta bazı yatalak hastalar için "ölüm paklıktır" derler. Yani çok acı çekiyor, ölsün artık kurtulsun. Dermansız hasta yakınlarına da "Allah kurtarsın" deriz. Çünkü hasta ile birlikte yakınları da mahvolur. Öyle ki bazıları yakınının çektiği acının üzüntüsünden yatağa düşer.

Yanarak ölen bir insan olması yüzünden; çok sevilen bir adam olan Abdi Gazioğlu'na bu ölüm yakışmadı diyenlere söyleyecek sözüm olduğu için de yazıyorum aynı zamanda.  Birçoğunun da söylediği üzüntüsündendir, biliyorum. Acıları yüzlerinden anlaşılıyor, görüyorum. Yüreklere su serpsin diye değil tamamen mantıksal bir sorgulama bu. Sevenler sevdiklerinin acısını o kadar içinde hissediyor ki yakıştıramıyor. Kendi yaşamış gibi üzülüyor. Sevdiğine yardım edemiyor ve yardım edemediği için kendini sevdiğinin yerine koyuyor. Aslında herkes empati yapıyor ve hiç kimse bu acıyı çekerek ölmek istemiyor.

Acılı ölümlerin en kötüsü, yanarak ölmek diye biliriz. Bir de bu tarz bir ölümde özellikle sevdiğinin bedeninde görecek bir şey kalmadığı için insanların acısı katmerli oluyor. İnsan "benim anneme yaptığım gibi" sevdiğinin ölüsünü sabaha kadar, hatta kefenleninceye kadar öpmek ister. Böyle bir ani ölüm felaketi sonrası insan sevdiğini bir kerecik görmek istemez mi? Ama yapılamaz. Tıpkı feci trafik kazaları gibi...

Bir de “yakışmadı” denmesinin asıl nedeni; bu kadar güler yüzlü, bu kadar hayırsever, bu kadar candan, bu kadar sıcakkanlı, bu kadar saf, bu kadar dost canlısı, bu kadar neşeli, bu kadar sevimli ve daha birçok olumlu "bu kadar" a sahip birinin, ölürken bu kadar acı çekmesiyle doğru orantılı olmamasıdır. Oysa bu büyük bir yanılsamadır. Bu dünya geçicidir. Bu dünya acıyı-tatlıyı, güzeli-çirkini, doğumu-ölümü içinde barındırdığı için güzeldir.

Abdi ağabeyi ilk tanıdığımda değişik gelmişti. Ben renkliye alışkındım, o çok renkli olunca bana bile fazla gelmişti demek. Sonra kısmet oldu, oğluna kızımızı verdik. Gazioğlu ailesi Orhanelili’dir. O yöreye biz Bursalılar ve dahi kendileri DAĞ derler. Biz kızımızı Dağ'a verdik derken meğer yüreğimizi de vermişiz. Onu da şimdi “O” aldı gitti. O giderken kendini de bizim yüreğimizi de yaktı gitti.

Ölümünden sonra onun aynı zamanda bir koleksiyoner olduğunu da öğrendim. Binlerce insan cenaze namazı sonrası mezarlığa sel olup akarken, gözlerimle gördüm koleksiyonunu.

Bir insan için kaç kişi “hayatımdaki en önemli insan” der? Bir ya da iki kişi değil mi? Peki yüzlerce kişi diyorsa? Hemen şu soru geliyor insanın aklına, "nasıl bu kadar yettin, nasıl bu kadar verdin Abdi ağabey?”

O çok sevdiği çiftlikte anısını yaşatmak için, özellikle Orhaneli Belediye Başkanı İrfan Tatlıoğlu'nun da bizim de özel ve güzel düşüncelerimiz var. Gerçekleştirdiğimizde bir nebze olsun yüreğimiz serinler belki.

Ağabeyimi, arkadaşımı, dostumu kaybettim. Bursa da bir rengârengini kaybetti. Abdi ağabey bir süstü. O gitti süsümüz bozuldu.

İbrahim Sadri'nin "Sabri Abi" şiirindeki gibi abim hiç olmamıştı. Şimdi oldu.

"AH ULAN AH ABDİ ABİ

YÜREĞİ ELİNDE ÇOCUK"

Hasretle ve merakla torunumuzu bekliyorduk. Bir gece önce omuz omuza oturduk. "Kime benzeyecek acaba Özkan?" diye sordu. "Valla ultrason görüntülerine baktım, burun-ağız tıpkı sen" dedim. "O zaman yakışıklı olacak" deyip bastı kahkahayı. 

Allah dostlarına, ailene ve bizlere sabır versin. Ruhun şad olsun Abdi abi...

 

 

  Bu yazı 2325 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI