Bugun...
SON DAKİKA

Latifler'i hoş görmek

 Tarih: 15-05-2018 22:57:00  -   Güncelleme: 18-05-2018 02:22:00
Özkan İrman

Latif, yumuşak, hoş ve ince bir güzelliği olan anlamına gelir. İsmi Latif olan birçok insan tanıdım. En sevdiğim karikatür sanatçısı da Latif Demirci’dir mesela...

Yıllar önce rahmetlik olan bir müşterim vardı İzmir Kemeraltı’nda. Adı Latif Şanlı’ydı. Neredeyse Yıldırım Gürses’in birebir kopyasıydı.

Bir gün çalıştığım şirketteki müdürüm İzmir’e beraber gideceğiz dedi. Muhtemelen bu patronumuzun talimatıydı.  “Git bakalım, bu yeni aldığımız çocuk İzmir’de ne yapıyor, bu kadar malı kime satıyor, müşteriler onun hakkında ne düşünüyor?” demiştir, normaldir.

Gittik. Bütün toptancıları gezdik. Müdürümüzü pohpohladılar. Pek keyiflendi. Sonra Kemeraltı’na doğru yollandık. Bizim iç piyasaya hiç satamadığımız koyu renk ürünleri en çok satan müşteriye gidecektik. O Latif Şanlı’ydı.

Kapıya geldiğimizde Latif amca dükkânın tam ortasında koltuğuna oturmuş iri yarı Amerikalı askerlere mal satıyordu. Tezgâhtarlarını yönlendiriyor, mal açtırıyor, ayaklarıyla oradan oraya iri gövdesini taşıyan tekerlekli koltuğuna yön veriyordu.

Bir an kapıda beni gördü. İnce çöp gibi bir adamdım o zamanlar. Şehir şehir gezmekten, yürümekten zaten kilo alacak halim de yoktu. Önümdeki müdürümü de fark etmesine rağmen elinin tersiyle “gelmeyin, burayı terk edin” hareketi yaptı. Müdürüm sanki önünde görünmez bir duvar varmış ve çarpmış gibi aniden döndü, kendini dükkânın dışına attı.

Ben de onu takip ettim. Dükkânın köşesinde durdu, yanına vardım.  Hemen bir sigara yaktı. Burnundan soluyordu. Suratı mosmordu. Bana asla bu dükkâna mal satmamam talimatını verdi. Büyük hakarete uğramıştı. Herkesin yaptığını yapmayan, onu “ooooo” diye kapıda karşılamayan adamdan nefret ediyordu, kişiliği çökmüştü.

Akşama kadar İzmir’i kolaçan ettik. Şehri terk etmeye yakın Latif Şanlı’ya tekrar uğramamız gerektiğini, çok alacağımız olduğunu söyledim. Ama o gelemezdi. Bana “tahsilât yap, asla mal satma” talimatını tekrar verdi. Bir müşteride beni bekleyeceğini ve gelemeyeceğini söyledi.

Latif Şanlı’nın dükkânına gittim. Artık içerisi sakindi. Latif amca eski kollu hesap makinesinde, yakın gözlükleri burnunun ucunda günün hesabını yapıyordu. Mavi gözlerini bir an kaldırıp, “Hoş geldin Özkan” dedi. İlk kez adımı söylüyordu. Yanındaki tabureye el işaretiyle beni buyur etti. Hesap yapmaya devam ederek “Müdürün nerde?” diye sordu. Ben “Alışkın değil sıcakta çok bunaldı, onu Erhan ağabeyin oraya bıraktım. Çok selamı var, gelemedi,” dedim. Latif Şanlı bir büyük tüccar, bir tecrübe abidesiydi. Bıyık altından güldü. Sonra kendine de bana da bir ahududu suyu söyledi ve anlatmaya başladı.

“Bak yavrum senin patronunu yıllardır tanırım. Eskiden bana çuvalla mal getirirdi.  Garaja gelir, bagajdan çuvalı sırtlar, buraya kadar kan-ter içinde taşırdı. Bazı mallar solgun ve arızalı olurdu. Ama ben emeğine saygımdan ses çıkarmazdım. Bir de sevdiğimi bildiğinden çuvala kestane şekeri koymayı ihmal etmezdi. Çok iyi bir esnaftır. Müşteri varsa kapıdan bakar girmezdi. Şimdi Allah ziyade etsin aldı, yürüdü. Göreceksin ülkenin en önemli işadamlarından biri olacak. Hadi bakalım aç çantanı mutabakat yapalım”.

Rafların tamamı neredeyse boşalmıştı. Bizim fabrika deposunun ise rafları koyu renk ürün doluydu. İki taraf da birbirine muhtaçtı.

Otobüs İzmir garajından çıkarken müdürüm sordu:

“Ne yaptın, Şanlı’dan tahsilat yaptın mı?”

“Evet.”

“Ona bir daha mal veremeyeceğimizi söyledin mi?”

“Söyleyemedim.”

“Ne demek söyleyemedim, ben sana ne dedim?”

“Valla abicim tahsilât yapmakla kalmadım, üstüne üstlük avans ödeme aldım. Tam bir kamyon koyu renk aldı. Haaa sen istersen patrona söylersin çekleri iade ederiz.”

 Müdür cevap vermedi, kafasını otobüsün camına döndürdü, dışarıyı izliyormuş gibi yaptı. Uzun süre konuşmadı.

Tabiî ki çekleri iade etmedik. Ölünceye dek Latif amcayla çalıştık.

Herkes her işi yapamazdı anlamıştım. Latif Şanlı’nın o el işareti müdürüme “defolun gidin” gibi gelmişti. Bu müşteri çok terbiyesizdi. Bir böcek gibi başından savmıştı. Oysa bana hiç öyle gelmemişti. “Çok özür dilerim şu an meşgulüm, birazdan gelir misiniz,” demek istemişti sadece. Ben öyle görüyordum.  Her gün onlarca pazarlamacının, vergi memurunun, gerekli gereksiz insanın gelip işadamını meşgul ettiği bir ortamda adı gibi latif bir insanın, bir İzmir beyefendisinin bile letafeti iş saati içinde ancak bu kadar olabilirdi.

Latif Demirci ikinci önemli Latif’tir hayatımda. Yaklaşık kırk yıldır takip ederim. Gündemi yakalar, iki çizgiyle can evinden vurur. Çizgisi bin çizgi içinden tanınacak kadar karakterlidir. Çizdiği insanların duygularını yüzlerine koyduğu iki çizgiyle anlatır. Birçok karikatüründe söz balonu yoktur. Bir karede anlatır bütün hikâyeyi. Dekor olsun diye bazen sokak hayvanları çizer. Kedileri, köpekleri bilge bilge bakar insana.

Latif Demirci gibi, yani bir karikatürist gözünden bakabilmeliyiz hayata. Bu bizi rahatlatır. En ciddi olayı dahi kolayca çözebilmemizi sağlar. Latife yapmak yani güldürmek, eğlendirmek için söz söylemek, ya da güzel şaka yapmak. Buna çok ihtiyacımız var.

Çok ilginç bir dönemden geçiyoruz. Kimse kimseyi dinlemiyor. Nuh diyoruz peygamber demiyoruz. Oysa en çok bu dönemde latif olmaya, letafete ve latifelere ihtiyacımız var. Ne olur azıcık salalım kendimizi. Bu hoşgörüyü ve ardından iç barışı getirecek. Barış olmayan yerde huzur olur mu?

Bizim bolca Latif’e, latifeye ve Latifleri hoş görmeye ihtiyacımız var.

 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI