Bugun...
Bizi izleyin:
    • BIST
      106,47
      % 0,23
      BIST
    • DOLAR
      3,66
      % 0,43
      Dolar
    • EURO
      4,31
      % 0,08
      Euro
    • ALTIN
      151,82
      % -0,41
      Altın


Özkan İrman


Facebookta Paylaş









Menümüz plasenta
Tarih: 31-08-2017 21:22:00 Güncelleme: 31-08-2017 21:22:00


Beklenmedik ani olaylar insanı bir dut ağacı gibi silkeler. Bu ani olayların en serti de  ölümdür. Aniden en sevdiklerimizden birinin ölmesi bizi darmadağın eder. Yapraklarımız, meyvelerimiz dökülürken, bir yandan da bu yeni durumu kabullenmeye çalışırız. Çünkü kendimiz için olmasa da geride kalan sevdiklerimiz için hayata tutunmalı, yaşamalıyız.

Bu ağır travma sonrası birçok insanın alışkanlıkları, davranışları ve dolayısıyla düzeni değişir. Yeni duruma alışmak hiç kolay değildir.

Dünürüm Abdi ağabey aniden aramızdan ayrılınca dünürümün ailesi de bizler de dağıldık. Hepimiz için çok zordu. Her gelene, her duyana, her arayana durumu anlatmak, anlattıkça da tazelenen acı. İnsan bir türlü kabullenemiyor, duyanlar inanamıyor. “Nasıl olur? Evin içinde benzin bidonu mu olur? Bu çok büyük bir gaflet, aman Allah'ım! Allah ölümün de hayırlısını versin…”  ve benzer bir sürü şey.

Evet, açık ya da kapalı mekânda uçucu/yanıcı/parlayıcı maddenin bulunması tam bir gaflettir. Hele bir de o evde piknik tüpü varsa olay tamamen hazırlanmış bir bomba düzeneği şeklini alıyor. Bombanın pimi tüp, bomba da benzin! Hep konuşuyoruz ama aklımız almıyor. Ve tabii ki olay henüz çok taze... Henüz bir ay bile olmamış. O ateşin ve Abdi ağabeyimizin kül olması gibi, o olayından alevi bir gün sönecek, küllenecek. Üç beş kişinin dışında kimsenin içinde kor kalmayacak, sadece düştüğü yerde ebediyete kadar yanıp duracak. 

Yedi mevlidinden sonra eşimle yazlığımıza gittik. Birkaç gün kalıp, evi ve bu yıl hiç açılmayan sezonu kapatıp dönecektik. Oraya vardığımızda gördük ki tüm komşularımız olaydan haberdar. Bize taziye ziyaretine gelenler, olayın nasıl olduğunu ayrıntısıyla merak edenler yüzünden bir süre sonra kayda alınmış bir bant gibi aynı şekilde anlatmaya başladık.

"İnsanlar yaşlanıp, azıcık da refaha ulaşınca küçük yaşamaya hevesleniyorlar. Minicik bir kulübe, içinde maşinga soba, piknik tüp... O da öyle yaşamaya başlamıştı son beş yıldır. Yine dostlarla yemek yemişler, tüp harlamış, benzin varmış, patlama olmuş.../ ....../ ....../"

Ahlar, tühler, vahlar... Doğal tepkiler...

Artık Bursa'ya döneceğimiz günden bir gün önce bir komşumuz eve gelmiş, beni sormuş, haber bırakmış dönmüş. Duydum geçerken uğradım. Kapısının önünde her yaz cumartesi günü alışkanlığımız gibi o da mangal yakıyordu. “Naber Ahmet?” dedim. “İyidir abi çocukları almaya geldim. Biz de sezonu kapatıyoruz, yarın döneceğiz,” dedi.

Sonra baş sağlığı diledi ve herkes gibi inanamadığını, böyle bir şeyin olamayacağını, görünmez kaza olduğunu söyledi. Daha da detay istiyordu. Ben de üşenmeden teybi açıp anlatmaya başladım. Detayları öğrendikçe yüzü gerildi. “Olamaz böyle bir ihmal, tüh yahu!” dedi. Ahmet üniversite mezunu, iyi bir işadamıydı. Akıllıydı. İnanamaması doğaldı. Bu iş pek akılla bağdaşmıyordu. 

Ben aslında felaketin farkında olmadan yanı başımızda olduğunu, toplum olarak aymazlık içinde ve başımıza gelinceye kadar "asla bana olmaz" hatası içinde yaşadığımızdan dem vurdum. “Bak Ahmet,” dedim, “sen şurada mangal yakmışsın. Şu ağacın dibindeki büyük su damacanasının içindeki de elma sirkesi değil de benzin olsun. Bu benzin bir saat içinde dönen rüzgârın da tesiriyle ateşle mutlaka buluşur. Hatta bu mesafe çok yakın; daha uzun mesafe uzaktan dahi alev alır ve infilak eder, benzin uçucudur,” dedim. Sirkenin ağzı açıktı. Ahmet bir ateşe, bir sirkeye baktı. Suratından empati yaptığı anlaşılıyordu. Gevşek bir gülümsemeyle, "Abi neden o bidondakine sirke dedin?” diye sordu. “Ne olacak? O miktarda şeffaf, sarı su olsa olsa sirkedir,” dedim. Muhakkak yanılmıştım. Ama önemli değildi, amacım örnek vermek ve tehlikeyi somutlaştırmaktı. Ahmet yüzündeki yine aynı gevşek gülümsemeyle, " Abicim o benim teknenin benzini, onu yeni boşalttım. Birazdan kapak bulup kapatırım,” dedi.

Donup kaldım. Bu Abdi ağabeyin başına gelenden daha ucu açık, daha riskli bir şeydi. Tüpün kaçak yapıp alev alması, saatlerce yanıp kıvılcım atan bir mangala göre çok daha düşük bir ihtimaldi. Ben bir kazayı anlatırken, benzer bir kazayı geçirmenin çok daha büyük bir olasılığının tam göbeğinde duruyordum. Gözlerime inanamadan ve yüksek bir sesle hem konuşarak, hem yürüyerek, "Ahmet çoluğun çocuğun terasta, yakındaki teraslarda insanlar var. Bu bir bomba acil önlem al, acil önlem al…” diye diye oradan uzaklaştım. Bir saat sonra yine oradan geçerken benzinin ağzının kapatıldığını ve aynı yerde durduğunu gördüm. Mangal arka tarafa alınmıştı. Akıllarınca önlem almışlardı. Oysa kaldırımın kenarında duran bu bidonun yanına birinin sigara izmariti atması patlaması için yeterliydi. İncecik pet damacananın erimesi çok basitti. 

Hala şaşkınlık içindeyim. Şimdi hem başımıza gelen kazayı, hem de devamında bu olayı anlatıyorum ve ekliyorum, "O mangal başında Ahmet'e kazayı anlatırken iki metre öteye kıvılcım sıçrasa ya da rüzgâr tersten esip benzinin buharını mangala getirse ben de aynı dünürüm gibi ölecektim. Hem de o olayı anlatırken!"

Artık milletten dinle: "İki dünür de aynı şekilde yanarak ölmüşler, bunda bir işaret var."

Var tabi, hem de olsa da var, olmasa da var. Milletçe tedbirsiziz, milletçe aymazız, milletçe tevekkeliz, vurdumduymazız.

Ben Ahmet'е işin vahametini ve bu yaptığının ne kadar büyük bir hata olduğunu anlatırken, o mangalın kenarına maşayı vurmaya devam etti. Edası bir olayı dinleyen şaşkın ifadeyken önce, sonra alaycı bir hal aldı; "Yaaaa bişey olmazzz" edası. 

Otogaz dolum tesislerinde dikkatinizi çekmediyse daha dikkatli bakın. Çelik tellerle korumaya alınmış tank alanına monte edilmiş iki bakır levha göreceksiniz. İki levhanın üstünde de sol ve sağ el şeması vardır. Levhalar bakır tellerle yere topraklanmıştır. Doluma gelen tankerin şoförü önce iki elini çıplak bir şekilde o levhalara yapıştırır. Vücudundaki elektriği boşaltır. Bu yetmez sonra da vücudu izole olsun diye eldiven giyer. Hangimiz arabaya binerken kapıya elektrik atmadık? Tokalaşırken başkasının elinden ark alan olmadı mı? Bir de "çat" diye ses çıkar. İşte bu bedenimizin çakmak manyetosudur. Biz çakmak çakmadan da  açık bir tüpü denk gelirse yakabiliriz, ağzı açık bir benzin bidonunu taşırken infilak ettirebiliriz. 

Canlı bir organizmayız tüm diğer organizmalar gibi. Doğada yaşayan birçok hayvan doğum sonrası yavrusunu temizlerken plasenta gibi bütün doğum artıklarını yer. Sanılanın aksine sadece yırtıcılar değil zebra, antilop gibi otçullar da yerler. Bu öğrenilmemiş, öğretilmemiş bir eylemdir ve güdüsel bir tedbirdir aslında; doğan yavrumun kokusu yayılmasın ve buraya sırtlan gibi istenmeyen ziyaretçiler gelmesin, ben ve yavrum ölmesin… 

Yabancı bir kanalda Ozan Güven'in sunduğu Ahmak Bilimi diye bir program var. Programın tamamı bir eylem öncesi hesap yapan insanın, eylemin sonrasında hesabının tutmaması üzerine kurulu… Bize göre komik gelen ama aslında trajik olan olayları içeriyor. Hiçbir tedbir ve düşünce kırıntısı olmayan ahmakça bir eylem... Programın ismi cuk diye oturmuş.

Doğadan koptuk. Her yeni buluş bizi doğadan daha da koparıyor. Her yeni buluş yeni disiplinler doğururken yeni tedbirleri de üretmemizi ve uygulamamızı emrediyor. 

Doğan buluşun yenecek bir plasentası vardır ve sonradan olan olaylar onu yaratır. Bindiğimiz arabadan, oturduğumuz eve kadar her şey kolaylık getirirken aynı zamanda da hayatımızı elimizden alacak tehlikeleri içeriyor. Arabadaki airbag, emniyet kemeri, gazlı araçlardaki gaz sensörü yenilecek plasenta değildir de nedir?

Sıcacık suyla banyo yapmak, hem de açar açmaz! Bu  bilimin içine doğan biri için bir anlam ifade etmeyebilir. Ama soba üstünde ısıtılan beş-on litre suyla bir ömür boyu yıkanmak zorunda olan biri için büyük konfordur. Ama o konfor insanın hayatını da elinden alabilir. Banyoda ölü bulunan çocuk, eş, anne veya baba. Sebep, şofben zehirlenmesi… Çok ucuz ölüm... Tedbirsizlik yenilir, yutulur şey değildir. Küçük bir havalandırma penceresinin varlığı ölüm denilen sırtlanı yanımıza sokmaz. O da yetmez, ölümler devam eder. Çünkü hala doğum artıkları vardır, onlar da yenmelidir. Ve nihayet şofben banyonun dışına çıkarılır ve şofbenden ölmek kader olmaktan çıkar. 

Tıpkı bir antilop gibi kulaklarımız dik beklemeliyiz. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz tehlikedir. Yenilenecek çok plasenta vardır, olacaktır, olmalıdır.

Afiyet olsun.

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Porsche kompakt SUV Macan
    Porsche kompakt SUV Macan
  • EGD Ödül Töreni 2017
    EGD Ödül Töreni 2017
  • Atatürk
    Atatürk
  • Fantastik
    Fantastik
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • Bebişler
    Bebişler
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Osmanlı
    Osmanlı
VİDEO GALERİ
YUKARI