Bugun...
SON DAKİKA

Mezarcı

 Tarih: 20-08-2018 15:25:00
Özkan İrman

Saat 07.40’da uyandım. Benim için geç bir saat bilirsin. Ama bir gün önce yeni restoranın taşınma telaşesinden sabahlamıştım. 36 saat sonra beden yatak görünce kedi gibi kıvrılıveriyor.

 Çalı-15.08.2018

Saat 07.08

Bugün Kazakistan’dan bir heyet gelecek. Saati kurayım yatarken dedim, üşendim; içimdeki saate güvenip yattım. Beni yine yanıltmadı.

Yavaş, yavaş gevşiyor bedenim. Ama günlerin yorgunluğu var. Turna Koyu’ndaki salıncağımı özledim. Beni bi o anlar. Beni bi o paklar. Bir de galiba ebedî uyku...

Yazma derler, söyleme derler, adını anma derler, çağırma derler. Ama maalesef hayatın en sert gerçekliğidir ölüm. O davetsiz misafirdir, çağırmadan gelir. Bin kez gelir yakınlarına, sana bir kez gelir, almadan da gitmez.

Rahmetlik babam hazır ve nazırım dedi birkaç kez o sene. O da geldi.

“ Ölüme hazır ve nazırım”

Neden baba neden, hazır ve nazırdın? Çok mu yorgundun, çok mu pişmandın, çok mu yılgındın?

Dün sabaha döneyim yine. Yani dünün yarım kalan yanı başındaki anı başına...

Dün değil, önceki gece yatağa kıvrılır kıvrılmaz uyumuşum. Selâ sesiyle uyandık. Sen, “biri daha gitti” dedin mırıltıyla...

(Çalı Köyü’nün üstünde oturduğumuzdan Çalı Camiinin bir hoparlörü sanki bizim odanın içine bağlanmış. Uyanmamak mümkün değil).

“Evet,” diye yanıtladım seni, “biri daha gitti. Allah rahmet eylesin.” Faruk ağabeyinin eşi Güliz de biz de misafir. Hazırlanıp hep beraber çıktık. Yaklaşık olarak selayı duyduktan kırk beş dakika sonra.

Sen yanımda, Güliz arkada Çalı’nın alttaki ikinci mezarlığının kapısının tam önünden geçerken sen bir şey anlatıyordun. O an ben kapıda genç mezarcıyı gördüm. Ter içindeydi. Kapıda birine bir şeyler söyleyip mezarlıktan çıktı. Muhtemelen selânın sahibinin mezarını kazmıştı. Daha öğle namazına çok vardı. Yazdı. Ağustos sıcağına kalmamalıydı kazma işi.

O bir an sana bir şey diyemedim, seni de dinleyemedim. Öyle tuhaf oldum ki. Düşünce girdabına kapıldım. Mezarcıyı yürüttüm, fırına uğrattım, taze ekmek aldırttım. Süthaneye götürttüm, beyaz peynir aldırttım. Evine geldi. Banyoya girdi, elini yüzünü yıkadı. Karısını uyandırmadan çay demledi. Domates yıkadı, zeytin çıkardı dolaptan. Peyniri dilimledi. Mutfak masasının üstüne koydu. Karısını uyandırdı. Onların sessizce kahvaltı etmelerini izledim. Mezar kazdığı kıyafeti üstündeydi mezarcının. Teri üstünde kurumuştu. Kapıdan girmeden de, yol boyunca da birkaç kez silkeledi üstünü, başını.

Mezarcının kazdığı taze mezar sahibini bekleye dursun o derin bi fırt çekti çayından. Keyif damarlarına kadar yayıldı. Üstüne bir de sigara patlattı. O gençti, yaşam doluydu, ona ölüm uzaktı.

Mezarcıyı şahsen tanımam. Son beş yıldır çoğu cenazede mezarlık başında göre göre aşina oldum yüzüne. Her mezarcıyı gördüğümde mezar kazarkenki duygusunu düşünürüm. O ortamların en sakin insanlarıdır mezarcılar. Mezarın sahibinin yakınları acılıdır. Herkes son görev için oradadır. Ama mezarcı için o anın artık hiç bir özel yanı kalmamıştır. Bir tekrarın parçasıdır o kadar.

Hiç düşünür mü acaba mezarcılar, bir gün benim mezarımı kim kazacak diye? Ya da ölümü hatırlatan tek ve yegâne yer olan mezarlıkta bir gün buraya geleceğini hiç düşünür mü?

Dünkü duygumla yazmak isterdim mezarcıyı ve o anki düşüncelerimi. Fakat fırsatım olmadı. Bir kaç satır yazıp bırakmışım. Muhakkak bambaşka olurdu.

Tam yirmi dört saat geçti. Mezar ölüsüne kavuşmuştur. Beklemez çünkü. Hızla, koşa koşa gömülür ölen. Bir an önce ölüm duygusundan, acıdan kurtulmak istercesine çırpınır herkes. Görev bittiğinde herkesin elinde bir cantık ve ayran. Herkesin yüzünde bir rahatlık ve gevşeklik hali..! Sadece en, ama EN yakınlarının yüzünde deriiinnnn bir acı kalır gömülme bittikten sonra. O da geçer. İnsan güler bir müddet sonra. Gülmelidir de taaa onun için de bir mezar kazılana dek, gülmelidir. Umutla, neşeyle, mutlulukla gülmelidir insan.

Valla ben senin öldüğün yaşı azıcık geçtim baba. Hiiiç hazır ve nazır değilim ölüme. Yaşanası çok güzel günleri bekliyorum. Torunlarım ve çocuklarımla. Veee tabi seninle...

Hep anı başında hep yanı başında…

Necip Fazıl Kısakürek’in şiiri geldi yine aklıma. Ne zaman mezar lafı geçse aklıma gelir. Ya yazarım, ya söylerim. Eğer sevdiysem bir şeyi tekrara düşmekten korkmam. Yine derim, yeni derim, yazarım.

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı,

Ne taze ölüyü mezar.

Ne de şeytan, bir günahı,

Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,

Yokluğunda buldum seni;

Bırak vehmimde gölgeni

Gelme, artık neye yarar?

 (ARKASI YARIN MEKTUPLAR 3’ten)

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI