Bugun...

Özele danış, Devlet’e lütfen DANIŞMA

 Tarih: 12-04-2018 21:57:00  -   Güncelleme: 12-04-2018 23:22:00
Özkan İrman

Küçük oğlum İzmir’de okuyor. Bu yıl liseye başladı. Amerikan kolejlerinin klasik bahar tatili için bir haftalığına Bursa’ya geldi. Gelmişken pasaport çıkaralım da okul gezilerinden mahrum olmasın dedik, emniyete gittik. Meğer birkaç gün önce bu iş nüfus memurluğuna verilmiş. İyi, ne güzel zaten yakın dedik, arabayı almadan hemen ilerideki nüfus idaresine yürüyerek gittik.

Oğlum henüz reşit olmadığından hem anne, hem baba orada hazır olmalıymış. Normaldir. Zaten biliyorduk. Nüfus idaresi emniyetten sonra son derece eski ve bakımsız. Bir sürü insan sıra bekliyor. Ehliyet de, pasaport da, kimlik de aynı yerde olunca o da normal geldi.

Özel ile devlet mantığı ne kadar farklı. Özel bir yere girdiğinizde sizi bir “danışma” karşılar. Sizi yönlendirir. İşiniz su gibi akar. Burada herkes birbirine eblek eblek bakıyor. Hayatında bir ya da en fazla iki kez buraya işi düşen vatandaş prosedürü ne bilsin? Birine sorduk. Her yerde karşımıza çıkan “her şeyi bilen bir yurdum insanı” bizim de orada karşımıza çıktı. Genç Bulgar göçmeni adam resmen ayaklı danışma.  Tüm işleyişi öğrendik. Ancak parmak izi gerekiyordu ve sistem çalışmıyordu. Aynı zamanda parmak izi sistem odasında da kimse yoktu. Her gelen kapıya dayanıyor, sıradakiler tarafından uyarılıyordu.

-Sistem çalışmıyor!.

Eşim bu tip durumlarda çok girişkendir. Kendini öyle olmadığı halde saf yapar. Yine öyle yaptı, bir odaya daldı ve bizim iş hemencecik oluverdi. Meğer içerideki odada da parmak izi alan sistem varmış. Ama kimse çıkıp da nasıl yardımcı olabilirim diye sormuyor. Neyse kilit çözüldü ve bizim arkamızdan herkesin işi yürüdü.

Oraya gitmişken ve yurdum insanından bütün işleyişi öğrenmişken hem kimlik hem de ehliyet için başvuru yaptık. Cebimde ehliyetim, kimliğim var ama fotoğrafları çok eski. Her yerde zorlanıyordum, iyi oldu. 25 yaşındaki fotoğrafım ve 55 yaşındaki fotoğrafım. Arada dağlar kadar fark var.

Hayat geçiyor... Geçsin, geçecek. Her yaş güzel...

Bu ay Ceres yayınlarından ilk kitabım Mezeci Çırağı’nın yeni baskısı ve son kitabım İz Yok, Vukuat Yok çıktı. Kitap fuarındaki imza günü çok keyifliydi. Önümüzdeki hafta da üç kitabım yayınlanacak. Denemeler kitabım Hayal Et Ürünleri AŞ’de son üç yılda yayınlanmış köşe ve blog yazılarımı bir araya getirdik. Tatlıcım ise sıcak bir Bursa öyküsü. Ama bu Tatlıcı pek çapkın..! Yaklaşık iki yıldır üstünde çalışıyordum. Ve üçüncü kitabım Arkası Yarın Mektuplar- Anı Başında ve Yanı Başında Yazılan... Bu kitabım da günlük şeklinde bir denemeler kitabı. Aslında bu serinin ikincisi de bitti, üçüncüye başladım bile...

 

Yazmak derin bir okyanus.

Yazmak öğrenciliğin devamı...

Ve yazmak çok zevkli. Hele de okuyanlar tarafından güzel tepkiler almak...

Bugün 6 Nisan güzel bir bahar günü. Bugün aynı zamanda Öldürülen Gazeteciler Günü’ymüş. İlk kez duyuyorum. Ya da duydum da idrak edemedim. Ve bu sabah bu konuyla ilgili sosyal medyada şöyle bir şey paylaşmışım. Onu burada sizinle de paylaşayım. Hoşçakalın...

PEKİ BUGÜN NE DENİR?

1909’dan beri gazetecilerimiz, yazarlarımız öldürülüyor. Ve neredeyse tamamı yılın ilk aylarında öldürülmüş.

Sebebi ne ola ki? Karakışın karamsarlığı pekişsin ülkenin üstüne çöksün diye mi? Yeni gelen yılın taze umudu sönsün diye mi?

Katiller yazın çalışmıyorlar mı? Katiller yazları soğuk ülkelere mi göçerler? Sebebi ne ola ki?

Bugün öldürülen gazeteciler günü. Bugün ne denir? Kutlu olsun denmez ya!

Peki bugün ne denir?

 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI