kocaeli escort izmit escort escort izmit istanbul escort

Bahis analiz

Vdcasino

betpas mariobet 1xbet

relaxbahis relaxbahis relaxbahis relaxbahis

betgram betgram

Bugun...

Şakacılar nereye gittiniz?

 Tarih: 16-08-2021 00:00:00
Özkan İrman

Altmışlı yılların Halep'ini anlatan bir dönem filmi beni çocukluğuma götürdü. Esnafın, mahallelinin arasındaki o güzel ilişkilere... “Bugün ne yapsak, kimi işletsek, ne şaka icat etsek de günümüz şenlense?” günlerine…

Akla hayale gelmeyen, bazen de dozu iyice kaçmış eşek şakaları; sonu trajik biten -ölüm ya da yaralanmayla bitmemişse- zamanla da birleşince yine komediye dönüşen büyük şakalardı.

Berber Mümin'in limon kolonyasını çocuk idrarıyla değiştirmekten, atın gerisine nişadır sürmeye kadar varan feci şakalar. Tıraşın sonunda adamın yüzü buruşur elbet. Peki ya Mümin'in hali? Atın gerisi yanar. Ya üstündeki binicinin hali? Zavallı adam, koşmaktan atının çatladığına mı yansın işinin kaldığına mı? Berber müşterisini kaybettiğine mi yansın bileyleme kayışıyla yediği dayağa mı?

Şakalar genellikle zaafların üzerine kurgulanır; pintiler, tamahkârlar, fanatikler en çok şaka yapılan şahsiyetlerdi...

Bir sabah kovalar su ile doldurulup dükkânda hazırda bekletilir. Bir gün önceden kâğıtçı Bünyamin'in soba bacası iyice tıkanmıştır. Bünyamin Efendi sabah gelir, sobasını tıka basa doldurur, gazlı üstüpüye verir kibriti, soba harlar.

Dumanın çıkacağı yer olmadığı için kapıdan, pencereden duman yayılır sokağa. Muzipler hazırda bu anı beklemektedirler. Bağırır muziplerin efendisi Tornacı Mehmet:

“Koşuuun ulaaaan koşun, Allah rızası için koşun, kâğıtçının dükkân yanıyoooor!”

Kovayı kapan boca eder dükkâna. Giden bir daha gelir basar suyu. Hortumu kapan da vardır, verirler dumana doğru kapıdan-pencereden.

Kâğıtçı Bünyamin sıçan gibi ıslak halde kapıda belirdiğinde muzipler dışında tüm esnaf tufaya geldiğini anlamıştır artık. Bünyamin o an burnundan solumaktadır. Dükkânında ıslanmadık ne kese kâğıdı kalmıştır ne de paket kâğıdı. O an bilse kimin yaptığını elini kana bulaması işten bile değildir.

Her şaka sonrası akil bir-iki insan ortaya çıkıp olayı yatıştırır. Artık herkes şakanın kimin tarafından yapıldığını anlamıştır ve rövanşı sabırsızlıkla beklemektedir.

Genellikle muziplerin özgüveni çok yüksekti. Onlar asla tufaya düşmezlerdi...

Uzun bir zaman sonra tornacının dükkânına işlerin en kötü zamanı iyi giyimli biri girer. Kendini tanıtır ben Kâğıtçı Bünyamin'in hemşerisiyim seni o tavsiye etti der ve üç bin kazma sapı, beş bin keser sapı, iki bin kürek sapı, iki bin balta sapı sipariş verir. Tornacı Mehmet siparişi heyecanla yazar ve kapora ister. Adam tereddütsüz çıkarıp kaporayı verir. Acele etmesini, sipariş bittiğinde de Kağıtçı'yla parayı göndereceğini söyler ve çeker gider.

Eski olay küllenmiştir, unutulup gitmiştir. Selam sabah eski düzenine dönmüştür artık. Tornacı soluğu Kağıtçı'nın dükkânında alır:

“Selamünaleyküm, hayırlı işler Bünyamin.”

“Sağol canım hoş eldin, çay koy kendine.”

“Eyvallah da biliyorsun işler kesat. Senin bir hemşerin geldi, yüklü bir sipariş ve kapora verdi.”

“Heee ben yolladım. Sağlam adamdır.”

“O zaman ben oyalanmayayım gideyim. Kereste alayım, işim çok.”

 

Tornacı günlerce çalışır sapları istifler. Ara ara da Kâğıtçı’ya sorar. “Gelir gelir”, “alır alır” cevabını duyunca her seferinde rahatlar, gece gündüz çalışır.

İki ay geçmiştir. Keresteciler Tornacı'yı sıkıştırmaya başlarlar. Alacaklının biri gider biri gelir. Tornacı Mehmet'in canına tak etmiştir artık. Soluğu Kağıtçı'nın dükkânında alır. Bünyamin burnundan soluyan Mehmet'i sakinleştirir. Çırağına bir şeyler söyler, çırak fırlar gider. Az sonra kahveci elinde büyük bir tepsi kahveyle dükkâna girerken onlarca esnaf da dükkâna dalar. Sanki o an kahve saatidir tüm esnafın.

Ortamda derin bir sükût vardır. Bünyamin geriye yaslanır, kahvesini höpürdetir, bir şey verecek gibi çekmecesini açar ve Tornacı'ya sorar:

“Buyur Mehmet Usta sen ne diyordun?”

“Ne diyeceğim Bünyamin ha ne diyeceğim? Ben senin hemşerine binlerce mal ürettim. Şimdi ben bu kadar sapı ne yapacağım?”

Kağıtçı Bünyamin tekrar kahveyi höpürdetir keyifle:

"BENİM KAĞITLAR YUMUŞACIK OLDU YAPAMADIM, HURDAYA SATTIM. SEN BARİ KIÇINA SOK, MEHMETÇİM KIÇINA SOK!" der.

Öfkeden deliye dönen, ağzı köpüren Tornacı'yı onlarca insan kahkahalar arasında sürükleye sürükleye dükkânına götürür. Dükkânda sapları gören Tornacı daha da zapt edilmez hale gelir.

***

Mahalle şakaları da esnaf şakalarından geri kalmazdı.

Bir akşam üzeri annem mutfakta yemek yaparken kapı çalındı. Kapıyı açma işi bana düşmüştü. Açtığımda düşüp bayılacak kadar korktum. Karşımda duran kambur, çirkin çapa dişli, iğrenç benleri olan ucube bir kadındı. Pamuk Prenses ‘deki cadı bile bu kadar korkunç değildi.

Cılız bedenimi itip içeri daldı. Sırtına attığı içi ne ile dolu olduğu belli olmayan pis bir çuvalı sallayarak bir solukta çıktı merdivenleri… Bu arada anneme, “Mükerrem Ablaaaaa” diye sesleniyordu. Demek bu cadı annemi tanıyordu. Yine de odunluktan kaptığım odunu bırakmadan peşinden gittim.

Annem elindeki yemek kepçesi ile öylece kalmış, sapsarı oluvermişti. Kadına, “Sen kimsin?” diye sordu çekinerek. “Aaaa abla hani bugün hamama gidecektik, söz vermiştin,” diye ısrarını sürdürdü o korkunç kadın. Annem, “Ben bu akşam saati nasıl hamama söz veririm kardeşim. Biraz sonra kocam gelecek,” dedikçe kadın daha bir hiddetleniyor, ısrarını sürdürüyordu.

“Seni tanımıyorum be kadın!” dedi annem canına tak etmişti ve kepçeyi kaldırdı. Ben de sıkıca odunu kavradım. Cadı bir anda kendini yere attı. Ağzından tükürükler çıkıyordu. O sırada açık kapıdan bütün mahalleli içeriye doluştu. Herkes gülüyordu.

Bu kadar kötü bir durumda nasıl gülünür derken gülme kervanına yerde yatan cadı da katıldı. Annemin ve benim şok halim kadının yastıktan yaptığı kambur, ağızındaki sarımsaktan dişler, kalın çerçeveli ipli gözlük, kısacası tüm kılık değiştirme malzemesi çıkınca şaşkınlığa döndü. Komşumuzun muzip kızı nasıl olmuş da bu kadar tanınmamayı başarmıştı?

 

Gerçek sonra anlaşıldı. Meğer komşumuzun kızı Fatoş o yıllarda TV’de oynayan Görevimiz Tehlike dizisinin hastasıymış. Bir akşam dizi bitince kılık değiştirmeye karar vermiş. Sonra atmış kendini sokağa. Kapı kapı gezmiş. Ayılanlar, bayılanlar; şekeri, tansiyonu çıkanlar olmuş. Seksenlik Hacı annenin takma damağı kırılmış korkudan dişini sıkınca. Komşu çocuklarından biri de korkudan uzun yıllar kâbus gördü, yatağını ıslattı, alay konusu oldu aramızda yıllarca.

Ahhh şakacılar, ah o eski günler neredesiniz?

 

 

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI