Bugun...

İran, Aselsan, uy aman!

 Tarih: 24-02-2019 18:44:00
Özkan İrman

ABD ve İsrail işbirliğiyle hazırlandığı bugün artık bilinen, İran’daki Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum saflaştırma çalışmalarını sekteye uğratmayı amaçlayan 2010 yılındaki “Stuxnet (Olympic Games)”  virüsü ile ilgili, 1.5 saatlik Zero Days (2016)  belgeseli BBC’de yayınlandı.

Ahmedinejad bilim adamlarını arkasına almış, hep birlikte sırayla dizilmiş halde bilgisayar ekranlarına bakıyorlar. Bu bir fotoğraf ve aslında bu fotoğraf tüm dünyaya bir mesaj veriyor: BİZ BAĞIMSIZIZ, BİZ DE HER DEVLET GİBİ NÜKLEER ENERJİ SANTRALLERİ KURABİLİRİZ.

Ahmedinejad’ın yerin yedi kat altına yapılmış uranyum zenginleştirme tesisindeki santrifüjlerin arasında gezerken bir de videosu var. Yine yanında bilim adamları...

Bu görseller aynı zamanda, dünyaya ve özellikle İsrail’e bir gözdağı veriyor ; “Buraya kimse giremez, bizi kimse engelleyemez!” diye.

Gerçekten de oraya fiziki olarak girmek mümkün değil. İran hiç bir tehdide aldırış etmiyor. İsrail İran’a hava harekâtı düzenlemek istiyor ABD engelliyor. İsrail hava kuvvetleri ne kadar güçlü olursa olsun Pentagon endişeleniyor. Çünkü coğrafyada dengeler hassas. İsrail sabırsız. Ve ABD’nin başka kıtada olması dolayısıyla rahat olduğunu düşünüyor.

İsrailli bilim insanları Ahmedinejad’ın dünyaya kendi eliyle servis ettiği fotoğrafları inceleye inceleye bir yol buluyorlar. Bu yol gerçekten sadece BİLGİ ile bulunabilir. Yani bilmeyenin “sadece şeytanın aklına gelebilir” diyebileceği bir şey. Bilgisayarların arkasındaki delikleri büyülterek oradan giriyorlar girilmez denilen tesise. Bilgisayar sistemi oradan öğreniliyor. Sıra internet ağı üzerinden içeriye girmeye geliyor. O yazılım da hazır ancak bunun için de Pentagon’un izni gerekli. Zamanın başkanı oğul Bush’ a teklif götürülüyor. Durum yine hassas, çünkü yapılacak eylem bir ulusun güvenliğine direk saldırı niteliğinde. Aslında bir savaş sebebi. Ancak o günlerde dünyada bunun için yapılmış bir anlaşma yok. Olmasa da ABD dikkatli hareket etmek istiyor. Bu siber saldırının kodları öyle yazılmalı ki asla arkasında bir devlet olduğu anlaşılmamalı. Bu kodlar asla başka bir gücün eline geçmemeli.

Ve düğmeye basılıyor. Sisteme girilecek ve görünmez implantlanlar yerleştirilecek. Bu görünmez siber implantlar sessizce bekleyecek, bütün hareketleri gözlemleyip bilgi aktaracak. İstenirse de harekete geçip santrifüjleri aşırı hızlı çalıştırarak bir daha işlemez hale getirecek. Bu saldırıya geçmeden önce sayısız deney yapılıyor. Belki inanmayacaksınız ama bilgisayar hackerleri başka bir sisteme girip makineye bağlanmış bir balonu istedikleri kadar şişiriyor, duruyor ve isterlerse patlatıyorlar. Bu bir devrimdir aslında.

Bir odada, bir diz üstü bilgisayarla, bir genç adam, bir devletin en güvenli odasına girip, sistemi ele geçirebiliyor. Hem de bütün veriler normal görünürken. Yani balon ekranda şişmedi gözükürken, sistemde patlamak üzere. Böylelikle her şey normal göründüğü için bilgisayarın elli santim yanındaki görevli müdahale etmeyip ayakta uyuyacak. Tıpkı eski savaşlarda nöbetçilere görünmeden cephaneliği havaya uçurmak gibi bir şey.

Peki bu kodlar bir sürü dijital güvenlik kalkanlarına rağmen tesis bilgisayarlarına nasıl sokulacak? O da çok basitçe hallediliyor. Ajanlar İran’la çalışan şirketlerin bilgisayarlarına virüs bulaştırıyor. Bu kodlar bir virüs sayesinde tesise sokuluyor. 

İmplantlar yerleştirildikten sonra artık her şey kolay. Sabırla beklenecek, izlenecek, gözlenecek ve zamanı geldiğinde gerek görülürse santrifüjler imha edilecek. Ama İsrail durur mu? ABD’den gizli düğmeye basıyorlar. Santrifüjler imha ediliyor. İran o günkü aklıyla konuyu hiç anlayamıyor. Çalıştıkları firmaların işlerini doğru yapmadıklarını sanıyorlar. Yani onların kanaatine göre bu teknik bir uygulama hatası.

Bu arada Bush gitmiş yerine Obama gelmiştir. Süreci Bush’tan sonra da yönetmiş birçok işleme onay vermiştir. Sorumluluğun en büyüğü onun omuzlarındadır. Çünkü teori onun döneminde pratiğe geçirilmiştir. Obama bir sürü kaygılarına rağmen sistemin güvenli olduğuna ikna edilmiş bir devlet adamıdır. Asla ABD’nin bu işin ardındaki bir güç olduğu bilinmeyecektir. Ancak evdeki hesap çarşıya uymaz. İsrail’in aceleciliği, hırsı, dahası korkusu her şeyi berbat eder. Yazılım imha görevini yapmıştır fakat bir yerde durmaz. Kod virüs sayesinde bütün dünyaya yayılır. Ta ki Belarus’ta yakalanana kadar. Ve kod Rusya’nın eline geçer.

Şimdi hiç istenmeyen olmuştur. Her devlet elindeki gücün aslında tam olarak kendine ait olmadığını anlamış ve büyük bir travmaya sürüklenmiştir. Artık hiçbir şey güvenli değildir. Eskiden taş kalelerle güvenliğini sağlayan toplumlar nasıl barut ve dolayısıyla top icat edildiğinde güvenliklerinden olmuşlarsa nükleer bombaya sahip olduğu için sağlam bir kalesinin olduğunu sanan günümüz toplumları da bu yeni nesil barut ile (siber saldırı) açığa düşüvermişlerdir. Bizzat bu siber saldırı silahını hazırlayan ABD ve İsrail de artık bu silahın hedefindedir.

İran Belarus’tan sonra işin özünü anlayınca kılıcı, tüfeği, topu kuşanıp karşı saldırıya geçer. ABD’deki iki eyalette ardı ardına gelen elektrik kesintileri herkesin aklını suya erdirir. Nasıl vaktinde nükleer silahlarla ilgili anlaşmalar yapılmışsa bu işin de mutlaka bir anlaşması ve yaptırımı olmalıdır. İran İsrail’in arkasındaki gücü bilmektedir. O yüzden direk ona saldırır. Ve nihayetinde ABD ile 2015 yılında masaya oturur. İran santrifüj sayısını üçte iki oranında azaltacak ve böylece yüz milyar dolar değerindeki bloke edilmiş öz varlıklarına kavuşacaktır.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif Anlaşma sonrası, “Kimse için mükemmel değil ama varılabilecek en iyi sonuç.” der. Sonuçta devletler makul olmak zorundadır...

Trump iktidara gelir gelmez,  İran’la yapılan anlaşmayı tanımıyorum deyiverince, “Uy aman aman!” deyivermişim.

Bilmem İran’ın Ahmedinejad ile birlikte olan ve fotoğrafını açık açık paylaştığı bilim adamlarının suikaste uğradığını, birinin de öldürüldüğünü söylememe gerek var mı? “Yahu bu nasıl akıl almaz bir iştir, insan bilim insanlarını ifşa eder mi, böyle aymazlık olur mu, tam tersi gizlenmelidir,” diye sakın atarlanmayın.

Biz ASELSAN mühendislerimizi koruyabildik mi? Gerçi onlar intihar etti. İnsanı da kendinden nasıl koruyalım değil mi canım! Bizim bir kusurumuz olamaz. O günlerde askerinden, bilim adamına kadar bir intihar salgını vardı. Bir de zincirleme kazalar yakamızı bırakmadı. Hepsi tesadüf! Bilim insanlarımızın bindiği uçağın, devlet adamımızın bindiği helikopterin düşmesi, hepsi ama hepsi tesadüf!

İnsanca yaşamaya, adilce bölüşmeye değil, tamamen kazanmaya, daha fazla kazanmaya, ölümüne kazanmaya güdülenmiş aç gözlü devletler gezegenimizi mahvetmek üzereler.  Yanlış bir kodlama ya da bir delinin düğmeye basmasıyla taş devrine dönmemiz işten bile değil.

Siber askerler bir odada oturmuşlar kahve içip, şamata yapıp çalışıyorlar. Her türlü imkânları var. Boş zamanlarında online oyun oynuyorlar. Bir yazılımla gerçek bir yere girmek de onlar için sanal bir şey ve çocuk oyuncağı. Hiroşimaya atom bombasını bir manivelayı çekerek bırakan pilot kadar bile işin GERÇEKLİĞİNİN farkında değiller. Bilmedikleri bir şey var. Rakibi de bir odada ve o da aynı kafada. Ve bu işin sonunda ölenler online oyunlardaki gibi yeni bir oyunda tekrar dirilmiyorlar.

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI