Bugun...

Karlov suikastının birinci yılında Türk-Rus ilişkilerinin analizi

 Tarih: 04-01-2018 19:22:00
Prof. Hüsamettin İnaç

Türkiye ve Rusya yüzlerce yıldır benzer tarihsel süreçlerden geçen ve neredeyse ortak bir kadere sahip iki farklı ülkedir. Zira Osmanlı Beyliği 1299 yılında bir devlete dönüşürken Moskova Knezliği’nin Rus Çarlığı’na dönüşü birkaç on yıl sonra gerçekleşmiştir. Kuruluş döneminin hemen akabinde iki ülkenin gelişmesi ve siyasal sınırlarını genişletmeye başlaması yine aynı dönemlere denk gelmektedir. İki ülkenin birer İmparatorluğa dönüşmesi ile yine iki ülkenin Batı karşısında duraklamaya başlaması ve yeniden eski güçlerini yakalamaya çalışmak amacıyla modernleşme hamlelerini başlatması aynı dönemlere denk gelmektedir. Daha önce 1. Aleksi döneminde her ne kadar modernleşme adımları atılmış olsa da Rus modernleşmesi Büyük Petro döneminde (1682-1725) arasında kurumsallaşmıştır. Osmanlıda ise modernleşme 1789’da iktidara gelen 3. Selim döneminde kurumsallaşma göstermiştir. Bu gelişmelerin sonunda Rusya İmparatorluğu 1917 yılında yerini yeni bir rejime bırakmış Osmanlı İmparatorluğu ise yerini 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakmıştır. Görüldüğü üzere iki ülkede kuruluştan yıkılışa ve yeniden ayağa kalkışa kadar her şey neredeyse aynı dönemlerde ve aynı doğrultuda yaşanmıştır.

Tüm bu tarihsel süreç içerisinde iki ülkenin karşı karşıya gelmesi ve savaşması elbette ki kaçınılmaz olmuştur. Zira 1568-1570 arasında Astrahan Seferi ile başlayan Rus- Türk savaşları 1918 Bakü Muhaberesine kadar sürmüş, 16. ve 20. Yüzyıllar arasında iri ufaklı yaklaşık otuz savaş ve çatışma yaşanmıştır. Söz konusu savaş ve çatışmaların bir kısmı Türklerin bir kısmı ise Rusların üstünlüğü ile sonuçlanırken bazılarında taraflar birbirlerine üstünlük sağlayamamıştır. Ancak Ruslar ile Türkler arasındaki savaş ve çatışmaların her zaman bir kazanını olmuştur. Avrupa..

Tarihsel süreç bu şekildeyken Türkiye’nin kuruluşunun hemen akabinde iki ülke arasında sıcak ilişkiler geliştirilmiştir. Soğuk savaş başlayıp Türkiye karşı blokta yer alıncaya dek yeni kurulan cumhuriyet yapmış olduğu pek çok yatırımda gerek finans gerekse teknoloji transferi bağlamında Ruslardan büyük destek görmüştür.

Soğuk savaş yıllarında iki farklı blokta yer alan Türkler ve Ruslar 1991’de Sovyet Bloğunun dağılmasının ardından yine aynı kaderi yaşamıştır. 90’lar her iki ülke için adeta kayıp yıllar olmuştur. Kayıp 90’ların ardından  kaderin bir cilvesi olarak iki ülkede halkların kaderini değiştirecek iki lider seçimlerden zaferle çıkmıştır.

2000 Birleşik Rusya Partisi ve Başkan Putin.. 2002 Ak parti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan..

İki lider arasındaki benzerlik o kadar şaşırtıcıdır ki her iki liderin sadece geliş dönemleri değil geldikleri kurumlarda aynıdır. Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden gelirken Putin Rusya Federasyonu’nun İstanbul’u diyebileceğimiz St. Petersburg Belediyesi’nden gelmektedir. Bugün hala devam eden Putin’in 16 Erdoğan’ın 14 yıllık iktidarlarının sonunda halkları iki lider için neredeyse aynı cümleleri farklı dillerde ifade etmektedir.

Pasaportumuzu dünyada itibarlı hale getirdi.. Enflasyonu yok etti.. Faizler düştü.. Büyük altyapı yatırımları yaptı.. Refah seviyemiz kat be kat arttı..

Kendi ülkelerinde adeta birer kahraman olan bu iki lider tarihsel olarak düşülen ve her defasında Batının işine yarayan çatışmalardan ders almış bir vaziyette kavga etmek yerine dostluğu, çatışmak yerine işbirliğini, karşılıklı kaybetmek yerine birlikte kazanmayı tercih etmiştir. Bu çerçevede öncelikle ekonomik yatırımlar karşılıklı olarak arttırılmış daha sonra ise iki ülke arasında vize serbestisi gerçekleştirilmiştir. Dahası Türkiye yarım asırı aşan bir süredir kapısında bekletildiği AB’den vazgeçerek Şangay Beşlisine katılma isteğini ifade etmiş ve üye olmadığı halde Şangay Enerji Kulübü’nün 2017 yılı dönem başkanı seçilmiştir.  Bu gelişmelerle birlikte Türkiye nükleer santral kurma gibi çok önemli bir yatırımı Rus ortaklarına teslim etmiş ve belki de çok daha önemlisi Rusya ve Türkiye birlikte hayata geçirecekleri doğalgaz nakil projeleri ile Batıyı köşeye sıkıştırmıştır.

Bu birliktelik çerçevesinde atılan adımlar dünyanın yeniden dizayn edildiği günümüzde çok daha önemli ve anlamlı bir hal almıştır. Zira kazan kazan çalışma prensibinden hareket eden iki ülke sadece Avrupa ülkelerini değil aynı zamanda Rusya’nın tarihsel ötekisi olan ABD’yi ciddi anlamda rahatsız eder olmuştur. Bu bağlamda Rusya renkli devrimlerle, Türkiye ise terör örgütleriyle öncelikle taciz edilmiş daha sonra bu taciz eylemleri demokratik ve meşru hükümetleri alaşağı etme faaliyetlerine dönüşmüştür.

Girişilen tüm bu faaliyetlerden herhangi bir sonuç alınamayınca Batının desteği, koruyup kollaması ile Türk askeri ve sivil bürokrasisine yerleşmiş olan Fethullahçı Terör Örgütü mensuplarınca iki ülkenin ilişkilerini derinden etkileyecek uçak düşürme eylemi gerçekleşmiştir. Bu olaya ilk etapta sert tepki veren Moskova yönetimi Türk tarafının sağduyulu açıklamaları ve yürüttüğü yoğun diploması sonrası meselenin arka planını görmüş ve ilişkiler olayın yaşanmasından sonra 1 yıl içerisinde onarılmıştır.

İşte tam da ilişkiler gerek iki ülke arasındaki meseleler gerek bölgesel konular gerekse küresel iş birliği bağlamında yeniden eski yakınlığına kavuşacakken, gittiği kurslar ve mezun olduğu okullardan Fethullahçı Terör Örgütü mensubu olduğu aşikar olan ve bu kez polis teşkilatının içerisine sızmış bir terörist üzerinden yok edilmeye çalışılmıştır.

Katledilen Rus büyükelçi sıradan bir isim değildir.. Rus diplomatları arasında büyük bir saygı gören Karlov, nükleer tesis projesinin ve Türk akımının en büyük mimarıdır. Dahası uçak krizinin bir daha yaşanmaması için Türk ve Rus genelkurmaylarında kurulan doğrudan hattın fikir babasıdır. Dolayısıyla son dönem gelişen iyi ilişkilerinde başat aktörlerinden birisidir. Büyükelçinin bu özelliklerinin yanında üzerinde özellikle durulması gereken bir başka noktada Rusya’nın FETÖ okullarını Amerikan ajanlarını istihdam ettiği gerekçesiyle iki binlerin hemen başında mahkeme kararlarıyla kapatmış olmasıdır.

Tüm bu gelişmelerin ardından gerçekleştirilmek istenen açıktır.. Amaç, Rusları ve Türkleri tarihte olduğu gibi yeniden bir çatışma ortamına çekip iki ülkenin çatışmasından karlı çıkmaktır. Ancak olayın hemen akabinde iki ülke yetkililerinin soğukkanlı açıklamaları, olayın aydınlatılması ve soruşturulması noktasında ortak hareket etme kararı almış olmaları ve Rus tarafının “ilişkiler etkilenmeyecek” demesi, suikastın amacına ulaşamayacağını göstermiştir.

Görünen odur ki suikast bırakın iki ülke ilişkilerine zarar vermeyi iki ülke halklarını ve yönetimlerini birbirine daha da yakınlaştıracak ve ortak hareket etme arzusunu daha da pekiştirecektir.

Son olarak bu olayın kaybedeni Fethullahçı Teröristler ve onları adeta bir maşa olarak kullananlar olacaktır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası pek çok ülkede faaliyetlerine son verilen terörist örgüt artık attığı her adımda sadece Türkiye’yi değil Rusya’yı da karşısında bulacaktır.

 

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI