Bugun...
SON DAKİKA

Amerika Suriye’den çekiliyor mu?

 Tarih: 15-05-2018 22:34:00  -   Güncelleme: 18-05-2018 02:23:00
Prof. Hüsamettin İnaç

Uluslararası gündemin en sıcak maddelerinden birisi, Trump’ın en son açıklamalarına bağlı olarak, ABD’nin Suriye’yi terk edip etmeyeceği konusudur. Bu konuya açıklık getirmek için ABD’nin niçin Suriye’de olduğu sorusuna cevap bulmak gerekir. Bunun görünürdeki cevabı; DEAŞ’la mücadeledir. Ancak bu cevap gerçeği yansıtmamaktadır. ABD bölgeye bir vekâlet savaşının parçası olarak gelmiştir. Henüz bu vekâlet savaşı bitmemiştir. Bu bağlamda ABD’nin Fırat’ın doğusunda YPG üzerinden var olmasının en büyük sebebi; İsrail’in güvenliğini temin etmektir. İran’ı kuşatmak ve kısıtlamak, bölgeyi Rusya’nın tekeline bırakmamak, süper güç olma iddiasını sürdürmek ve enerji politikalarında söz hakkını korumaktır. Nitekim ABD etkisinde bulunan bölge, Suriye’nin yüzde otuzuna, enerji kaynaklarının yüzde seksenine tekabül etmektedir.

Burada iki büyük projeden de söz etmek kaçınılmazdır. Bunlardan birincisi; Akdeniz’de hâkimiyet mücadelesidir. Son dönemde yaşanan gelişmeler, İngiltere ile ABD’nin Akdeniz’deki paylaşım hususunda önemli ölçüde uzlaşmış görünmektedir. Son zamanda yapılan sondaj çalışmaları ve tahminlere göre, Akdeniz havzasında trilyonlarca metreküplük doğalgaz ve petrol bulunmaktadır. Bu bakımdan ABD, Akdeniz’de ve özellikle Doğu Akdeniz’deki varlığını yeterli bulmamaktadır. Öte yandan Rusya, Tartus, Lazkiye ve Himeymim üsleriyle bölgede kalıcı olduğunu ispat etmiştir. Türkiye ise Akdeniz’de olan uzun sınır ve Kıbrıs adasındaki hâkimiyeti dikkate alındığında, paylaşımda göz ardı edilmeyecek en önemli ülkedir.

İkinci proje ise, Londra ile Çin’i birleştirmeye çalışan ticaret yolu olarak İpek Yolu projesidir. Bu proje son birkaç yıldır İngiltere ve ABD arasındaki ihtilaf üzerinden şekillenmiş, ABD Polonya, Almanya, Afganistan ve İtalya ile hareket etmiş, öte yandan İngiltere Türkiye, Katar, Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle aynı kategoride yer almıştır. Burada İngiltere’nin istediği bir rota üzerinden İpek Yolu Projesi gerçekleşirse, ABD sıradan ve etkinliği sınırlı bir ülke haline gelecektir. Bundan dolayı ABD bu projenin gerçekleşmesini önlemek, yapamıyorsa geciktirmek, onu da yapamıyorsa kendi çıkarına uygun bir biçimde değiştirmek ve tadil etmek arayışına girmiştir. Tam da bu bağlamda İngiltere, çifte ajan krizinde ABD ve AB’nin yanında ve Rusya’ya karşı konumlanarak eski ittifakı yeniden tesis etme tercihini yansıtmıştır. Nitekim bu tercih, Akdeniz’de somut bir kazanıma dönüşecek gibi görünmektedir. 

ABD’nin bölgedeki varlık sebepleri ve sözünü ettiğimiz mega projeler dikkate alındığında, Trump yönetimi Suriye’den çekilecek midir? Çekilmesi ya da kalıcı olması durumunda Türkiye nasıl etkilenecektir? Öncelikle ABD’nin Suriye’de kalış sebepleri dikkate alındığında Suriye’den çekilmesi hususunda yeterli sebep görünmemektedir. Her ne kadar seçildiği andan itibaren Trump, askerlerini dünyadaki pek çok üsten ve özellikle Suriye’den çekeceğini ifade etse de, asıl odaklandığı konu Irak ve Afganistan işgalinde kaybettiği altı trilyon dolar olmuştur.

Trump bölgeden çekilme konusunu adeta bir tehdit ve şantaj haline getirmiş, İran tehdidini abartarak Körfez ülkelerinin kasalarını boşaltmaya çalışmıştır. Suudi Arabistan’ın ABD’nin bölgede kalması için ciddi ödemeler yapacağı hususunda spekülasyonlar, yeni yılın ilk günlerinde ABD’nin başkanlığında Ürdün, Suudi Arabistan, İngiltere ve Fransa’nın katıldığı toplantıya dayanmaktadır. Temel gayesi Türkiye’nin muhtemel operasyonlarını durdurmak, Astana sürecinin itibarsızlaştırmak ve Suriye’yi parçalamak olan bu toplantıda ABD, Fransa’ya kendine yönelen öfkeyi paylaşma ve Suriye’den geri çekilmesi sürecinde vekâlet ederek çıkarlarını koruma vazifesi verdi. Soğuk Savaş döneminde ABD çıkarlarını korumak için Vahhabiliği yayma misyonunu yerine getirdiğini itiraf eden Suudi Arabistan’dan beklenen ise, bölgedeki Sünnileri YPG ile çalışmaya ikna etmek ve ABD’nin bölgedeki askeri giderlerinin maliyetini ödemekti.

Peki, Fransa ABD’ye vekâlet ederek Amerikan çıkarlarını koruyabilecek güç ve kapasiteye sahip miydi? Fransa 1940 yılına kadar Suriye’de mandacı statüsüyle bulunmuş, Suriye kültürünün oluşmasında etkin rol oynamış ve bölgeyi hala kendi himayesinde gören ve burada mevcudiyetini sürdürmek isteyen bir yumuşak güçtür. Bir yumuşak güç olarak Fransa, YPG ve rejim üzerinden bölgeyi dizayn etme, Suriye’nin kuzeyinde uçuşa yasak ve güvenli bölge oluşturma, Suriye’yi parçalama, Amerikan çıkarlarını koruma ve Türkiye’nin operasyonlarını engelleme amacını gütmektedir. Fransa’nın Irak’ta Çekiç Güç marifetiyle 36. Paralelin kuzeyinde oluşturduğuna benzer bir kuşak oluşturması Türkiye için kabul edilemeyecek bir projedir. Ne var ki Fransa’nın bu projeyi uygulamaya yetecek gücü ve kapasitesi yoktur. Ancak ABD’nin Fransa’yı böyle bir eyleme zorlaması, Fransa’nın Akdeniz’den uzaklaştırılması olarak tefsir edilebilir.

Öte yandan ABD’nin Suriye’yi apar topar terk etmesi, Türkiye için bir tehlike olarak algılanabilir. Zira Rusya’ya karşı pazarlık gücünü NATO üyesi ve Avrupa’nın müttefiki olmaktan alan Türkiye, ABD’nin çekilmesi durumunda Rusya’ya karşı taşıdığı stratejik önemi önemli ölçüde kaybedebilir. Bu durum, her ne kadar Türkiye’nin YPG ile mücadelesinde özgürlük alanı yaratacağı izlenimi yaratsa da, Rusya tarafından yalnız bırakılmasına, sınırlandırılmasına ve hatta bölgeden çıkmaya zorlanmasına yol açabilir. Öte yandan İran yayılmacılığı ve etkinliğini azaltmak misyonuyla karşı mücadele konusunda kararlı olduğu bilinen Trump’ın bölgeden çekilmesi, İran’a doğrudan hedef alacağı konvansiyel bir saldırı planını da çağrıştırmaktadır.  Zira İran’ın Lübnan ve Suriye’den başlayıp Körfez’deki Irak ve Bahreyn’e oradan da Kızıldeniz’de Yemen’e uzanan bir nüfuz alanı kurmuş olması, ABD ve İsrail tarafından ulusal çıkarlarına bir tehdit olarak algılanıyordu.

Tam tersi bir biçimde ABD’nin bölgede kalıcı olma kararı alması durumunda Türkiye manevra alanını önemli ölçüde kaybedecek, Rusya ile arasında inşa ettiği uzlaşıyı ayakta tutan faktör ortadan kalkmış olacak ve büyük güçlerin kendi aralarında oluşan ihtilaf alanlarının doğurduğu boşluğu kendi ulusal çıkarlarıyla doldurma politikası nihayete erecektir. Ancak Türkiye’nin YPG karşısında mevzi kazanarak mücadelesini tamamlamasının ve Türkiye’nin kendi sınırlarını kendi iradesiyle temizlemesinin akabinde artacak bir Amerikan müdahalesi Ankara’nın kazanımlarını istikrarlı hale getirecek sonuçlar doğurur ve ABD, Rusya’ya karşı bir dengeleyici rolü oynayabilir. Ancak Türkiye’nin gerekli temizliği yapmasından önce ABD geri dönerse, bazı örgütler ABD’nin oluşturacağı kalkan altına sığınabilirler.

Tüm bu mülahazaların ötesinde ABD’nin Suriye’den çekilmek gibi bir planının olmadığı ortaya çıkar. Haddi zatında kalmak gibi bir planı da mevcut değildir. ABD’nin yaşadığı kafa karışıklığı ve kurumlar arasında yaşanan mücadelenin de tesiriyle ABD’nin yaşadığı bu hareketsizlik durumu, Türkiye’yi özgürleştiren bir imkân doğurmaktadır. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonlarının yarattığı ivme ve motivasyon, Türkiye’nin tüm sınırlarını terör örgütlerinden temizleyerek bu süreçten daha güçlü bir aktör olarak çıkmasına fırsat yaratacaktır.

Uluslararası yeni gelişmeler dikkate alındığında Türkiye bundan sonra ne yapacak, Suriye’nin geleceğine yönelik mekanizma nasıl ilerleyecektir? Bu bağlamda 4 Nisan’da İstanbul’da Rusya ve İran’la yapılan toplantıda Türkiye’nin Zeytin Dalı Operasyonuyla kazandığı yeni statü tescillenerek ve güncellenerek bundan sonra atılacak adımlar görüşülmüştür. Deraayı ABD’ye vererek jest yapan, Kuzey Irak’la ciddi petrol anlaşmaları yapmayı başaran, Akdeniz’e açılmak için kalıcı üsler elde eden ve İdlib ve Halep’te kanı durdurarak prestij sağlayan Rusya, Berlin-Moskova-Pekin hattını oluşturmuştur.

Öte yandan oluşturulan İran-Mısır-Katar hattı da Akdeniz havzası için büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda ABD temel rakip olarak Rusya ve Çin’i görmekte, YPG’yi de kara gücü olarak değerlendirmektedir. Rusya’nın nazarında YPG, Türkiye’ye karşı kullanılacak bir koz konumundadır. Varna’daki AB Zirvesi’nde Türkiye Batıyla birlikte olacağı taahhüdünde bulunmuş, AB de Türkiye’den vazgeçmeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Çifte ajan krizinde tarafsız olmayı başaran Türkiye, Rusya’yı kınama hususunda NATO ile birlikte hareket etmiştir. Konjonktür, Türkiye’ye ihtilafları kullanma fırsatını fazlasıyla sunmaktadır.

Tüm bu dengeler çerçevesinde Türkiye’nin bundan sonraki hamlelerinin şekillenmesinde, Astana ve Cenevre Zirveleriyle birlikte Mayıs’ta yapılacak Irak seçimleri ciddi dönüm noktalarını oluşturacaktır. Suriye’de yeni bir Anayasa yapılmasını, demokratik seçimlerin gerçekleştirmesini ve geçiş hükümetinin nasıl teşkil edileceğinin tartışılacağı zirveler, aslında aktörlerin Suriye’nin geleceğinde ne ölçüde temsil edileceğinin de belirleneceği forumlardır. 

Türkiye’nin bundan sonra atacağı adım, Sincar olarak görülmektedir. Ezidilerden oluşan PKK kodlu bir yapı olan YBŞ’nin hâkim odluğu Sincar, YPG’nin bütünlüğünü sağlayan bir köprü mahiyetindedir. ABD’nin operasyon bölgesi olmayan Sincar’da altı PKK kampı mevcuttur. Sincar’ın bir yüzü Suriye’ye, diğer yüzü Irak’a baktığı için bu iki ülke ile müzakere edilmelidir. Bu bakımdan Irak’ta Mayıs ayında yapılacak seçimleri beklemek mecburiyeti vardır. Zira ABD Şii kimliğini çok fazla ön plana çıkaran Maliki yerine İbadi ile çalışmayı arzulamaktadır. İbadi ise bu aşamada ABD’yi kızdıracak bir adım atmak istemeyecektir. Ayrıca bölgede PKK’nın boşalttığı yerleri Bedir Tugayları ve Haşdi Şabi gibi kontrolsüz Şii milislerin yerleşmesi ABD için de kabul edilemez adımlardır.

Öte yandan etkin diplomasiyle birlikte askeri operasyonları eşgüdümlü olarak kullanmak durumunda olan Türkiye, Münbiç Operasyonunu da gerçekleştirmek mecburiyetindedir. Ancak Fırat’ın doğusuna geçiş açısından tampon bölge niteliğinde olan Münbiç, James Jeffrey’ın stratejik olmadığını belirtmiş olmasına rağmen, ABD açısından kırmızıçizgi niteliği taşımaktadır. Bölgenin tüm elektrik kaynaklarını bünyesinde barındıran Münbiç, ABD’yi PKK ile Türkiye arasında tercih yapmaya zorlayacağı bir alan olacaktır. PKK’ya yardımı sürdürmek için Suriye’nin Geleceği Partisini kurduran ABD’nin nasıl bir yol izleyeceği henüz bilinmemektedir. Ancak Türkiye, ABD’nin tercihlerinden bağımsız olarak, menfaatlerinin gerektirdiği adımları tereddütsüz bir biçimde atacak ve Suriye’nin şekillenmesinde belirleyici bir aktör olduğunu tescil edecektir.

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI