Bugun...

Küreselleşme, Marka Kentler ve Belediyecilik

 Tarih: 23-11-2018 19:02:00
Prof. Hüsamettin İnaç

Mahalli seçimlerin sathı mailine girdiğimiz ve meydanların yavaş yavaş hararetlenmeye başladığı son günlerde kent, kentleşme, marka kent, küreselleşme olgusuyla gelişen marka, markalaşmak, marka kent olguları daha fazla tartışılır hale geliyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin dünya kentleriyle yarışabilir bir duruma gelebilmeleri için kentleri birer marka kent haline getirme zorunluluğu vardır. Kentlerin markalaşmasındaki asıl unsur, kaynak çekebilmek adına kentin olanaklarını, potansiyelini dışarıya tanıtma uğraşısıdır. Buna bir örnek verecek olursak, dikildiğinde tüm Fransız aydınlarının beğenmediği ve sökülmesi için kampanya toplanıldığı ‘Eiffel Kulesi’’nin, Paris’in turist çekmesinde önemli bir katkısı vardır. Çoğu insana göre Venedik ve Paris âşıkların kentidir, Roma dinsel ve tarihsel yapıları, Mısır piramitleri ile ünlenmiştir. Bunların hepsi bu kentlerin; kaynak çekebilmek adına, kentsel potansiyellerini dışarıya başarılı bir şekilde tanıtarak markalaşması, yani marka kent olabilme olgusuyla alakalıdır. En başta da belirttiğimiz üzere markanın ve markalaşmanın amacı da budur. Kentlerin kaderleri onların ekonomik cazibeleriyle doğru orantılı şekildedir. Ekonomik cazibeyi arttırmak ise markalaşmadan geçmekte; kent, ülkesindeki ve dünyadaki yatırımları, alıcıları ve turistleri kendisine çekmek için cazibe faktörlerini bulundurmaları gerekmektedir.

Marka kent olmanın amacı; cazibeyi arttırmak, ziyaretçi akışını hızlandırmak, kentlerin ekonomilerini canlandırmak, işletmelerde yatırımları canlandırmak gibi gayelerle kentlerin bekasını sağlamaya yönelik marka kentler oluşturmaktır. Bunun ana sebebi de küreselleşmeden geçen dünyanın içindeki sistemler, kendilerini tek bir yapıda toplanmış bulsa dahi kimisi küçük kimisi büyüktür. Yani gelişmişlik düzeyleri farklıdır. Bu yüzden sürekli rekabet halinde oldukları için markalaşma gereksinimi dikkat çekme ve sermayeyi de dikkat ile beraber kendine çekebilme algısı silsile şeklinde yayılmıştır. Gerçek olarak marka olabilmek için, uzun ve zorlu bir süreç gerekir. Bu marka kent olabilmek adına da geçerlidir. Tanıtım, iyi hizmet, kalite ve güven özellikleri marka kentlerde olması gereken maddelerdendir. Ancak her durumda güven önemlidir; hedef kitle ile kurulan bağ güvenle başlar. Marka kent olmak da, benzer şekilde marka ile ilgili bir kavram, strateji, yöntem ve tekniklerin kentler için kullanılması anlamına gelir ve güven kavramını içerir. Marka olmuş bir kent yeni yatırımcılara da güven verir.

Tüm bunlardan yola çıktığımızda marka kent olabilmenin özellikleri az çok şöyledir; kenti dışa açmak, yatırımcıları, alıcıları ve turistleri süreklilik taşıyan bir şekilde kentlere çekmektir. Marka olmak, kentin merak uyandıran bir yer haline getirilmesi, keyifle yaşanacak bir kent ortamı yaratılması, kente gelenlere cazibe uyandırabilmek adına misafirperver ve iyi davranılması, yani bir nevi ülkemizde Trabzon’a gelen bir İngiliz’e kemençelerimizin, hamsilerimizin, doğamızın ve tarihi güzelliklerimizin sıcakkanlı bir şekilde tanıtılması bir örnek verilebilir.

Ancak bu anlattıklarımıza ek olarak küresel sistem ekonomik amaçlarını devreye sokarak, kentlerin kimliklerini ve marka niteliklerini benimseyen en önemli unsur haline gelebilmektedir. Kimliğin önemli olduğu tarihi kentlerde, küreselleşme o yerin kimliğini alıp götürebilmektedir. Bir kentin markalık kimliğinin uluslar üstü sistem tarafından belirlenmesi, her kentin kendi yerel doğasına aykırıdır ve yerelliğin, özgürlüğün ve farklılığın yok olmasına neden oluşturabilir. Halbuki kentleri diğerlerinden farklı kılan doğal ve kültürel çekiciliklerinin farklı olmasıdır. İyi markalamanın kente avantajlar sağlaması gibi kötü markalama da dezavantajlar sağlar. Standartlaşmayı, özgün kimliklerin yitirilmesini, benzer olmayı beraberinde getirir.

Kentler, tarihsel süreçte insanların çeşitli gereksinimlerinin sonucu olarak sürekli bir gelişme göstermişlerdir ve ilk ortaya çıktıklarından itibaren büyük bir dönüşüm yaşamışlardır. Geçirdiği bu dönüşümlerle hem insanların çeşitli birikimlerinin gelecek kuşaklara taşıyıcısı, hem de taşıdığı uygarlık birikimi ile insanoğlunun geleceğini şekillendiren önemli yapılardır. Bu tarihsel dönüşüm içerisinde kentler;  SİTE, POLİS, KOMÜN ve KENT dönüşümlerini yaşayarak dönüşmüşlerdir. Ama genel açıdan bakıldığında, kentlerin dönüşümüyle insanoğlunun dönüşümü iç içe ve birbirini besleyen süreçler olmuşlardır. Bu açıdan konumuzda Aristo örnek teşkil etmektedir. İnsanların sosyal bir hayvan olduğunu (zoon politicon) ve toplumla beraber yaşayabileceğini aynı zamanda tek başına devamlılığını sağlayamayacağını belirtmiştir. Dünyada özellikle 1990’lardan sonra yaşanan hızlı gelişim ve dönüşüm ortaya çıkmaya başlamış; lakin küreselleşmenin kuvvetli belirtileri, 80’lerde de sinyallerini vermeye başlamıştır. Küreselleşme olarak belirlenen bu gelişim; ulus-devletin fonksiyonunu yitireceği, anlamsal içeriğinin sığlaşacağı ve geleceğin kentlerinin belirleneceği anlamına gelmektedir. Kentler, içinde bulunduğumuz küreselleşme sürecinin taşıyıcılığını yapan en önemli faktörlerdir. Küreselleşme ve kent birbirleriyle, döngüsel ve karşılıklı olarak etkileşim içerisindedirler.

Küreselleşen dünya değişmekte ve sınırlar ortadan kalkmakta bununla beraber ise ilişkilerin yeniden oluşacağı öngörülmektedir. Dünya’da artık küresel hareketliliğin sağlanması ve yönetilmesinde ulus-devletler değil, yerel birimler olan kentler önemli görevler yüklenmektedir. Küreselleşmenin bir yerleşim birimi olarak kentler üzerindeki etkileri, kentlerin değişip dönüşmesine olanak sağlayarak, kentlerin gelişimlerini hızlıca sağlamak olmuştur. Küreselleşen dünya baz alınarak günümüzde kentler, bir toplumsal ve fiziki mekan olarak birbirleriyle yarış içerisindedirler. Küreselleşme çağında kaçınılmaz olarak görünen kent yarışları, yani kentlerin birer marka olarak rekabeti büyük ölçekli politikaları şart koşmaktadır. Uluslararası marka olma çabaları kentleri ‘Dünya Kenti’ cazibe noktası olarak çekmektedir. Bunu başaran ülkeler yani kentler, küreselleşen dünyanın ondan beklediklerini rekabet ortamında gerçekleştirerek başarıya ulaşıp MARKA olmayı başarmış sayılmaktadır. Küreselleşen dünyanın perspektifinde sermayeyi, markalaşarak başarılı şekilde kendine çekmiş sayılır. MARKA KENT olma olgusu küreselleşmenin dünyaya kazandırdığı bir olgu olarak tarihte izlerini sürdürür.    

Günümüzde dünya ekonomisini ve siyasetini yönlendiren küreselleşme, kentlerin anlamlarını ve işlevlerini de dönüşüme uğratmakta, kentler artık ulus devletlerin mülki sınırlarını aşan etkilere sahip kararların alındığı mekânlar olarak ön plana çıkmaktadırlar. Bu süreçte kentlerin anlam ve önemini kaybetmeyeceğini, hatta etkinliklerini daha da arttıracaklarını ifade edebiliriz. Ancak kentlerin bu etkisi karşısında özellikle ulus devlet yapılanmasının ortadan kalkacağını söylemek yanlış olacaktır. Bu süreçte ulus devleti ifade eden kavramlarda aşınma yaşanacak, fakat ulus devlet yapıları dönüşüme uğrayarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.              

 

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR