kocaeli escort izmit escort escort izmit istanbul escort

Bahis analiz

Vdcasino

betpas mariobet 1xbet

relaxbahis relaxbahis relaxbahis relaxbahis

betgram betgram

Bugun...

NATO, 2030 Raporu ve Türkiye

 Tarih: 20-02-2021 12:40:00
Prof. Hüsamettin İnaç

1949 Washington Anlaşmasıyla kurulan NATO’nun tarihine bakıldığında müttefiklerin günümüzde kendi aralarında yaşamakta oldukları problem ve ihtilafları daha önce hiç yaşamadıkları görülecektir. Nitekim örgüt içi ihtilafların gittikçe artması ciddi bir siyasi istikrarsızlığı da beraberinde getirmektedir. Bu çatışma unsurlarının başında ABD ile yaşanan problemler ilk sırada yer almaktadır. En başta yük paylaşımında müttefiklerin ABD’nin gerisinde kalması, ABD’nin kendi çıkarlarını ve politikalarını NATO’ya dayatmasına yol açmaktadır. Bununla birlikte Trump’ın 2020 içerisinde Irak ve Afganistan’dan asker çekmesi ve Pasifik bölgesine yönelerek Atlantik güvenliğine gereken önemi vermemesi de söz konusu problem alanına dâhil edilmelidir. Diğer yandan küresel terörle mücadele ettiği iddiasında bulunan ABD’nin Türkiye’nin hasmı olan PKK, YPG ve PYD’ye alenen ve resmi olarak devasa destekte bulunması da ittifakı zehirleyen en önemli unsurlardan birisini teşkil etmektedir. Bunun bir uzantısı olarak FETÖ’nün ve gene FETÖ’nün gerçekleştirdiği 15 Temmuz 2016 iç savaş girişiminin arkasında ABD’nin tartışılmaz desteği, Türkiye’nin NATO’ya ve ABD’ye güvenmesine mani olan parametrelerdir. Bu akıl almaz durum Türkiye’yi Rusya ile zorunlu bir ittifaka yönlendirmekte, Eylül 2017’de Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almak ve Suriye’de Rusya ile koordinasyon gerçekleştirmek gibi tercihlere zorlamaktadır. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan NATO 2019 Liderler Zirvesi öncesinde -büyük bir isabetle- NATO’nun YPG/PYD’yi terör örgütü olarak kabul etmemesi durumunda Rusya’ya karşı tanzim edilen Baltık savunma planını veto edeceğini deklare etmiştir. 

 

İhtilafın bir diğer ayağı Doğu Akdeniz’de sürmekte olan hâkimiyet mücadelesiyle ilgilidir. Deniz yetki alanları ve enerji kaynaklarının paylaşım mücadelesinde diğer müttefikler Türkiye’yi yok saymakta ve Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip olan ülkeyi Antalya Limanına hapsetmeye çalışmaktadır. Türkiye’ye karşı ittifak oluşturan Yunanistan, İtalya, Fransa, Almanya ve ABD ittifakın ruhuna zıt ve kutuplaştırıcı politikalar izlemişlerdir. Özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın rehini konumuna gelen AB, Türk-Yunan gerginliğinde Türk tezlerinin haklı ve uluslararası hukuka uygun olduğunu ifade etmelerine rağmen, Yunanistan’ı desteklemeyi müttefiklik borcu olarak görmüşlerdir. Daha da vahimi AB liderleri haksız olduğunu teyit ettikleri akıl almaz talepleri Türkiye’ye kabul ettirmek için yaptırım tehdidinde bulunabilecek seviyeye kadar krizi tırmandırmışlardır. Türkiye de 18 Mart 2016 tarihinde AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nda verdikleri sözlerin hiçbirini tutmayan AB’ye karşı sınır kapılarını açma ve göçmen kartını elinde tutma siyasetini devam etmektedir. Bu bağlamda Haziran 2020’de Türk savaş gemileri ve Fransız fırkateyni, Ağustos 2020’de ise Yunan ve Türk uçakları arasında Doğu Akdeniz’de tansiyon artmış ve NATO duruma müdahale ederek Ekim 2020’de askeri çatışmayı önlemek için bir mekanizma geliştirmiştir. Ne var ki devreye AB dönem başkanı Almanya girmiş olsa da krizi önlemek hususunda bir netice alamamıştır. Libya iç savaşı, Doğu Akdeniz ve Dağlık Karabağ Fransa ve Türkiye’yi karşı karşıya getirmiş, Fransa Türkiye karşıtı koalisyonun içinde yer almayı politikasının birincil önceliği olarak belirlemiştir. Kasım 2020’de ise İrini Operasyonu kapsamında Türk yük gemisi uluslararası hukuka mugayir olarak Libya açıklarında durdurulmuş ve Alman askerleri gemide izinsiz arama yapmışlardır. NATO tüm bu ihtilafları ortadan kaldırmaya elverişli bir diyalog platformu olamamış, her ülke kendi sorunlarını kendi çözmek durumunda bırakılmıştır. 

 

Tüm bunların yanı sıra yasadışı ticaretin artması, illegal malların sirkülasyonun hızlanması, ileri teknolojiye erişimin yaygınlaşması terör örgütlerinin EDT’lere ulaşımını mümkün kılmış ve hibrit ve siber saldırı yöntemleri sarsıcı ve daha yaratıcı bir mahiyet kazanmıştır. Buna mukabil NATO’nun ittifakın güvenlik stratejilerini mütemadiyen güncellemesi ve kapsayıcılığını artırması gerekmektedir. Ancak harici tehditlere karşı oldukça başarılı olan NATO, kendi içerisindeki ihtilafları çözümlemede son derece başarısız kalmaktadır. Üye devletlerin kendi çıkarlarını korumak için ortaya koyduğu etkiler, NATO’nun işlevlerini gerçekleşmesi hususunda atıl kalması sonucunu yaratmaktadır. Öyle ki NATO’nun bekasının önündeki en büyük mânia, müttefik devletlerin ve halkların birbirine hasım hale gelmesi ve askeri ve siyasal alanlarda bireysel hareket ederek meseleleri kendi yöntemleriyle çözme arayışına girmesidir.  NATO’nun tüm bu olumsuzluklara karşı hareketsiz kalması ve ihtilaflara yaratıcı çözümler getirecek elverişli zemini bir türlü yaratamaması, Macron’un ifadesiyle ”beyin ölümünün gerçekleşmesine” yol açabilecektir.

 

Bu sorunların farkında olan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Aralık 2019 Liderler Zirvesinde örgütün değişen tehditlere adapte olabilmesi ve ittifakın siyasi boyutunun konsolidasyonuna yönelik bir tefekkür süreciyle görevlendirilmiştir. “NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” raporu tam da bu kapsamda hazırlanmış, bu süreçte Türk Büyükelçi Tacan İldem de 11 kişilik hazırlık komitesinin içerisinde aktif görev almıştır. Söz konusu rapor, değişen tehditlere karşı reform, askeri başarı için yenilikler ve en önemlisi örgütün siyasi kanadının güçlendirilmesi amacını güden ve toplu hareket prensibi ve eski müttefiklik ruhunun canlandırılması konularına odaklanan ve –tabiri caizse- NATO’yu hayata döndürmek için sunulan tavsiye niteliğinde bir reçetedir. Haddi zatında bu raporun hazırlanmasında en önemli motivasyon, en güncel strateji belgesi olan 2010 Stratejik Kavram raporunda Çin, hibrit savaş yöntemleri, göç, iklim değişikliği, biyolojik tehdit, salgın ve doğal afetler gibi konulara hiç değinilmemiş ve Rusya, terörizm ve EDT hususuna kısmen temas edilmiş olmasıdır. Zira 2010’dan bugüne NATO’nun dış güvenlik atmosferinin radikal bir biçimde değiştiği varsayımından hareketle yeni tehditleri de ihtiva eden daha kapsayıcı ve güncel bir stratejiye dayanan yeni bir yol haritasının elzem olduğu aşikârdır. NATO 2030 vizyonun odaklandığı en temel parametre, müttefiklerin ulusal güvenlik meselelerini Kuzey Atlantik Konseyinde (NACC) değerlendirmeleri, değerlendirmeler neticesinde fikir birliğine ulaşmaları ve bu uzlaşı alanları üzerinden ittifakın ortak güvenlik stratejilerini geliştirmeleri tavsiyesidir. Eğer bu süreç sorunsuz bir biçimde işletilebilirse NATO’nun uluslararası düzendeki rolü, siyasi bütünlük prensibine dayalı olarak pekiştirilmiş ve artırılmış olacaktır. Rapor, gerçekçi bir noktadan başlayarak NATO’nun 2010-2020 döneminde Atlantik bölgesindeki gelişmelere beklenen seviyede tepkileri veremediğini tespit etmiş ve NATO’nun bir kriz esnasında muhtemel siyasi eylemsizliğinin neticelerini tartışmaya açmıştır. Bu sonuçlar net olarak ortaya konulursa, önümüzdeki on yılda benzer hataların tekrar etmemesi umulmaktadır.

Ne var ki Raporun Türkiye ile ilgi kısmı, NATO-Türkiye ilişkilerinin geleceği açısından hiç de pozitif bir gündem beklememiz gerektiğini göstermektedir. Doğrudan Türkiye’nin adı geçmese de ima yoluyla ülkemizin eleştiriye tutulduğu raporda “müttefikler, NATO dışı konularla ilgili siyasi amaçlı blokajdan kaçınmalıdır” ibaresi tamamen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 NATO Liderler Zirvesindeki tutumuyla ilgilidir. Şöyle ki, “NATO YPG’yi terör örgütü olarak ilan etmezse biz de Rusya’ya karşı şekillendirilen Baltık politikasını veto ederiz” şeklinde özetlenebilecek Türk tezi, NATO ile ilişkilendirilmeyen bir tavır olarak yaftalanmıştır. Öte yandan Rapor, ilk yapılacak liderler zirvesinde NATO ile AB’nin hükümet ve devlet başkanlarının bir araya gelmesi ve küresel güvenlik sorunlarına karşı birlikte hareket etmesi tavsiyesinde bulunmuştur. Ne var ki Türkiye bir devlet olarak tanımadığı GKRY’nin de masada yer alacağı bir zirveye asla onay vermeyecektir. Raporda yer verilen bir diğer problem ise, Türkiye’yi güçlü kılan oybirliği ilkesinin ortadan kaldırılmasına yönelik tekliftir. Eğer oybirliği ilkesi kalkarsa Türkiye’nin asla üye olmasını istemediği GKRY ve İsrail de –Türkiye’ye rağmen- NATO’ya üye olabilecek ve Türkiye aleyhine pek çok politika NATO zemininde kendine yer bulabilecektir.

Rusya ile birlikte Çin’i de rakip ve öteki olarak gören Rapor, tüm ittifak üyesi olan ülkelerin bu iki devletle ilişkilerini asgari seviyeye indirmelerini önermektedir. Ancak NATO ve ABD tarafından güvenlik endişeleri dikkate alınmayan, Doğu Akdeniz ve Ege’de Sevilla haritası ile Antalya Limanı’na hapsedilen, terörle mücadelesinde yalnız bırakılan ve kendisine hava savunması sistemi –Patriot- verilmediği için S-400 almak zorunda bırakılan Türkiye, asla Çin ve Rusya ile ilişkilerini kısıtlamayacaktır. Nitekim Şubat ayında Rusya’ya getirilecek yeni yaptırımlara Türkiye imza atarsa S-400 almaktan vazgeçeceği yönünde algı operasyonları şimdiden yapılmaya başlanmıştır. ABD tarafından CAATSA yaptırımlarına tabi tutulan ve -AB ile her ne kadar pozitif bir gündem yakalanmış gibi görünse de- henüz Gümrük Birliği Anlaşması güncellenmeyen Türkiye, diğer anlaşma yapan AB üyeleri gibi elbette Çin’le ticaretini devam ettirecektir. Buna ilaveten Rapor’da “Atlantik’in iki tarafındaki ülkeler, NATO’ya bağlılıklarını teyit etmelidirler” ibaresi de doğrudan Türkiye ile alakalıdır. Nitekim Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan haklarını gözeten politikalar üretmesi ve kendi ulusal çıkarları doğrultusunda faaliyetlerde bulunması NATO’yu rahatsız etmektedir. Türkiye, sırf bu nedenle bölgede istikrarı bozan ve tek taraflı politikalar üreten bir ülke olarak görülmeye ve gösterilmeye çalışılmaktadır.  Hâlbuki Türkiye’nin Libya’da, Suriye’de ve Kafkasya’da karşı karşıya geldiği Fransa’ya, Adalar Denizinde gerginlik yaratan Yunanistan’a ve İrini provokasyonuyla tecavüzde bulunan Almanya’ya benzer ithamlar yönlendirilmemektedir.  Hepsinin ötesinde içinde yaşadığımız zaman diliminde Türkiye, arkasında kendi menfaatlerini koruyacak siyasi bütünlüğe sahip bir ittifak görmemektedir. 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimi başta olmak üzere Türkiye aleyhine faaliyetlerin kotarıldığı ve Türkiye’nin can düşmanları olan FETÖ, PKK ve diğer terör örgütlerine sınırsız desteğin verildiği bir platform olarak NATO, Türkiye nezdinde itibarını ve inandırıcılığını tamamen kaybetmiş durumdadır.

Netice itibarıyla Türkiye, Raporda müttefiklerin yerine getirmekle mükellef tutulduğu vazifeleri fazlasıyla yerine getirmiş ve gene Raporun ifadesiyle “NATO’nun danışma ve anlaşmazlıkların barışçıl çözümü için ana platform olmasını desteklemiştir”. Yunanistan’la Doğu Akdeniz’de gerginlik yaşadığı zaman NATO’ya askeri heyet gönderen Türkiye, bu ülkeyle önkoşulsuz istikşafi görüşmeler yapmayı bile kabul etmiştir. Akdeniz’de kıyısı bulunan tüm ülkeleri, geniş bir kapsamlı bir konferansta toplamayı teklif eden Türkiye, hiç kimsenin hakkına göz dikmediğini defaatle dile getirmiştir. Bölgesinde ciddi güvenlik sorunları yaşadığını ve hava savunma sistemi eksikliğinin yaratabileceği tehditleri ve riskleri her platformda anlatan Türkiye, S-400 ve F-35’lerin bir arada kullanımına yönelik bir komisyon kurulması önermiştir. Suriye ve Irak’ın NATO ve ABD politikaları yüzünden istikrarsızlaşmasının risklerini yaşayan Türkiye, AB ile Geri Kabul Anlaşması imzalamış ama anlaşmanın tarafı olan AB tarafından ciddi biçimde aldatılmıştır. Gene Rapor’da detaylı bir biçimde ele alınan terörün ve hibrit savaşların en tehlikelilerine maruz kalmasına rağmen NATO’nun Türkiye’nin bu mücadelesine en küçük bir katkıyı bile çok gördüğü aşikârdır. Buna ilaveten ABD’nin BM Temsilcisinin “Türkiye ve Rusya Libya’dan derhal çekilmeli” buyruğu, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’la AB Komisyon başkanı Leyen’in AB ve ABD’nin ortak endişelerinin Çin ve Türkiye olduğu deklarasyonu ve Dışişleri Bakanı Blinken’in “sözde müttefik”, “Türkiye’yi Rusya’ya yaklaştıracak adımlar yerine Batı’ya dönük tutmalıyız” ve “bölgesel meselelerde ihtilafları körükleyerek Türkiye’yi transatlantik ittifak çizgisinde hizaya getireceğiz” ifadeleri de NATO ve ABD’nin bizi “müttefik” olarak görmediği hakikatını izahtan varestedir.  

 

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI