Afyon escort Tekirdağ masaj salonu

escort istanbul istanbul escort istanbul escort bayan

Bugun...

Bulgaristan göçlerinin günümüz göçleri bağlamında mukayesesi

 Tarih: 24-02-2019 18:40:00
Prof. Hüsamettin İnaç

Göçlerin, kimliklerin ve diaspora oluşumlarının çokça konuşulduğu günümüz konjonktüründe aslında bu olguların yeni bir dünya düzenin kuruluş sancısı olarak görmek gerekmektedir. Haddi zatında bu düzen, Amerika ve Avrupa Birliği’nin, yenidünyayı ahlaki ve hukuki ilkeleri çiğneyerek ve kendilerine meşruiyet kazandıran tüm değerlere ihanet ederek hoyratça kurulmaya çalışılan bir sistemdir. Bu hükmün ne derece isabetli olduğunu anlamak adına tarihte benzer örneklere bakmakta fayda vardır. Bu bağlamda Osmanlı’dan acı bir biçimde kopan Bulgaristan’la yeni kurulan Türk hükümetinin kurduğu diyaloğa dikkat çekmek istedim. Osmanlı’nın kalbi olan Balkanların sökülüşü ve akabindeki gelişmelerde bile bugünle kıyas kabul etmeyecek derece bir ilkelilik söz konusudur.

Türk-Bulgar ikili görüşmeleri, Bulgaristan’ın kurucu anlaşması olan “Berlin Barış Antlaşması’na” kadar dayanmaktadır. Bulgaristan bu anlaşma ile: “Padişaha bağlı ve vergi veren bir prenslik” olarak kurulmuştur. 1878 Berlin Barış Antlaşması, Altmış dört maddeden oluşan bir yapı şeklinde doğmuştur. Bununla beraber, prensliğin varlığı kabul edilmiş ve Bulgaristan’ın yeni sınırlarına dâhil olan Bulgaristan Türklerinin, ilk defa azınlık hak ve statü konuları konuşulup düzenlenmiştir. Berlin Antlaşmasının üçüncü maddesinin ikinci kısmında, “Bulgar anayasası ve Bulgar prensinin seçimi, Bulgaristan Türklerinin hakları ve çıkarları doğrultusunda hazırlanmıştır.” İbaresi yer almaktadır. Bu dönemde, “Müslüman olmak” ile “Türk olmak” kelimeleri eş değer tutulmuştur. Berlin Barış Antlaşmasında “Türk” kelimesi geçirilmiştir. Türklerin hakları, hukukları ve menfaatlerini gözetmek Bulgaristan’ın en önemli yükümlülükleri şeklinde tezahür etmiştir. Türkiye ile Bulgaristan’ın ilişkilerini canlandırıp başlatan, Berlin Barış Antlaşması ile

  • Padişahın istek ve arzularına, prensin kesinlikle uyması gerektiği hükmü,
  • Bulgaristan’da kalan Bulgaristan Türklerinin, eğitim ve din gibi konulardaki hürriyetlerine dokunulmayacağı hükmü,
  • Bulgaristan Türklerinin, tüm haklarının korunacağı, yükümlülükleri doğmuştur.

Nitekim Berlin Antlaşmasının beşinci maddesinde de Bulgarların Türk azınlığına karşı sorumlulukları belirtilmiştir. Madde 5’e göre, Müslüman Türk azınlıklar, dinlerini özgürce yaşayabilir, diğer Bulgarlardan ayrı tutulamaz ve eşit hakka sahiplerdir. Bahsedilen tüm bu yükümlülük ve ilkeler, Bulgaristan Anayasasının temel yapısını oluşturur. Bulgaristan Türklerinin malları ve bunların korunma hakları da Berlin Barış Antlaşmasının on ikinci maddesi ile güvence altına alınmıştır. Kısacası, bu barış antlaşması, Bulgaristan’ı hem kurmuş hem de ona ciddi yükümlülükler yüklemiştir.  Bulgaristan, tamamıyla bir devlet olarak oluştuğundan beri, Bulgaristan Türk azınlıkların özgürlüklerini ve haklarını koruma konusundaki yükümlülükleri üstlenmiştir.

Bulgaristan 1878 ve 1908 dönemleri arasında, yani yaklaşık olarak otuz yıl kadar padişaha bağlı bir sistem içerisinde yaşamıştır. Lakin Bulgaristan, Berlin Antlaşmasından ardından, 1908 tarihinde prenslik olan dönemden sonra krallık olan döneme geçmiştir. 19 Nisan 1909 tarihinde “İstanbul Protokolü” imzalanmıştır. Bu protokole ek olarak bir sözleşme de oluşturulmuştur. İstanbul protokolünün ana konusu, Türk-İslam cemaatinin vakıf malları ve hakları ile ilgilidir. Protokolün eki olan sözleşmeye göre Bulgaristan, Türk azınlıkların her türlü ihtiyaç ve işleriyle ilgilenme yükümlülüğünü taşımıştır.

İstanbul Protokolü ile doğan sözleşme sekiz maddeden oluşmaktadır. Sözleşmenin birinci maddesi, müftülüklerle ilgili düzenlemeleri ele almıştır. Buna göre baş müftü nerede bulunur, görevleri nelerdir? Gibi soruların cevabı bu maddede yer almaktadır. Baş müftü özellik olarak, İstanbul ve Bulgaristan hükümetleri arasında bir aracılık görevini üstlenmiştir Sözleşmenin ikinci maddesi, Türk- Müslüman azınlığın temel hak ve dini özgürlüklerini ele alan Bulgaristan yükümlülükleriyle bezenmiştir. Bu sözleşmenin önemli maddelerinden bir diğeri ise, altıncı maddesidir. Madde 6’ya göre; Türklerin cami ve okul yapımında gerekli olan bütçe için, Bulgaristan bütçesine ödenek sağlanacağı belirtilmiştir. Madde 7’ye göre ise; hayır işlerinin işlendiği ibadethanelerin dikkatli bir şekilde kullanılıp, zor durumda olunmadığı sürece yıkılmaması gerektiği üzerinde durulmuştur

Görüldüğü üzere, 19 Nisan 1909 tarihinde imzalanan İstanbul Protokolü ile protokolden doğan sözleşmenin konusunu oluşturan haklar, Bulgaristan’da yaşayan Türklere verilen, 1878 tarihli Berlin Barış Antlaşmasındaki haklara dayanılarak tekrar teyit edilmiştir. Balkan savaşlarını kapsayan 1912-1913 tarihlerinin hemen sonrasında bir anlaşma düzenlenmiştir. “1913 Barış antlaşması”, Bulgaristan ile Türkiye arasında geçtiği için iki taraflı bir anlaşma olma özelliğine sahiptir. 29 Eylül 1913 tarihli bu antlaşmanın ekinde “Müftülüklerle ilgili sözleşme” mevcuttur. 1912-1913 tarihlerinde, Balkan savaşları ile yenilmemize rağmen, tamamen Türk olan kesimlere lehte haklar verilmiştir. Barış antlaşmasının sekizinci maddesinde, Türklerin özgürlük ve hakları bağlamında olumlu kararlar alınırken, “Türk” kelimesi yerine, “Müslüman” kelimesi kullanılmıştır. Onuncu ve on birinci maddelerinde, Türk azınlıkların malları konusunu işlemiş ve herkesin birbirine saygı ile yaklaşmasını ele almıştır. Sonuç olarak, Bulgar ve Türk antlaşması Bulgaristan’a sorumluluk yüklemiş ve Bulgaristan Türklerinin tüm azınlık haklarının güvence altına alınmasını sağlamıştır. Müftülükler ile ilgili sözleşmenin konusu, ayrıntılı şekilde düzenlenmiş ve sözleşme, Bulgaristan’ın müftülük düzenini sağlamakla yükümlü olmuştur. Müftülükler ile ilgili antlaşmayla Müslüman olan azınlıklar, eğitim kurumları konusunda kendi kurumlarını yönetme yetkisini kazanmıştır. Özetle; bu antlaşma, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin gelenek, görenek, dil, din kimlik parametrelerini özgürce yaşama hakkını vermiştir. Bunlara ek olarak ise, dini açıdan kurulan vakıfların müftüler aracılığıyla yürütülmesi gibi önemli bir karar alınmıştır.

Bulgaristan’ın Birinci Dünya Savaşında yenilmesi üzerine, 27 Kasım 1919 “Neuilly Barış Antlaşması” imzalanmıştır. Bu antlaşma dokuz maddeden oluşmuştur. Antlaşmanın dördüncü kısmında Türk azınlıklarına tanınan haklar ve Bulgarların Türklere karşı sorumluluklarından bahsedilmiştir. Nitekim bu antlaşma ile Bulgaristan; din, ırk ve dil gibi ötekileştiren ayrımlardan kaçarak, Türk azınlıklarına çoğunlukla aynı hakları tanımıştır. Neuilly Barış Antlaşmasının ardından, Türkiye’de saltanat dönemi gitmiş, Cumhuriyet dönemi gelmiştir. Bu vesile ile Bulgaristan ve Türkiye arasında 1925 tarihli “ Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması ” imzalanmıştır. Antlaşmanın ilk maddesi, iki ülkenin de dostluklarının pekişmesi ve sarsılmaması temennisini taşımaktadır. Dostluk anlaşmasının en önemli kilit noktasını, Neuilly Barış Antlaşması ile gelen azınlık hakları ve bunların korunması oluşturmuş, bu haklar yinelenmiştir. Dostluk antlaşmasının pekişmesinden hemen sonra, 1925 tarihli, “Türk-Bulgar Oturma (ikamet) Sözleşmesi” gerçekleşmiştir. Sözleşmenin ilk maddesine göre: “Türk vatandaşları Bulgaristan’da, Bulgaristan vatandaşları Türkiye’de oturabileceklerdir. Taraflardan birinin yurttaşları öteki ülkeye serbestçe gidip gelebilecekler ve o ülkede dolaşabileceklerdir.” Kararına varılmıştır.

Komünistler, Bulgaristan ülkesini 1944’te ele geçirmiştir. Böylece Bulgaristan, “Bulgaristan Halk Cumhuriyeti” olarak anılmıştır. 1925 Dostluk antlaşması ile ele alınan isteğe göre, göç etme olayı ortadan kalkmıştır. Fakat bu uzun sürmemiş, 1950 hükümet değişikliği sebebiyle, Bulgaristan 250.000 Türk’ü üç ay gibi kısa bir sürede Türkiye’ye gönderme kararı almıştır. Bu karar, imzalanan oturma sözleşmesine ters düşmüş ve Türkleri sınır dışı etme politikası şeklinde tezahür etmiştir. Bu sebeple göçmen kitleleri, iki yıl süreyle zorunlu göçe maruz kalmışlardır. Daha sonra Bulgaristan yine bir darbe indirip kendi sınırlarını göçe kapatmıştır. Göçmen ailelerinde kopukluk yaşanmış ve bu sebepten dolayı, kopuk aileleri birleştirmek için, 1968 tarihinde iki ülke arasında “Yakın Akraba Göçü anlaşması” imzalanmıştır. Göç antlaşması, Bulgaristan’ın Türk azınlık haklarıyla ilgili imzaladığı son antlaşma olma özelliğine sahiptir. Bulgaristan’ın daha önce göç sınırlarını kapatmasıyla patlak veren birikim, Yakın Akraba Göçü ile çözülmeye çalışılmıştır. Göç antlaşmasının sınırları şu şekildedir:

a. Karı- Koca

   b. Ana, baba, büyükanne, büyükbaba ve bunların ana ve babaları,

   c. Çocuklar ve torunlar ve bunların eş ve çocukları,

   d. İşbu anlaşma yürürlüğe girinceye kadar evli olmayan kız ve erkek kardeşler ile ölü kız ve erkek kardeşlerin bekar reşit ve gayri reşit çocukları Türkiye’ye göç edebilecektir.

Göç antlaşmasıyla beraber Bulgaristan’dan Türkiye’ye totalde, 130.000 kadar kişi göç etmiştir. Sonuç olarak, bölünmüş birçok aile sınırlıda olsa birleştirilmiştir. Lakin Bulgaristan’ın son darbesi olan, zorla isim değiştirme fiilleri ortaya çıkınca, bu insanların diğer bir bölümü de Bulgaristan’da bölünmüş ve mağdur bir şekilde yaşamak zorunda kalmışlardır. Sonuç olarak, Bulgaristan hükümeti Türkiye ile yaptığı ikili antlaşmalar doğrultusunda, bazı yükümlülükler üstlenmiş; fakat buna rağmen 1944 Komünist rejimin ülkeye uğraması ile yönetimin değişmesi ve göç sonucunda kendi ekonomik dengesinin bozulmasından korktuğu için, barış antlaşmalarına ve uluslararası hukuka ters düşecek fiillerde bulunmuştur. Bulgaristan’ın bu tutumları ve kendi çıkarları doğrultusunda göç sınırlarını kapatıp açması durumu, hem Bulgaristan Türklerini hem de Türkiye Cumhuriyetini zor duruma sokmuştur. Üstlendiği yükümlülükleri layığı ile yerine getirmeyip, on binlerce masum Türk’e işkenceler, eziyetler, zorla isim ve ırk değiştirmeler gibi üzüntü verici faaliyetlerde bulunan Bulgaristan karşısında Türkiye, 1985-1989 son darbe göçlerinin üstesinden gelmiş ve göçmenler bugün toplumsal entegrasyonun en üst düzeyine ulaşarak Türk toplumun onurlu ve eşit vatandaşları olarak toplumsal refah ve barışa ciddi katkılar sunmaktadırlar.

 

YUKARI