Bugun...

Sığınmacı krizi ve Türkiye

 Tarih: 15-07-2019 17:32:00
Serra Yedikardeş

İçinde barındığımız uluslararası sistem, Suriye’de süregelen iç savaşın gözlemleyebildiğimiz en yıkıcı uluslararası anlaşmazlıklara yol açan doğası sebebiyle, ikinci dünya savaşından beri tecrübe edilmiş en büyük göç ve mülteci sorunu ile mücadele ediyor. Bunun sonucunda göç ve mülteci sorununun uluslararası yönetimi çerçevesinde uluslararası sistem kendini şekillendiriyor.

Suriye ile birlikte başta Ortadoğu ve Afrika bölgelerinde yer alan ülkelerdeki iç çatışmalar ile birlikte politik ve toplumsal yaşamdaki dengesizlikler bu bölgelerin batıya kitleler halinde göç vermesine sebep oluyor.

Fakat, Avrupa ülkeleri, kendi vatanlarında artık barınması imkânsız hale gelen ve bu sebeple canlarını riske atarak akın akın batıya göçen mültecilere karşı Suriye krizinin başından bu yana gün geçtikçe agresifleşen, içlerine dönük, korumacı ve kapalı bir politika izlemişlerdir. Bunun son dönemde karşımıza çıkan en can yakan örneği, Akdeniz’de kurtarılan 65 göçmeni taşıyan yardım gemisinin İtalya kıyısına yanaşmasının engellenmesi üzerine sığınmacılara hangi ülkenin kapılarını açacağı konusunda bölgesel bir bunalıma yol açmış olması oldu.

Gündeme oturan İtalya örneği, Avrupa ülkelerinin kendi kültür, uygarlık anlayışı ve dünya görüşünü paylaşmadığı ve varlıklarının kendi vatandaşlarına ekonomik, sosyal ve emniyet alanlarında zarar vereceğini savundukları sığınmacıları ister doğrudan ister dolaylı yollarla ülkelerinin sınırları dışında tutma mücadelesinin en radikal tablolarından birini oluşturmuştur.

Batı devletleri sığınmacılara karşı bu dışlayıcı tutumlarını, sorumlulukların en büyüğünü Türkiye’nin omuzlarına bırakarak güvenceye alabilmişlerdir. Dış politikalarında İkinci Dünya Savaşından beri küresel barış ve refah adına uluslararası iş birliği propagandası yapan Avrupa devletlerinin böylesine bir insani buhranının sorumluluğunu yönetimi ve değerlerini sıkça eleştirdikleri Türkiye’ye yüklemiş olmaları kafalarımızda soru işaretleri bırakıyor.

Sığınmacılar Türkiye’nin batısında sıcak karşılanmazken, Türkiye’ye sınırlarına dayanan ve Türkiye sınırları içerisine yerleşen mültecilere karşı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları tamamen insani dürtülerle yaklaşarak belki de altyapısı böyle bir nüfus artışını kaldırmaya Türkiye’den daha müsait olan ülkelerin ortaya koymadığı bir insaniyet sergilemiştir. Bu meseleye toplum olarak tavrımız, değer yargılarımız hakkında çok şey ifade ediyor ve belki de uluslararası sistemin önde gelen oyuncularına bu sistemi oluşturan değerler bütününü hatırlatıyor.

Fakat, böyle bir insani sorumluluğu üstlenerek Türkiye hem ev sahipliği yaptığı sığınmacılara hem de istikrar ve refahını sağlamak için doğrudan mesuliyet sahibi olduğu vatandaşlarına karşı büyük bir yükümlülük altına giriyor. Göç idaresi ve AFAD verilerine göre Türkiye sınırları içerisinde, kamplarda yaşayan %10’luk kesimi dışarıda bırakırsak 2.700.000’e yakın mülteci Türkiye’nin şehirlerine dağılmış bir şekilde yaşıyor. Sonuç olarak, dışarıdan gelen böylesine bir nüfus artışının iyi yönetimi için öncelikle, ülke sınırları içinde yaşayan göçmenler ve kendi vatandaşı arasındaki hoşgörülü iletişimi koruması ve bu denli bir yükü kaldırmak için Avrupa ülkeleri ile sığınmacı konusu üzerinde yapıcı ve işbirlikçi diyaloglar kurması dengeli bir iç ve dış siyaset yürütebilmesi için hayati anlam taşır.

Bu süreçte bizim vatandaşlar olarak görevimiz, evimizi açtığımız sığınmacılar ile kurduğumuz insani iletişimin hiçbir politik emele alet edilmediğini temin etmek ve hayatlarımızda yaşanılan krizin etkisinin gün geçtikçe yoğunlaştığı bu dönemde ilk günkü hoşgörü ve dayanışmamızı korumak olacaktır.

YUKARI