istanbul escort

Bugun...

Günümüz Türkiye’sinde yanlış batılılaşma

 Tarih: 24-02-2019 18:52:00
Serra Yedikardeş

Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevda’sından Ahmet Mithad Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi’sine kadar her birimiz, lisede Osmanlı’nın son dönemlerinde Avrupa’nın gelişmişlik düzeyine erişebilmek için yapılan batılılaşma çalışmalarının yanlış anlaşılma ve uygulamalar sonucu ancak, en yüzeysel boyutta uygulamaya geçirildiğini ve gelişme çabasının batı taklitçiliğinden öteye götürülemediğini anlatan Tanzimat dönemi eserlerini okuduk.


Bu eserlerde halkın ve devlet kurumlarının ,Batı’yı ilerleten ilim, bilim ve sanattaki evrimini örnek almaktansa çağdaşlaşmayı, üstünkörü Avrupalı gibi giyinip konuşma yoluyla izlemesi eleştirilmiştir. Yani, yanlış batılılaşmayı konu alan bu edebi akım, zihniyet yerine yalnız görüntüdeki değişikliğin toplumu ileri götürmektense daha da yozlaştırdığını, kendi toplumsal ve kültürel değer ve gerçeklerinden habersiz olanın batı fanatizminin halkı böldüğünü anlatır.

Osmanlı’nın son dönemlerinin tanıklık ettiği yanlış batılılaşma buhranına karşın çağdaş Türkiye’nin yapıtaşlarını oluşturan Atatürk devrimleri, yanlış batılılaşmayı önleyici, modernleşmeyi içinde bulunduğumuz coğrafyanın gereklilik ve değerlerini esas alarak sürdürücü niteliktedir.

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken aynen Osmanlı’nın son dönemindeki gibi Batı gelenek ve fikirlerini yutarak değil, ancak bilim adamı yetiştirip, doğal ve sosyal bilimlerde öncü olarak, kendi toplumumuzun ve tarihin başlangıcından bu yana etkileşim içinde olduğumuz şark ve garp medeniyetlerinin tarih, kültür ve edebiyatını araştırarak, öğrenerek ve anlatarak gerçek anlamda bir çağdaşlaşma amaçlanmıştır. Kısacası, Türkiye’nin ta kendisi olan doğu-batı sentezini ilim, bilim ve toplumsal hayata işleme yolu ile kendimizi bilmek ve yansıtmak hedeflenmiştir.

Fakat, bugün dünyanın en iyi eğitim sistemi ve üniversiteleri hala batıda. Yani, akademiyi yöneterek başka ülkeler hakkındaki tarihi yazma gücü hala batı devletlerinin elinde. Böylece, dünya tarihinde kayıtlara geçen ve gelecek nesillere öğretilen tarihimiz batı perspektifiyle yazılmış oluyor. Kendi kimliğini, başkalarının anlatısıyla dinleyen bir millet uluslararası platformda ne kadar inandırıcı ya da bağımsız olabilir?

Gelişmiş Dünya’nın bizim hakkımızdaki fikirlerine baş sallayıp, kendimizi başkalarının tanımına uydurup ona göre yaşamaktansa, (batı markalarından giyinip, bu dilleri konuşmanın getirmesi gerektirdiği dünya görüşünden yoksunca, içinde Fransızca veya İngilizce kelime barındırmayan cümle kuramadan, ne batı ne de milli kültür ve değerlerinden bir haber Avrupalıymış gibi davranmak gibi) ne olduğumuzu eksi ve artılarıyla ve bunların nedenleriyle bilip kendimizi geliştirirken bizi tanımlayan içi dolu gerçeklere dayanan edebiyatı yaratabiliyor olmamız gerekir. Yani, batılılaşma adına batının kendi yöntemleriyle elde ettiği sonuçları aynen almaktansa, bu sonuçları elde etmek için kullandığı araçları, ister akademide ister politika ister de ekonomide olsun, örnek alıp içinde bulunduğumuz şartlara uyarlayarak ve kendi sonuçlarımıza ulaşmak için kullanarak toplum ve bireyler olarak kimliğimizi kaybetmeden gerçek anlamda ilerleme kaydedebiliriz.

Demek istiyorum ki, batılılaşma Avrupa’da üretilen bir elbiseyi olduğu gibi alıp giymektense, o elbiseyi kendimiz üretebiliyor olmamız gerekliliği olduğu kadar, batının bize yakıştırdığı tarihi ve toplumun yapı ve değerlerini olduğu gibi giymektense kendimize dışardan bakanın perspektifi ve eleştirilerini de dikkate alarak kendi gerçeklerimizi, akademi sayesinde dünya tarihine kaydedebilmemizdir.

Biz Türk toplumu olarak ne batılılaşma adına şarkı küstürebiliriz ne de salt şark olabiliriz.
Batı toplumsal, politik ve ekonomik gelişmelere yön veren teknoloji ve pozitif bilimlerde bizden ileride olduğu için gelişme politikasının adı Batılaşmadır. Kaybettiğimiz halde, bizi kimliksiz bırakan toplumsal ve kültürel değerler bakımından bizden üstün oldukları için değil.

Her toplumda olduğu gibi batı toplumlarının da örnek alınmaması ve kaçınılması gereken toplumsal ve kültürel yönleri var. Bu durum doğu ve batı uygarlıklarının bir birleşme noktası olan Türkiye’nin bu uygarlıklardan aldığı değerler konusunda bilinçli ve seçici olmasını gerektirir. Bu seçiciliği de ancak, kültüründen coğrafyasına sahip olduğumuz değerlerin bilincinde olarak yapabiliriz. Bu bilince sahip olmak görevi en önde vatandaşlar olarak her birimizin, sonra akademiye yön veren bilim ve ilim insanlarının, yurtdışı ve yurtiçi bilgi ve algı yönetimini sağlayan basının ve en sonda bu değerlerin kurumsal gövdesi olan devletin ve bu gövdeyi işletmekle görevli politikacılarındır.

 

YUKARI