Bugun...
Bizi izleyin:
    • BIST
      104,54
      % -0,4
      BIST
    • DOLAR
      3,95
      % 0,67
      Dolar
    • EURO
      4,71
      % 1,35
      Euro
    • ALTIN
      163,5
      % -0,17
      Altın


Yavuz Bubik


Facebookta Paylaş









Cordoba’ daki Cami
Tarih: 10-11-2017 13:52:00 Güncelleme: 10-11-2017 13:52:00


Tüm canlılar  ve insanlar gibi devletler, imparatorluklar, medeniyetler de yaşar ve ölürler.  Bazıları arkasında bir iz bırakarak, bazıları tarihin derinliklerinde kaybolup unutularak. Medeniyetler ve kültürler topraklarına yerleştiği bir evvelkinden etkilenir, saraylarına taşınır, tapınaklarını  kendi dinlerinin icaplarına göre düzenleyip kullanırlar. Bazen de anlaşılmaz bir kıskançlıkla yer ile yeksan ederler.

Dolaştığım ülkelerde  özellikle taş malzemesi bir sonrakinde kullanılan yapılar, camiye dönüştürülmüş kiliseler veya kiliseye dönüşmüş pek çok cami gördüm. Ama geçen hafta gördüğüm bir tanesi beni çok etkiledi. Okurlarımla paylaşayım istedim.

Emeviler sekizinci yüz yılda Cebel-i Tarık Boğazını geçerek İspanya’nın güneyinde bir İslâm devleti kurarlar. Kurtuba’yı (Cordoba) başkent ve kendisini halife ilân eden melik Abd-al Rahmân I eski Roma tapınağının yerine bir cami inşasına başlar. Yılar içinde şehir büyüyerek onuncu yy da   altı yüz bin nüfusa ulaşır. O yıllar Paris’in sadece otuz bin nüfuslu bir kent olduğunu hatırlayalım. Müslüman nüfus arttıkça cami yetmemeye başlar.  Yerine gelenler ilk mimari özelliğini koruyarak bu yapıyı büyütürler. Sonuçta 1273 taş sütun ve kemerlerin  taşıdığı, ağaç işçiliği muhteşem ahşap tavanı ile 20.200 metre kare kapalı alanlı bir yapı ortaya çıkar.  Yaklaşık on bin metre kare alanlı avlu ve etrafındaki revaklar bu rakamın dışındadır.

Üçüncü etap büyümeden sonra Al-Hakam II Tarafından yaptırılan mihrâp, Arap motifli ve büyüleyici bir mozaik hârikası. Ki mozaikler ve ustaları dönemin Bizans İmparatorunun hediyesi olarak İstanbul’dan gönderilmiş. Çeşitli bölümlerde ve özellikle  Mihrap duvarındaki taş oymacılığı da bir o kadar hârika. Binin üzerindeki sütun öyle dizilmiş ki nerede durursanız durunuz mihrap görüntüsü kapanamıyor.

13. yy da hemen her imparatorlukta olduğu gibi kardeşler arası iktidar mücadelesi şiddetlenir ve Fernando III tarafından şehir ele geçirilir. Müslüman halk sürülür. Cami de yıkılarak yerine katedral  yapılmak istenir. İslâm sanatına hayranlık duyan  Kral Fernando ile yıkımı savunan Piskopos arasındaki fikir ayrılığı  bir iç savaşa dönüşür. Kral’ın güçleri savaşı kazanınca cami de yıkımdan kurtulup bütün görkemi ile günümüze kadar  ulaşır. Ama en orta yerine bir katedral inşa edilerek. Kuzey-doğu yönündeki revak üzerindeki minare ise etrafına kare bir kule örülerek saklanır ve üzerine çan oturtulur.

Katedral inşasına finansman sağlamak gayesiyle kilise içine gömülecek zenginlere yer temini ve orta alandaki katedral bölümü için  dört yüzden fazla sütün yıktırır. Buradaki tavan yükseltilerek doğu batı doğrultusunda çok büyük bir kilise inşa edilir. Rönesans, Barok, Mudejar üslupların karışımı katedral kendi içinde çok görkemli ve büyük. Ama geriye kalan sekiz yüz altmış sütunun taşıdığı kemerlerin ortasında “cim karnında nokta” gibi kalmış. Kapalı alanın sadece 1/ 12’si  kadar bir bölüm.

Katedral ibadete açık. Cami kısmı, kenarlarda yapılan şapeller dışında   tüm özelliklerini koruyor ve müze olarak kullanılıyor. Hıristiyanlar camii kat ederek ibadete ulaşmak zorunda.

 İki semâvi dînin ibadethanesini böylesine  kucaklayıp sarmalayan bir başka yapı var mı yeryüzünde, bilmiyorum?

Bir tur arkadaşımız iki rekât mescit namazı kılmaya teşebbüs etti. Daha ilk rekatta güvenlik tarafından pek de nazik olmayan bir tarzda önlendi. Ve yapıyı terk edinceye kadar peşini bırakmadılar. Dinler arası yakınlaşma ve birlikteliğin savunulduğu bir zaman diliminde bu katı Katolik davranışını yadırgadım doğrusu.  Hele 1960’lı yıllarda Almanya’ya ilk giden vatandaşlarımızın bayram namazlarını, arka arkaya iki yıl, Köln katedralinde topluca kıldığını hatırlayınca... Bu izni ve toleransı gösteren dönemin  Köln Piskoposu ile İspanyol güvenlikçisinin anlayış farklılığı incelenmeye değer. O yılların yabancı iş gücüne muhtaç Almanya’sı ile bu gün Avrupa Birliği üyeliğimize karşı çıkan Almanya’nın çifte standardı mı, yoksa halâ İslâm düşmanı, Haçlı Seferi anlayışındaki Avrupa’lı  kafası mı, etken? Belki de sadece müzecilik anlayışının katı uygulaması. Bilemem...





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Porsche kompakt SUV Macan
    resim yok
  • EGD Ödül Töreni 2017
    EGD Ödül Töreni 2017
  • Atatürk
    Atatürk
  • Fantastik
    Fantastik
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • Bebişler
    Bebişler
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Osmanlı
    Osmanlı
VİDEO GALERİ
YUKARI