Bugun...
SON DAKİKA

2019 Türkiye Ekonomisi: Keynesyen Model

 Tarih: 21-01-2019 21:03:00  -   Güncelleme: 26-01-2019 01:04:00
Yılmaz Velioğlu

1929 Büyük Buhran döneminde; en önemli sorunlardan birisi işsizlikti. Amerika’da başlayan bu ekonomik kriz, tüm Dünya’ya yayılmış ve ekonomi tarihinde başlıca krizler içinde yerini almıştır. Bu krizden çıkış için o güne kadar üretilen iktisadi politikalar işe yaramamış, yeni bir modelin inşaası kaçınılmaz olmuştur. İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes’in ‘Genel Kuram’ı krizden çıkış için çözüm olmuştur. Keynesyen modelin en önemli özelliği; devletin ekonomiye müdahalesinin aktif rol oynayıcı şekilde olması yönündeki telkinidir. Önceki ekonomi modellerinde; ekonominin kendi içinde dengeye geleceği, dışardan devlet müdahalesine gerek duyulmadığı, görünmez bir elin tüm düzeni sağlayacağı beklentileri hakimdi. İşte bu devrim niteliğindeki görüş; 1929 sonrası ekonomik krizin çözümü oldu. Amerika’da devletin ekonomide aktif rol oynadığı; geliri arttırıcı, faizi ve vergileri düşürücü önlemleri aldığı bir yapı; krizden çıkışı sağlamıştır. Bu dönemde çok sayıda baraj yapılması bir tesadüf değildir. 500 bine yakın kişi, bu baraj inşaatlarında istihdam edilmiş ve işsizliğe devlet eliyle müdahale edilmiştir. Gelir artışı ve tüketimin canlanması hedeflenmiş ve meyveleri alınmıştır.

 

Keynesyen modelin diğer bir unsuru; faizlerin düşürülmesi gerektiği; böylece yatırımların arttırılmasının önünün açılması senaryosudur. Faizler ile yatırımların ters orantılı çalıştığı görüşü ön plandadır. Faizler arttıkça, yatırım azalacak, işsizlik artacak ve kriz büyüyecektir. İşte tam da bu noktada Keynes şunu önerir: Devlet istihdam sağlamak için gerekirse çukur kazdırsın, sonra da o çukurları kapattırsın. Yani ne olursa olsun, istihdamı arttırmaya yönelik aktif rol oynasın.

 

2019 Türkiye ekonomisine ve kamu otoritesinin aldığı önlemlere baktığımızda; Keynesyen ekonomiye benzer bir politika izlendiğini söyleyebiliriz. Devletin; ekonomi içindeki aktivitesi gittikçe artıyor. Bazı sektörlerde vergi indirimi; teşvikler, yapılandırmalar, ucuz kaynaklar, büyük projelerin her ne olursa olsun hayata geçirilmesi kararlılığı büyük ölçüde Keynesyen ekonomiye özgü hamleler olarak karşımıza çıkıyor. Kamu otoritesinin kamu bankaları aracılığıyla kurumsal ve bireysel sübvansiyon hamleleri; ekonomiyi canlandırmaya yönelik atılan adımlardır. Bu hamleler birçok noktada eleştiriye de uğruyor. Ama özellikle son 6 aydır içinde bulunduğumuz durgunluk; belki de gerçekten bunları gerektiriyor.  Kanal İstanbul projesini de 1929 sonrası ABD’deki baraj yapımları gibi görüyorum. Yani durgunluk döneminde istihdamı arttırıcı devlet elinin sahaya inmesi… Her ne kadar doğrudan devlet bu projeyi yapmayacak olsa da, yap-işlet-devret modeli ile de istihdam anlamında önemli bir ivme katacaktır. Bireysel kredilerin yapılandırılmasında kamu bankalarının ön plana çıkması, düşük faizli konut kredileri, özellikle araştırma geliştirme ve tasarım alanlarında hibe ve teşvikler, genç girişimcilerin desteklenmesi, kobilere kredi imkanları vb. birçok hamle kamu otoritesinin ekonomide ağırlığını hissettiriyor. Kamuya alınacak memur ve işçilerin sayısında da artış göreceğimizden eminim.

 

Bir sonraki hamlenin faiz indirimleri olacağını öngörebiliriz. Her ne kadar döviz kuruna artış yönünde etki edecekse de, bu şartlarda alınması gereken önlemler serisinin bir halkası olarak ajandamızda beklemektedir. Çünkü sadece kamu otoritesinin ön planda olmasıyla ekonomik çarklar dönmez. Özel sektör istihdamının da yatırımlarla artması hedeflenmelidir. Bunun da önündeki en önemli engel kredi faizlerinin yüksekliğidir. Keynesyen modelin handikap noktası ise stagflasyondur. Yani enflasyon ile durgunluğun aynı anda yaşanmasıdır. Sürekli kamu otoritesi ekonomide ön plana çıkarsa, para basmak kaçınılmaz olur. Bu da enflasyona neden olacaktır. İşte en önemli denge burada karşımıza çıkıyor. Kısa vadeyi Keynesyen modelle planlayıp, orta vadede ise dengeli bir büyüme hedeflenmelidir.

Yine Keynes’in bir sözüyle son noktayı koyalım: ‘Eğer bankaya 100 USD borcunuz varsa ve bunu ödeyecek gücünüz yoksa ciddi bir sorunla yüz yüzesiniz demektir. Diğer yandan; eğer bankaya 1.000.000 USD borcunuz varsa ve bunu ödeyecek gücünüz yoksa banka ciddi bir sorunla karşı karşıya demektir.’ İşte bu noktada; tüm yükü kamu otoritesi alırsa, tüm riskler de kamu otoritesinin üzerinde yoğunlaşır. Dolayısıyla kısa vade ile, orta ve uzun vadeli model seçiminin birbirinden farklı olması gerektiği gerçeği kaçınılmazdır. 

 

 

 

  YAZARIN DİĞER YAZILARI