Bugun...

Ekonomik endoktrinasyon

 Tarih: 15-03-2018 12:39:00
Yılmaz Velioğlu

Endoktrinasyon kavramı, belli bir düşüncenin hedef kitle ya da topluluğa aşılanması, kabul ettirilmesi; hatta bu kabullenmenin zaman içinde ve fark ettirilmeden sunulması manasına gelir. ‘Aşılamak’ tabiri zamana yaymayı temsil eden net bir betimleme olarak sunulabilir. Endoktrinasyon kavramını daha çok politika unsuru ile iç içe kullanırız. ‘Politik endoktrinasyon’; siyaset biliminde sıkça atıf yapılan bir kavram olarak karşımıza çıkar. Günümüz modern toplumlarında bir fikri kabul ettirme, algı yaratma ve hedef kitleyi sarmala alma projeleri her alanda karşımıza çıkmaktadır. Politik, kültürel, ekonomik, sosyal, dinsel, fütürist vb. birçok tamlamayı endoktrinasyon kavramı ile türetebiliriz. Aslında bugün geldiğimiz nokta, bu saydığım kavramların topyekün inşaası ve topyekün bir algı oluşturmaya yöneliktir.

Sürekli tüketmeye kodlanmış insanlar haline geldiğimizi fark etmeye çalışalım. İnternet paketiniz sürekli açık, tüketiyorsunuz. Sosyalleşmek için bulduğunuz aktiviteler tüketmek üzerine…Mutlu olmak, mutlu etmek için oluşturulan fikirler tüketmekten geçiyor. Dinlenmek için tüketmek, sağlıklı yaşamak için tüketmek, yaşamak için tüketmek gerekiyor, gerektiği düşündürülüyor.  Mutluluğun bir çikolatada saklandığı ya da bir içeceğin mutluluk getireceği algısı uyandırılıyor. Aslında en tehlikelisi de daha fazla tüketmenin daha fazla haz vereceği algısının oluşturulmasıdır. Hem kültürel, hem ekonomik, hem de gelecek yönetimi amaçlı bir kurgusal, sanal dünya ile karşı karşıyayız. Daha fazla tüketmek için daha çok üretmenin değil, daha çok kazanmanın gerektiği algısı ile yüz yüzeyiz. Hatta kazanmadan tüketmek sistem için daha da sevimli bir durum doğuruyor.

Tüket, nasıl olursa olsun tüket! Borçlanarak tüket, ama tüket… 2017 yılında ülkemizde bireysel kredi kullanan kişi sayısı 30 milyonu geçti.(Kredi kartı, taşıt, ihtiyaç, konut kredisi toplamı) Borçlanmanın sempatik kanallarla hayatın vazgeçilmezi olarak sunulması da ekonomik endoktrinasyona verilebilecek en net örneklerdendir.

Konuyu biraz daha güncel ve global hatları ile ele almaya çalışalım. ABD Hazine Bakanı’nın güçlü dolardan şikayet etmesi, cari açığa dem vurmasının sonrasında ABD Başkanı’nın tam tersi bir açıklama yapması örneği üzerinde duralım. Ekonomi biliminin gerekleri, tezleri, matematiği bir stratejinin ön plana çıkmasını doğurur. ABD ekonomisinin cari açık boyutu kaygı uyandıracak noktaya ulaşmadan önce bazı önlemler alınabilir. Buraya kadar her şey normal. Hazine bakanının görüşleri de beklendiği tarzda bir stratejinin ürünüdür. Fakat Trump’ın bu görüşün tam tersi ‘güçlü dolar devam etmeli’ söylemi, tamamen bir algı yönetimidir. Politik endoktrinasyon ile ekonomik endoktrinasyonun entegre edilmiş haline ilişkin bir örnekle karşı karşıyayız. Ne olursa olsun tamlamanın başında ‘güçlü’ ifadesinin yer alması politik, ‘ekonominin yönlendiricisi biziz’ mesajı da ekonomik algı yönetimidir. Son günlerde ticaret savaşlarının başlayacağı, ABD’nin bazı ürünlere ithalat vergisi koyacağı/mevcut vergileri arttıracağı ön plana çıktı. Korumacı bir ekonominin yanında istediğimize satarız, ama istemediğimizden almayız alt mesajını da iyi okumak gerekiyor. Ticaret savaşları başlarsa, uluslararası ticaret kotaları, vergileri ön plana çıkarsa Yeni Dönem Merkantalizmi olarak adlandırabileceğimiz bir sürece kapılar açılır. Merkantalizm 16.yy Avrupası’nda devletin zenginliğini kıymetli madenlerin varlığına bağlamış, dış ticarette korumacı, parayı ön plana alan, devletin müdahalesinin baskın olarak ortaya çıkmaya başladığı bir dönemdi. Şimdi yine bu döneme benzer bir oluşum dikkatimizi çekmiyor değil. Avrupa ve Amerika arasında gibi görünse de, asıl ticaret savaşlarının başaktörü Çin olacaktır. Şu anda Çin’in eksik olarak yaptığı şey, ekonomik endoktrinasyondur. Nüfusu, üretimi hatta tüketimi, askeri gücü vb. oturmuş unsurların yanında önümüzdeki yıllardaki stratejisi bu kavramın oluşturulması yönünde olacaktır. Ülkemiz açısından baktığımızda, özellikle son dönemlerdeki savunma sanayimizdeki gelişim, Yeni Dönem Merkantalizmine uygun bir politika olacaktır. Çünkü geçmişin kıymetli madeni, bugünün savunma sanayisi olabilir.

Sonuç olarak; her alanda olduğu gibi, ekonominin de hem makro hem de mikro kanalında algı yönetimi, belli bir fikrin aşılanması bu yüzyılın en belirgin özelliklerinden birini oluşturuyor. Endoktrinasyon kavramını ekonomi ile ilişkilendirdiğimizde aslında senaryolar ve stratejiler silsilesi ile karşılaşıyoruz. Önemli olan bu algı yönetimin farkında olup, makro ekonomi açısından karşı algının oluşturulması, mikro ekonomide ise algının süzülerek sindirilmesidir.

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI