Bugun...
SON DAKİKA

Bankalarda serbest, Marketlerde kapalı piyasa ekonomisi

 Tarih: 24-10-2018 20:44:00
Yılmaz Velioğlu

Özellikle Ağustos ayından sonra kurlarda yaşanan hızlı artış; sanayi ve ticaret erbabının maliyetlerini son yıllarda görülmeyen bir hızla yukarı çekti. Birçok kalemde dışa bağımlı bir ekonomik yapıya sahip olduğumuz için dövizdeki artış ister istemez iğneden ipliğe her ürünün satış fiyatına doğrudan yansıdı. Eylül ayı enflasyonu beklentilerin çok üzerinde %6,30 olarak gerçekleşti. Üretici fiyat endeksi %46’ları aşarken, tüketici fiyat endeksi %24’ün üzerine çıktı. Böylelikle ÜFE ile TÜFE arasındaki makas gittikçe açılmaya devam ediyor. Böyle bir tablo içinde acaba piyasa aktörleri stok yapıyorlar mı, fahiş fiyat uygulaması mı var soruları ile karşı karşıya kaldık. Hatta ticaret bakanlığı ve içişleri bakanlığı öncülüğünde çeşitli genelgelerle bu tür uygulamaların önüne geçilmesi için adımlar atıldı, atılıyor. Tabi ki, bu tür denetimlerin yerinde olduğu kanaatindeyim. Ama bunun şeklen bir denetimin ötesinde de bir verim sağlayabileceğini düşünmüyorum. Çünkü bu tür denetimlerle maliyet muhasebesi analizi yapılacak değildir. Serbest piyasa ekonomisinde fiyatı belirleyen arz ve talebin kesişme noktasıdır. Ürün arzının kısıtlandığı için fiyatların arttığı görüşünde iseniz, bir noktaya kadar bunu denetleyebilirsiniz. Ama bir ürünün ‘fahiş fiyatla’ satıldığını tespit etmek teknik olarak mümkün değildir. Öncelikle ‘fahiş fiyat’ nedir? sorusunun cevabı serbest piyasa ekonomisinde zaten yoktur. Literatürün dışında aslında birçok kişinin kastettiği fiyat artışı; enflasyonun üzerinde yapılan zamlara vurgu yapıyor. Başka bir bakış açısı da döviz kurundaki artıştan daha fazla zam yapıldığına atıfta bulunuyor. Diğer bir görüş, bu ürün ithal değil ki, kurdaki artıştan neden etkilensin diyor. İlk bakışta tamamen hak vereceğimiz görüşler bunlar. Ama biraz konunun özüne inelim.

Peki ya finansman maliyeti? Üç ay önce %15 olan işletme kredileri faizi, bugün %40’ların üzerinde seyrediyor. Dolar kuru bir çıkıyor bir iniyor. Ama faizler sürekli yukarı seyrediyor. Daha da ilginç olanı, bu faizi kabul etseniz dahi, kredi verecek banka bulmanız zor. Bankalar sermaye yeterliliklerini kaybetmemenin derdindeler. Bu yıl bittiğinde bankaların bilançolarına bir bakın. Komisyon gelirleri kalemini bir inceleyin. Ağustos – Aralık 2018 ile Ağustos – Aralık 2017 dönemini karşılaştırın. Komisyon gelirlerinde en az 3 kat artış göreceksiniz. Bu bir kehanet değil. Gidişat tamamen bunu gösteriyor. Dikkatinizi çekiyorum, faiz gelirlerindeki artıştan değil, komisyon gelirlerindeki artıştan bahsediyorum. Faiz gelirleri zaten yükselecek. Asıl mesele komisyon adı altında aldıkları, burada zikretmekten imtina ettiğim tarzda bir gelirden bahsediyorum. Şunu dahi gördük; bir işletmeye limit tahsis ettikleri için limitin %’de bilmem kaçı kadar komisyon isteyen bir banka… Yanlış duymadınız. Kredi faizi ya da kullanımı ile ilgili bir bedel değil, limit tahsis edildiği için ‘ayakbastı parası’… İki ay önceki ‘Faizin Kibarcası: Komisyon’ başlıklı yazımda bu konuyu özellikle gündeme getirmeye çalıştım. BDDK’ya bankaların komisyon gelirlerinin incelenmesi konusunda büyük bir sorumluluk düşüyor. Umarım ki gerekli hassasiyeti göstereceklerdir. Bankalar serbest piyasa ekonomisinin içindeler de mahallemdeki market dışında mı sorusunu sormadan edemiyorum. Sözün özü, çarşıda pazarda gördüğünüz fiyat artışı sadece enflasyon ya da kurdan etkilenmiyor. Fiyatın belirleyicilerini oluşturan maliyete giren birçok kalem var.

Bir de son günlerde sıkça gündeme gelen ve dikkatimi çeken bir tartışma var. Ekmek fiyatı 1,25 TL’den nasıl olur da 1,50 TL’ye çıkartılır diye kıyamet kopartan bir kesim dikkatimi çekiyor. Yukarıda anlattığım maliyet kalemleri fırıncı esnafı için de geçerlidir. Ekmek fiyatı üzerinden tribünlere oynamak bu esnaflara karşı yapılan bir haksızlık gibi geliyor bana. Ekmeğin, dar gelirlinin temel ihtiyaç maddesi olduğu kesin bir gerçektir. Peki,  bu insanlar sadece ekmek mi yiyorlar? Domates 5 TL’nin altında değil, salatalık 4 TL’nin altında değil, ama biz ekmekteki 25 kuruşa takılmış durumdayız.  İktisatta tavan fiyat uygulaması denilen bir enstruman vardır. Devlet bazı ürünlerde tavan fiyat belirler ve bu fiyatın üzerinde satılmasını engeller. Ekmek fiyatını da buna benzetebiliriz. Ama buradaki artışları da piyasanın gerçeğinden uzakta tutmamak gerektiğini düşünüyorum.

Sonuç olarak; serbest piyasa ekonomisinin içinde ‘fahiş fiyat’ uygulaması tabiri kendine yer bulamaz. Bunu tespit etmek de zaten mümkün değil. Piyasanın ‘normali’ dışında fiyatla mal satmaya çalışan zamanla piyasanın dışına itilerek zaten kendi dinamiğinde cezalandırılır. Zabıta ile market denetlemek ya da ekmekteki 25 kuruşa direnmek yerine büyük resme bakmakta fayda var. Ekmeği bulamayana yardım ederken, pastayla yetinmeyene de bir göz kırpmak yerine olur!

 

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI