Bugun...

Evkaf-ı Nukud’dan Sale and Leaseback’e

 Tarih: 23-11-2018 19:14:00
Yılmaz Velioğlu

Para vakıfları yani evkaf-ı nukud, Osmanlı sosyo-ekonomi hayatında önemli bir yer tutan oluşumlar olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle II.Murat ile başlayıp Fatih Sultan Mehmet  ile devam eden süreçte para vakıflarının geliştiğini, Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir dönem yasaklanmasına rağmen, yine aynı dönemde kalıcı hale geldiğini görüyoruz. Gayrimenkullerin vakfedilmesi daha çok bilinen bir vakıf işlemi olmasına karşın menkul ya da para özelinde vakıfların sayısı da bu dönemde artmıştır. Bu oluşumlar, Osmanlı’nın bir nevi finansman ve kredi süreçlerinin tabana yayılması anlamına geliyordu. Para vakıflarının nasıl işletileceği vakıf senetlerinde yer alırdı. Vakfedilen ana paradan elde edilen karlar, vakıf senedinde belirlenen amaca göre kullanılırdı. Cami, medrese yapımı; ihtiyaç sahiplerine yardım, mahallenin ihtiyaçlarının karşılanması vb. konular bu parasal döngüde çözülürdü. Bir dönem yasaklanmasının sebebi; bunun bir nevi faiz olduğu ve caiz olmadığı yönünde verilen görüşler sonucudur. Yasaklanmasının ardından toplumsal olarak devam eden yardımlaşmanın sekteye uğradığı görülmüş ve Kanuni döneminde Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin fetvası ile yeniden başlamış ve kalıcı hale gelmiştir. Bu vakıfların parayı ne şekilde kullandırdığına baktığımızda en çok kullanılan yöntemin muamele-i şeriyye yani borç verip karşılığında pay alma şekli geliyor. Bunun yanında, murabaha yani peşin alıp, aldığını vadeli satma; mudarebe – emek sermaye ortaklığı ve istiğlal gelmektedir. İstiğlal; günümüzdeki sale and leaseback kavramının benzeridir. Sat ve geri kirala anlamına gelir. Malı vakfa satarsınız, vakıftan yeniden kiralarsınız, ödemeniz bittiğinde mal yeniden sizin olur. Günümüzdeki leasing mantığının temeli budur diyebiliriz. Peki bu finansman yöntemlerinde ne kadar faiz, kar payı, pay, artı değer oluşur? Genelde ortalama %10 civarıydı diyebiliriz. Vakfa bağışlanan paraların 10’a 11 kullandırılması şartı sıklıkla kullanılmıştır. Yani 10 borç alan 11 olarak geri ödesin.

Birçok tartışma içinde var olmaya çalışan para vakıfları onbinleri bulan sayıları ile Osmanlı’nın son döneminde dahi yer bulmuştur. Sonrasında Cumhuriyet döneminde şekil değiştirmiş ve modern bankacılık sistemine dönüştürülüp sürecini tamamlamıştır. 1920’de Şer’iyye ve Evkaf Vekaleti’ne devredilmişler, 1924’de de Vakıflar Genel Müdürlüğü çatısı altında toplanmışlardır. Sonrasında da Vakıflar Bankası kurularak bankacılık sektörüne aktarılmışlardır. Tabi ki; modern bankacılık ile birlikte asıl amaçları doğrultusunda ilerleme olanakları kalmamıştır. Bugün yeniden böyle bir sistem kurulabilir mi? Bu soruya biraz mesafeli bakmakta fayda var. Çünkü o dönemlerdeki örnekler ticari kazanç amaçlı değildi. Son tahlilde kazanç amacı mutlaka vardı. Ama bu sınırsız bir kazanma arzusunu içermiyordu. Elde edilen gelirin kullanımı da belli esaslara bağlanmıştı. Günümüzde bu sistem yeniden kurulabilir. Ama sürdürülebilirliği noktasında şüphelerim var. Mutlaka kısa bir süre sonra sistem delinir ve maksadın hasıl olması zorlaşır.

Osmanlı döneminde de ‘tefeci’ olarak adlandırabileceğimiz, yüksek faizle borç verenler vardı. Para vakıfları bir nevi onlara alternatif bir modeldi. Elde edilen gelir de belirledikleri amaca harcandığı için toplumsal bir işlev de görüyordu. Para vakıflarının %10 pay ( faiz denmiyordu) ile işlediği dönemde Avrupa’da faizler %4 seviyesindeydi. Çünkü orada sermaye birikimi çok fazlaydı. Bugün de benzer durumdayız. Yani yüzyıllardır süregelen sermaye birikimi, tasarruf ve üretimden doğan katma değerin sürdürülebilirliği konuları halen çözüm bekliyor. Aslında belki de bazı unsurları kağıt üzerinde kıyaslamakla tarihsel ve toplumsal gerçekleri de göz ardı ediyoruz. Dünya ekonomi küresinde ‘sermayenin’ hangi unsurların elinde olduğunu görüyoruz. Onlarla kağıt üzerinde yapılan kıyas, bizim tarihsel geçmişimizle ve köklerimizle yapılacak kıyasla çok farklıdır. Çünkü bu topraklar, sömürü ile değil paylaşımla dönüşen bir köke sahiptir. Para vakıflarını inceledik. Bunlar ‘sermaye locaları’ şeklinde de kurulabilirdi. Elde edilen gelirlerin daha çok kazanmak için daha çok faiz elde etme amaçları da olabilirdi. Ama bu bir tercih meselesidir ve bu tercihler sosyal geçmişin genetiği ile alakalıdır. Bu tercih sermayeyi elinde bulunduranların tercihidir: Sürekli daha çok kazanmak mı? Kazanıp paylaşmak mı? İşte bütün mesele bu.

 

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR