Bugun...

Büyüyen tehlike: Döviz pozisyon açıkları

 Tarih: 19-08-2017 16:39:00  -   Güncelleme: 19-08-2017 17:02:00
Yılmaz Velioğlu

EKOMETRE Gazetesi 17. yılına giriyor. Alanında ilkeli, tarafsız, özgün çizgisini koruyarak; ekonomi yayıncılığında oluşturduğu farkındalığı yarınlara taşımak için çalışmalarını sürdürüyor. Öncelikle bu başarının uzun yıllar devam etmesini temenni eder, ailenin bir parçası olduğum için duyduğum mutluluğu paylaşmak isterim.

Bu yazımızda üzerinde durmak istediğim konu; şirket döviz pozisyon açıkları, tehlikeleri ve çözüm önerileri olacaktır. Döviz pozisyon açığı; döviz varlıkları ile döviz yükümlülükleri arasındaki negatif sonuçtur. Yani; bir şirketin döviz mevcudu ve alacağından çok, döviz borcu varsa; döviz pozisyon açığı ile karşı karşıyadır demektir. Merkez Bankası’nın en son açıkladığı Mayıs 2017 finansal kesim dışındaki firmaların net döviz pozisyon açığı 200 milyar dolar seviyesindedir. Çok değil 6-7 yıl önce bu tutar 100 milyar doların altındaydı. Artan bir trend ile döviz borçlanması artıyor ve gittikçe büyüyen bir tehlike, kartopu gibi yuvarlanmaya devam ediyor. 2013 yılından önce bireysel olarak da döviz borçlanması mümkündü. Konut, taşıt vb. bireysel krediler döviz olarak alınabiliyordu. 2013’de bu yasaklandı ve nispeten daha büyük bir tehlikenin önüne geçilmiş oldu. Çünkü bir devalüasyon anında borçlar kat be kat artmakta ve ödenemez hale gelmekteydi. Diğer yandan bankalar için de kontrollü bir döviz pozisyonunun BDDK tarafından sürdürüldüğünü söyleyebiliriz. Bankaların döviz borçlanma oranları ile sermayeleri arasında belli bir oran belirlenmiş, bu oranın dışına çıkmaları mevzuat gereği sınırlandırılmıştır. Bankalar düzenli aralıklar ile BDDK’ya bu pozisyonlarını bildirmekte, gerektiğinde açıklamalar yapmakta, sınır aşımlarında uyarılar almakta ve pozisyonlarını dengelemek durumunda kalmaktadırlar. Fakat; finans sektörü dışındaki firmalar günümüzde serbestçe döviz borçlanmasına gidebilmektedir. Sonuç olarak da net pozisyon açığı gittikçe artmaktadır. Dolayısıyla, döviz kurundaki artış şirketleri sürekli geriye götürmekte, katma değer yaratmalarının önü tıkanmaktadır.

Peki; döviz geliri olmayan bir şirket borçlanmasını neden döviz olarak yapar? Cevabı çok net…Döviz faiz oranı, TL faiz oranından daha düşük. Kredi kullanırken, dolara ödeyeceği yıllık faiz %5 iken, TL’ye ödeyeceği faiz %18 olarak karşısına çıkıyor. İlk başta cazip görünüyor, fakat 1 yılın sonunda dolar %25 değer kazandığında anaparada oluşacak artışını dikkate almıyor. Ve belki de senenin tüm karını finansman giderine aktarmak zorunda kalıyor. Döviz pozisyon açığını önlemenin yolu tabi ki var. Hedge etme, korunma amaçlı bankacılık sisteminin sunduğu swap, forward türü enstrümanlar kullanılabilir. Ama öncelik tehlikeden korunmak değil, tehlikenin oluşmamasını sağlamaktır. Dolayısıyla gittikçe büyüyen bir sarmalın içinde yer almaya devam ediyoruz. Çözüm önerimiz; bankalarda ve bireysel kredi kullanıcılarında olduğu gibi şirketlerin de döviz borçlanmasının takip edilmesi, gerektiğinde varlıkları ile orantılı şekilde sınırlandırılması, döviz kuru artışına karşı korunmalarının sağlanması yönünde olacaktır. Mevcut sistemle devam edildiğinde, dövize olan talep artacak, talep artınca kur artacak, kur artınca zarar artacak, zarar arttıkça borç artacaktır. Hem münferit olarak şirketler bundan zarar görecek, hem de ülke ekonomisi olumsuz etkilenecektir. Evet; büyümek için veya ticareti döndürmek için borçlanmak bir seçenek bazen de zorunluluk olabilir. Ama borçlanmanın da bir planı, zamanı, cinsi kısacası kültürü olmalıdır.

Son tahlilde, reel sektör tüzel kişilerine vereceğimiz tavsiye şu olacaktır: Borçlanma kültürünüzü oluşturun ve siz siz olun açıkta kalmayın!

 

 

  Bu yazı 1796 defa okunmuştur.
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI