Bugun...

Kredilerin yeniden yapılandırılması

 Tarih: 12-04-2018 22:09:00  -   Güncelleme: 12-04-2018 23:19:00
Yılmaz Velioğlu

Son günlerde finans piyasasında sıkça karşılaştığımız kavramlardan biri de ‘kredilerin yeniden yapılandırılması’… Bu kavram, KOBİ’lerden holdinglere kadar birçok şirketin gündemine giren, hatta birçok bankanın mali analiz ve kredi birimlerinin mesailerinin çoğunu harcadıklarını bildiğimiz bir kredi yönetim süreci olarak karşımıza çıkıyor.

Peki, kredilerin yeniden yapılandırılması nedir? Neden ihtiyaç duyulur? Analiz etmeye çalışalım. Ticari kredileri çıkış noktası alalım. Mevcut ve vadesi henüz gelmemiş kredilerin yeni şartlarla, yeni faiz oranı, yeni teminat yapısı, yeni vadelerle güncellenmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu unsurların tamamının aynı anda olması şart değil. Yani faiz oranını değiştirip vadeyi de uzatabilirsiniz, ama teminat yapısı aynı kalabilir. Burada önemli olan borçluya bir ‘imtiyaz’ tanınmasıdır.

İmtiyaz kavramı özellikle bizim seçtiğimiz bir kelime değil. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun 2018/1 genelgesinde kullandığı tabir budur. BDDK, yeniden yapılandırmayı bu genelge ile nasıl tanımlıyor bir de ona bakalım. BDDK’ya göre yeniden yapılandırmadan bahsedebilmek için finansal güçlük ve imtiyaz koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Finansal güçlükten söz etmek için, sadece gecikmiş borcu olmasına da gerek yok. Eğer bu yapılandırma yapılmazsa şirket finansal güçlüğe düşer görüşü varsa bu da yeterlidir. Yani elmanın yere düştüğünü görmesek de olur, dalından sarkmış ve birazdan düşecek gibi görünmesi kâfi… İmtiyaz kavramını da farklı şekillerde yorumlayabiliriz. Vade uzatılması, faizin düşürülmesi, faizin ana paraya eklenmesi, geri ödemesiz dönem oluşturulması, daha önce oluşturulmuşsa bunun uzatılması vb. seçenekler yeniden yapılandırmanın imtiyazlarını oluşturabilir. BDDK’nın bu konuda özellikle yaptığı uyarı şu: Piyasa faiz oranları düştüğünde sözleşmedeki faiz oranlarının yeniden düzenlenmesi imtiyaz olarak değerlendirilemez.

Kredi/Mevduat oranı yıllar itibari ülkemizde hızla artıyor. Son 15 yılda %40’dan %120’lere geldik. Nedir bu kredi/mevduat oranı? Bankalar topladıkları mevduattan daha çok kredi veriyorlar. Diğer yandan içeriği de biraz düşündürücü. Mevduatın ortalaması birkaç ay iken, kredinin ortalaması yılı geçiyor. Dolayısıyla bir kredi daralması söz konusu… İşte KGF ve diğer teşvikler de bu daralmayı açmak için kullanılıyor. Ama kredi/mevduat makası da daha çok açılıyor. Mevcut krediler içinde donuk ya da riskli olarak algılananlar aslında geri dönüşü biraz da zor görünen kredilerdir. Yeniden yapılandırma da bir nebze bunun ortaya çıkmaması için atılan, atılmaya çalışılan bir adımdır. İşin gerçeği şu, birçok kredi aslında o şirketin sermayesi gibi kalıcı hal almış. Sermayesinden daha fazla kredisi olan ve bu kredileri sürekli yenileyen, refinansman kullanan şirketlerin en büyük ortağı bankalardır diyebiliriz. Bankalara ödenen faizler de aslında, üstü örtülü temettülerdir. Hani hep söylenir ya, bankalara mı çalışıyoruz? Hayır, bankalara çalışmıyorsunuz, bilakis bankalarla ortaksınız ve işin tuhaf tarafı birçok şirkette bankalar ana hissedardan daha fazla pay (faiz geliri) alıyor. Bir şirketin borçlanma, borç kaldıraç oranı iyi hesaplanmıyorsa, yatırım yapılırken kısa vadeli kredi alınıyorsa, o krediler kalıcı hale gelmeye mahkûmdur. Bu problem sistemi tıkıyor. Çünkü kredi kalıcı hale gelince, geri dönüşü olmuyor. Banka için problem şimdilik yok gibi, faizi alıp devam ediyor. Ama sistem geri dönüşü olmayan kredileri yeniden üretemediği için esas yatırımlara ayrılması gereken pay azalıyor ya da bugün geldiğimiz nokta gibi kredi/mevduat oranını yukarı çekiyor. Bu da faizleri yukarı itiyor. Kısır bir döngü oluşuyor. Batırılmaması gerektiği düşünülen şirketleri kurtarmak, büyütülmesi gereken şirketlerin yerinde saymasına neden oluyor.

Kredilerin yeniden yapılandırılmasını; finansal güçlük çeken şirketlere yeni şartlarla sunulan oksijen takviyesi olarak değerlendirdik. Bu kavramı sıkça duymaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Kredi sistemi, bu örneklerle tıkanırsa yeni düzenlemeler de kaçınılmaz olacaktır. Döviz borçlanmasında getirilen sınırlama gibi, yeniden yapılandırmada da bazı marjlar gündeme gelebilir. Kredi sistemini dubleks bir havuz gibi düşünelim. Aşağıdaki havuzun suya ihtiyacı var, yukarıdaki havuzdan aşağıya akan su da geri ödenen krediler… Eğer o su yeterince akmazsa aşağıdaki havuz atıl kalır. Sanırım; ekonomide, teknolojide, rekabette lig atlamamız için desteklenmesi gereken sektör ve şirketler de aşağıdaki havuzda bekliyor. Yeniden yapılandırma tabi ki gerekli, tabi ki uygulanması gereken bir yöntemdir. Ama suyun tamamını üst havuza devir daim yaptıracak kadar büyük boyutta olmamalıdır.

Bırakınız aksınlar, bırakınız güçlensinler…

 

 

 

 

 

  Bu yazı 941 defa okunmuştur.
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI