Bugun...

Sendikasyon ve Seküritizasyon kredilerine bakış

 Tarih: 23-04-2019 23:41:00
Yılmaz Velioğlu

                                                                                                                Sendikasyon kredileri;  ülkemizde özellikle bankaların yurtdışından kaynak bulmak için 1990’lı yıllardan sonra sıkça başvurduğu borçlanma araçlarından biridir. Yüksek tutarlı kaynaklara ulaşmak için; borç verenlerin oluşturduğu bir konsorsiyum bu tür kredilerin başrolünü oluşturur. Tek tek bankalardan bulamayacakları ya da bulsalar dahi çok daha yüksek bir maliyetle karşılaşacakları kredileri düşük faiz ve hızlı bir operasyonla elde etmektedirler. Borç verenler tarafında bir veya birkaç ana banka sendikasyonun düzenleyiciliğini yapmaktadır. Onlarca bankanın katıldığı bir havuz oluşturulmakta, havuza katılan bankalar farklı tutarlarda borç vermeye iştirak etmektedirler. Genelde 1-8 yıl arası değişen vadelerde kredi imkanı yaratılmaktadır.

Günümüzde sendikasyon kredilerini daha sık duyar hale geldik. Bunun sebebi, vadesi gelen sendikasyon kredilerinin yenilenip yenilenmeyeceği, yenilenirse de hangi şartlarda çevrileceği dikkat çeker olmuştur. Özellikle Ağustos 2018’de Türk Lirası’ndaki ani düşüş, ülke risk primini yukarı çekmiştir. Risk primi artınca, maliyetlerin yukarı çıkması kaçınılmazdır. TL’deki düşüşün ilk günlerinde LIBOR+3,50’leri bulan sendikasyon kredi faizlerinin, şimdilerde LIBOR+2,50’ler seviyesinde yenilendiğini görüyoruz. Tabi ki bu maliyetler, kredi kullanan bankaların özel durumları ile de değişiklik göstermektedir. Önemli olan vadesi gelen sendikasyon kredisinin hangi oranda bir taleple karşılaştığıdır. Örneğin; ‘x bankasının vadesi gelen sendikasyon kredisi, aynı şartlarla %115 çevrim oranı ile yenilendi’ şeklinde bir haberle karşılaşırsanız bunu olumlu olarak yorumlayabilirsiniz. Vadesi gelen 100 birimlik krediye önceki faiz oranı değişmeden extra 15 birim limit daha ilave edilerek yenilendi anlamı çıkmaktadır.

Bankalar açısından sendikasyon kredileri aynı zamanda prestij göstergesidir. ’15 ülkeden 38 farklı bankanın katılımıyla 1 milyar Dolar sendikasyon kredisi aldık’ manşeti kendilerine olan ilginin büyüklüğünü, güvenilirliğin üst seviyede olduğunu gösterir bir pazarlama alt başlığıdır. Hele bir de sendikasyona katılan bankalar arasında büyük bankalar da varsa, başarının lansmanı daha da anlam kazanır. Dolayısıyla sendikasyon kredileri ile ilgili bir haber duyduğunuzda, bu bir yenileme ise; önceki oranı ile karşılaştırmasına, çevrim oranına ve vadesine bakarak bunun ne denli başarılı bir operasyon olduğuna kanaat getirebilirsiniz. 8-10 yıla çıkan sendikasyon kredileri olmasına karşın, bizim bankalarımız genelde 1-3 yıl vadeli borçlanabiliyor. İşte bu da risk algısının yüksek olmasına bağlıdır. Uzun vadeli borçlanabilmek her zaman için daha yüksek bir güvene işaret eder.

Konuyu biraz daha basite indirgeyerek tanımlamaya çalışalım. Bankalar, koydukları sermayenin dışında iç borçlanma yaparlar, mevduat toplarlar, dış borçlanma yaparlar ve bu oluşturdukları fonları satarak yani kredi kullandırarak para kazanırlar. Topladıkları mevduat ya da aldıkları borcun üzerine operasyonel giderlerini ve kar marjlarını ekleyip, aradaki farkı belirleyip ellerindeki fonu satarlar. Yukarıda da belirttiğimiz gibi dış borçlanmanın en önemli enstrümanı sendikasyon kredileridir. Peki bu sendikasyon kredileri de yetmezse ya da daha uzun vadeli ek dış kaynak bulmak isterlerse hangi kredi türüne başvuracaklar?

İşte bu noktada bir diğer dış borç kaynağı olan Seküritizasyon Kredileri karşımıza çıkmaktadır. Seküritizasyon kredisinin sendikasyondan farkı, bir varlığa dayalı borç alınmasıdır. Yukarıda bankacılığın temel işleyişinde ne demiştik? Banka borç alır, üzerine kar koyar, para satar. Sattığı paranın bir vadesi vardır ve bu bankanın alacakları olarak bekler. Banka bu alacaklarını menkul kıymetleştirip, başka bir tabirle paketleyip satarsa işte bu seküritizasyon kredisi olur. Kendi alacağını satarak dış kaynak elde eder ve bunu yeniden satar. Seküritizasyon varlığa dayalı olduğu için, daha uzun vadeli bir kredi operasyonu oluşabilir. Örneğin Sendikasyonu 2 vadeli bulabildiyse seküritizasyonu 5 yıllık vade ile bulabilir. Bu da yine bir güven göstergesidir. Kendi alacaklarına olan güveni, kaliteyi, talebi ölçmek açısından önemli bir göstergedir. Aynı zamanda bankanın donuk alacaklarının kullanılabilmesi açısından iyi bir aktif-pasif yönetim şeklidir. Kabaca, sendikasyonu teminatsız, seküritizasyonu ise teminatlı bir borç alma şekli olarak da değerlendirebiliriz. Öyleyse şöyle bir sorgulama yapabiliriz; öyle bir dönem düşünün ki, bankaların bulabildikleri sendikasyon kredileri azalıyor, ama seküritizasyon kredileri artıyor. Bu olumlu mu, olumsuz bir tablo mudur? Bahsettiğimiz bilgiler ışığında bunun cevabını bulabilirsiniz.

Gerek sendikasyon gerekse de seküritizasyon kredileri, bir bankanın yurtdışındaki başka bankalardan borç alma operasyonları olarak karşımıza çıktı. Bu bilgiler dahilinde, karşılaşacağınız dış borçlanma haberlerini artık daha anlaşılır bir bakış açısı ile yorumlayabileceğiniz kanaatindeyim.

  YAZARIN DİĞER YAZILARI