marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
Bugun...

Genç fidanlar yaşken

 Tarih: 17-12-2021 17:44:00
Özkan İrman

Geçen yıl bu zamanlar Didim’deki yazlığın bahçesine bir sürü limon, mandalina, portakal, zeytin fidanı aldım. Fidan aldığım yerde Suat diye bir genç çocuk vardı. İş sahibi ne diyorsa yapıyor, ikiletmiyordu. Fidanları yağmura rağmen birlikte seçip ayırdık. Suat yüzlerce fidanın arasına girip girip çıkıyor, ne deniliyorsa yapıyordu. Bir yandan da benimle göz teması kurmaya gayret ediyordu.


Fidanları seçtikten sonra Fidancı Ali ile nakliye ve ekim işini konuştuk. Nakliyeyi Ali yapacak, ekim işini de Suat yapacaktı. Hesaplaştık, anlaştık, fidanlar geldi. Ertesi gün de Suat gelecek fidanları dikecekti.
Önce bana normal gelen şey eşime normal gelmedi. Bazen öyledir. Hep her şeyi biliyoruz sanırız ama bir b.k bildiğimiz yoktur.
Bu çocuk bunca fidanın yerini kazıp buraya ekemez, ekse de günleri yetmez dedi. Ben tecrübeli fidancıya bir bakıma teslim olmuştum. Ama eşim haklıydı. Ali’yi aradım. Zaten iki kişi gönderecektim deyince biraz rahatladım. Eşim yine itiraz etti. Kızdım, söylendim ama onu dinleyip bir kepçe çağırdım. Örtücü taflanların yerini, fidanların yerini tek tek açtırdım. Bazı yerlerde kaya çıktı, o koca kepçe bile zorlandı.

Sonraki iki gün yağmur ve sokağa çıkma yasağı vardı. Hafta sonu geçti, pazartesi sabahı Ali elemanları getirdi. Suat’ın yanında bir delikanlı daha vardı. Ondan büyük olduğu belliydi. Daha ilk bakışta Suat’ın işinin zor olacağı da belli olmuştu. Allah’tan fidan yerlerini kazdırmışız. Ne iki kişiyle bir günü, on kişiyle bitecek gibi değilmiş. Hele de gençlerden birinin iş ile alakası yoksa.

Bazı insanlar için,  “iş olduğunu bilseymiş dünyaya gelmeyecekmiş” denir ya tam da öyle bir durum. Delikanlının elinden telefon düşmüyor. Henüz daha ilk fidanda, “Burada market var mı?” diye sordu. Sigarası yokmuş. “Hangi marka?” diye sordum. En pahalı markayı söyledi. Yevmiyenin yaklaşık yüzde on beşi gitti dedim içimden. Öğretmenlikten uzaklaştırılan ve arabasıyla marketçilik yapan Barış’ı aradım. Ekmek ve gazetenin yanına sigara siparişi de verdim.

(Barış’ın öğretmenlikten uzaklaştırılması da ayrı bir yazı konusu. Bu memlekette iyi bir iş yapıyorsan asla cezasız kalmaz sözünün ispatı adeta)

Sigara gelince, “Param yok!” dedi. “Anlaşırız” deyip verdim. Henüz saat on bile yokken sigara paketinin üçte biri bitmişti. Suat bu çocuğu getirmekte aracı olmuş. Ama çalışsın diye gözünün içine bakıyor. Suat dinlensin diye saat onda çay götürdüm. Hem biraz laflarım dedim. Diğeri çayı kaptı, sigarayı yaktı, uzağa kaçtı. Yine elinde telefon, konuşuyor.

“Kız meselesi galiba değil mi Suat?” dedim. On yediydi ama hayatın, ekmek parası serüveninin farkındaydı. Diğeri on dokuzdu ama ayakları yere basmıyordu. “Benden büyük, çok da bir şey denmiyor. Aslında başka biri gelecekti, rahatsızlandı. Bir daha ben onu çağırmam,” dedi.

Bu delikanlıya dayanılamazdı. Elinden telefon hiç düşmedi. İş bir günlüktü kötü olmaya, kalp kırmaya gerek yoktu. Öğleyin kendi ellerimle birer ekmek içine kavurmalı sandviç yaptım. Afiyetle yediler. Biraz da ben yardım ettim, başlarında durdum, cesaretlendirdim. Bitirdik. Kitaplarımdan birer set hediye verdim. Okuyacaklarına söz aldım. Sigara parasını o sormadı, zaten sorsa da almazdım. Yevmiyelerini verdim. Ali geldi, aldı götürdü.

Aileleri Ağrı Diyadin’den göçmüşler yıllar önce Didim’e. Suat Didim’de doğmuş. Aralarında hep Kürtçe konuştular. Ee tabi anadilleri. İnsan kaç dil bilirse bilsin anadilini bir gün konuşmasa dili şişer derler ya öyle bir şey işte. Ahh Suat! Gün boyu kuzusunu arayan ana gibi meledi durdu. İş bitti ama nasıl bitti Suat’a sormak lazım.

İlkokuldan sonra okumamış. Diğeri liseyi bitirdiğini söyledi. “Ne olur oku Suat,” dedim. “Dışarıdan okuyacağım abi söz,” diye yanıtladı. “Vay be kitap yazıyorsun ha!” dedi. Bazılarını evirip çevirip inceledi. “Zor değil sen de yazarsın,” deyince yüzüme gözlerini patlayarak hayretle baktı. “Ama önce çok okumalısın, kovayı doldurmalısın,” dedim. Anladım der gibi başını salladı. Bir yandan da kitapları incelemeyi sürdürdü.

Aynı günün akşamı sosyal medyada gezinirken baktım ki bir canlı yayın var. Genç bir kardeşimiz. Ya Suat’la yaşıttır ya birkaç yaş büyüktür. Bu delikanlının karşıma ikinci çıkışıydı.
TikTok’ta canlı yayın pek meşhur oldu. Yorganın altından, yataktan, döşekten, yüze on santimetreden canlı yayın açılır ve yorumlar okunur. Neler yok ki! Peçe takıp para isteyenler, göbek atan labunyalar, bed sesli şarkıcılar... Ne ararsan var.
Karşıma çıkan kardeşimiz fesli, sakallı... Yani konu belli.  On, on beş saniye bakar geçerim normalde. Ama kitap yazıyorum deyince biraz takıldım. Kitabın konusu İslam ve bilimmiş. Offff çok şaşırdım. Delikanlı bildiğiniz saçmalıyor, geveliyor, ortaya karışık laf salatası yapıyor. Normalde tanımadığım kimselere hatta çok iyi tanımadıklarıma bile yorum yapmam. Ama TikTok’ta dayanamıyor yapıyorum. Herhalde artık yaşlanıyorum. Tahammülüm kalmadı demek.
“Bilim demek, adı üstünde bilmek” diyor... “Bilim diye bir şey yoktur,” diyor sonra, “İslam vardır.” Ee sonra? Sonrası falan yok. Kitap yazacak ya oradan okuyacağız.

Ah rahmetlik Yaşar Nuri Öztürk ah! İyi ki vaktiyle öldü de adamcağız bunları görüp aklını oynatmadı.

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI