kocaeli escort izmit escort escort izmit istanbul escort

Bahis analiz

Vdcasino

betpas mariobet 1xbet

relaxbahis relaxbahis relaxbahis relaxbahis

betgram betgram

Bugun...
SON DAKİKA

Yavuz İskenderoğlu yalnız mı?

 Tarih: 13-03-2021 12:44:00
Özkan İrman

 

Bursalı işadamı Yavuz İskenderoğlu en güvendiği çalışanları tarafından soyulmuş.

Haberi duyduğumda hiç şaşırmadım, hiç şok olmadım. Ama kendi başıma gelmiş gibi çok ama çok üzüldüm.

 

Sizin gibi, benim gibi sokakta karşılaştığımız normal insanlar var; sabah kalkıp işlerine giden, dostları olan, çocuğunu okula bırakan, nişanda takı takan, nefes alan, su içen. Birçoğumuz gibi...

Bir de normal olmayan; birilerini soyarak, çalarak, çırparak yaşayan insanlar var ki onlar hırsız. Onların sabıkaları var, işleri bu…

Eşlerinin öperek işine uğurladığı “emekçiler” nasıl oluyor da bir “çeteye” dönüşebiliyor? Nasıl oluyor da içlerinden biri, “Arkadaş siz ne yapıyorsunuz?” demiyor ve o da çeteye katılıyor?

Evet ÇETE... Öyle bir çete ki firma adıyla “İskender Konsey” diye bir whatsapp grubu kurabiliyor.

Hiçbirinde vicdan yok, ahlak yok, emeğe saygı yok. Aslında hiçbir değeri olmayan yaratıklar grubu...

Değerli dostlar bu kanayan bir yaradır. İş sahibi herkesin de başının belasıdır.

İşyerindeki suistimaller dünya genelinde yüzde beş civarındaymış. Yani şirketlerin kârının yüzde beşini çalışanları çalıyormuş. İstatistikler de gösteriyormuş ki, en eski elemanlar en çok çalan kişilermiş; çünkü işleyişi çözüyorlar, güven telkin ediyorlar ve boşlukları biliyorlar...

Şimdi durup bir saniye düşünelim. Benim gibi, Yavuz ağabey gibi soyulan insanlar mı suçlu, soyanlar mı?

Ödemeyi yapan, riske giren, tüm kamuya karşı sorumlu olan bir işveren, güvenmeli ama kontrolü asla elden bırakmamalıdır. Eğer bırakıyorsa şikâyet etmeye hiç hakkı yoktur. Hatta şikâyet etse ne olacak? Çünkü makam şikâyet makamı değil.

Sayısız kez hırsızlığı yakalamış bir işletmeciyim. Artık bir bakıma paranoyak oldum. Hele de 19 yaşındaki bir kasiyer kızın, beş değişik yöntemle vurgun yaptığını görünce uyuyamaz oldum. Ama gördüm ki çözüm bu değil.

Nasıl oluyor da Metro Gros Market sigara çalan güvenlik personeli çetesini kısa bir sürede çökertebiliyor? Bunu nasıl yapabiliyor? Yine Carrefour içki hırsızlığını bir ay gibi kısa bir sürede nasıl çözebiliyor? Bunun cevabı çok açık: STOK TAKİBİ!

Hele de günümüzde bu çok daha basit. Her şey barkodla girip barkodla çıkıyor. Bilgisayar sistemi büyük bir kolaylık! Ama kullanabilene...

Yavuz İskenderoğlu demecinde, “Hepsini evladım gibi severdim,” diyor. Ne güzel. İnsan evladına güvenmez de kime güvenir değil mi? Yavuz ağabeyimiz haklı. O, eski kadim kültürün bir temsilcisi. O herkesi kendi gibi sanarak yaşamış ve öylece ticaret yapmış. Atasından öyle görmüş. Ama güvene dayalı bir sistem, bir işletmecilik normu değil.

Hani deriz ya, “Bu abdestle iyi namaz kılarız” diye... Bu sözü söylemek için artık çok geç.

  *

Yaz tatilinde ABD’de çalışan bir delikanlı, çalıştığı restoranda kalan tüm yiyeceklerin porsiyon olarak imha edildiğini söyleyince, şaşırıp kalmıştım. Ama şaşkınlığım on saniye bile sürmemişti. Çünkü ölçemediğin iş senin işin değildi. Yapıyordum ya da yapamıyordum ama bunu çok iyi biliyordum.

Kültürümüz çok acayip. Mesai arkadaşının çaldığını gören bir personelin, iş ortaya çıkınca, “Biliyordum ama konduramadım, ekmeğine mani olmak istemedim,” beyanı neredeyse her yerde ve her zaman aynı. İşyeri soyuluyor, gören ihbar etmiyor. Gerekçesi ise ekmek parası! Ne cehalet, ne saçma anlayış ama!

İnsan hiç düşünmez mi? Herkes çalarsa sen nasıl maaş alacaksın, işletme nasıl yatırım yapacak, nasıl ayakta kalacak?

İşverenin sermayesinin havadan geldiğini ve bitmez olduğunu sanmak ne büyük deliliktir. Ama kızmamak lazım; zira bizler sermaye düşmanı olarak büyütülmüş bir ülkenin çocuklarıyız. İthal malları kapışırız, kendi sanayicimize “kapitalist” deriz. “Çok mal haramsız olmaz,” demeden durmayız.

“İşverenin malı deniz, yemeyen keriz!”

1990 yılında bir seyahatim sonrası gittiğim ülke hakkında söyleşirken; neredeyse tüm vatandaşlarının hırsızlığı mübah gördüğü hakkında konuşmuş, ülkemiz ile gurur duyduğumuz konusunda fikir birliği etmiştik. Ancak günümüzde öyle şeyler görüp duymaya başladık ki galiba o ülkeyi yakaladık ve geçtik.

Büyük bir yanılsamamız var. Biz, çok dindar olmayı çok ahlaklı olmak sanıyoruz. Dini kurallara uygun şekilde yaşıyoruz. Şekle bakıyor ruhu ıskalıyoruz.

İnsanın içindeki polis vicdandır. O vicdandır ki dindar toplumlarda değil, eğitimli toplumlarda gelişir ve yücelir. Çok örnek var. Üstünde konuşmaya, tartışmaya bile gerek yok.

Bir parfüm firmasının sahibi, paydos sonrası tüm personeli detaylıca arıyormuş. Bunun üzerine konuşan beş-altı işadamıydık. Yarımızdan çoğumuz,  “Aaaa ayıp yahu. İnsan çalışanına her gün bunu nasıl yapar? Güvenmiyorsan çalıştırma kardeşim,” gibi laflarla pek ayıpladı.  Ama o insanı bu hale getiren nedenler öğrenildiğinde, herkesin dili boğazına kaçtı.

Düzenli yapılan bir arama, o firmada ciddi caydırıcılık sağlamış ve başarılı olmuştu. Daha önce stok açığı çok olan firma, artık sıfır açıkla çalışıyordu. Yani artık soyulmuyordu.

*

İskender ve çete olayına geri dönersek, Yavuz İskenderoğlu’nun çocukları olayı tesadüfen öğreniyor. İki kardeş, olayın üstüne gidiyor ve tesadüfler zinciri olayın çözümünü sağlıyor. Oğullarından birinin verdiği demeç şöyle:

“Biz kurbağa gibi yavaş yavaş ısıtılıp, olaya alıştırılmış ve dolandırılmışız.”

Gerçekten bu olay her işletmecinin başına gelebilir. Ortada bir çete var. Ve örgütlü suçla mücadele çok zordur. Normal şartlarda her işletmeci girdi ve cirodan suistimali yakalar. Ancak işin içinde çete varsa, girdi bile ayrıca satın alınır; çete başkasının işyerini kullanarak, ticaret yapıp para kazanır.

Bu haberin altına yapılan bazı yorumlar, beni bu olay kadar üzdü.

“Zenginden çalmakmış, oh olsunmuş!”

“Bu doğru değilmiş, edilen zarar personele yükleniyormuş!” benzeri, deli saçması yüzlerce olumsuz yorum…

 Bu çeteye en ağır ceza verilmeli ki örnek olsun. İnsanlar namusuyla çalışsın.

Ticaret mi yapmak istiyorsun kardeşim, dönercilik mi yapacaksın? Maçan sıkıyorsa, bırak işini yap. İşçi çalıştır, vergi ver, sigorta öde, tazminat öde, kira ver, fire ver. Ver ver ver... Ver de, öde de bakalım yönetebiliyor musun? Bakalım servet düşmanı olabiliyor musun?

Şehrimizin renkli insanı Yavuz ağabeye geçmiş olsun diyorum. Bundan sonraki iş hayatında ona ve çocuklarına başarılar diliyorum. “İskender” demek “Bursa” demektir. O yaşarsa biz yaşarız. O yaşarsa Bursa yaşar. Yavuz İskenderoğlu yalnız değildir.

Yaşa İskender, yaşa Bursa...

 

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI