marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
Bugun...
SON DAKİKA

Pakistan’da ne oldu?

 Tarih: 09-05-2022 17:23:00
Prof. Hüsamettin İnaç

Pakistan, Çin’in Kuşak Yol Projesi üzerinde Gwadar Limanı’yla ön plana çıkmış çok önemli bir ülkedir. İmran Han iktidarıyla birlikte Pakistan, bölgede yeni ABD askeri üsleri kurmayı reddetmiş, var olanları kapatmak için harekete geçmiş ve istikametini 400 milyar dolar borçlu olduğu Çin’e çevirdiğini deklare etmiştir. Asya Pasifik’te ABD’nin Çin’i kuşatmasına yönelik yeni çevreleme ittifakları içerisinde Pakistan adeta ayrık otu gibi kalmış ve kendini QUAD ve AUKUS gibi Amerika merkezli ittifakların karşısında ve Çin’in yanında konumlandırmıştır. 

ABD’nin Ukrayna Savaşı üzerinden Rusya’yı yıpratma ve Avrupa’yı tamamen kendi yörüngesine çekerek Çin’i kuşatma politikasının zirveye çıktığı bir zaman diliminde İmran Han’ın savaşın başladığı gün Vladimir Putin’le Kremlin’le görüşen son lider olması, Wall Street Journal gazetesine bir makale yazarak ABD’nin terörle mücadele adı altında Ukrayna’da başlattığı savaşı desteklemediğini belirtmesi ve Afganistan’la Pakistan’ın arasını bozan ABD’ye askeri üs tesis etme talebini ret edeceğini deklare etmesi İmran Han’ın iktidardan düşürülmesi sürecini tetikledi. Öncelikle muhalefetin güven oylaması talep etmesi, akabinde Parlamento başkan yardımcısı Kasım Suri’nin “yabancı müdahalesi” olduğu gerekçesiyle güven oylamasını engellemesi ve en nihayet parlamentoyu fesheden İmran Han’ın erken seçim çağrısı yapması krizi önlemeye yetmedi. Yüksek Mahkemenin güven oylamasının durdurulmasının anayasaya aykırı olduğunu ihtiva eden kararı alması üzerine 9 Nisan Cumartesi günü Meclis’te oylama gerçekleştirildi. Bu süreçte ABD’nin kendisini iktidardan uzaklaştırmak için komplo kurduğunu ifade eden İmran Han’ın  ittifak kurduğu ve Meclis’te 7 milletvekiline sahip Birleşik Halk Hareketi (MQM-P), 4 vekile sahip Belucistan Avami Partisi (BAP) ve bir milletvekiline sahip Cumhuriyetçi Vatan partisi (JWP) muhalefetin yanında yer alacağını ilan etti. Buna ilaveten iktidardaki Pakistan Adalet Hareketi Partisi’nin (PTI) en az 13 parlamenteri Başbakan İmran Han aleyhine oy kullanacağını belirtti. 342 milletvekilinden oluşan Pakistan Ulusal Meclisinde İmran Han’ın görevden alınabilmesi için asgari 172 oya ihtiyaç duyulmakta. Nitekim 28 Martta Han’a karşı güvensizlik oylaması önergesi 161 evet oyuyla kabul edilmişti. Oylama neticesinde yolsuzluklarıyla maruf olan Şerif ailesinden Nevaz Şerif’in kardeşi Şahbaz Şerif yeni başbakan olarak seçildi. Böylelikle İmran Han, Pakistan’da Anayasa Mahkemesi kararıyla görevinden alınan ilk başbakan oldu.  

Bu makalemizde İmran Han’ın iktidardan düşmesine yol açan süreç, iç ve dış dinamikler bakımından detaylı bir biçimde irdelenmekte ve bu değişimin jeopolitik sonuçları tartışmaya açılmaktadır. İmran Han, haddizatında ülkede had safhaya varmış olan yolsuzlukları sona erdirmek, rüşveti bitirmek ve  askeri ve bürokratik vesayeti bitirmek için “sen namuslu bir adamsın” sloganlarıyla ama askerin de desteğini alarak getirilmiştir. 230 milyon nüfuslu, dünyanın ekonomik olarak 177. ülkesi olan Pakistan, İngiltere’den özgürlüğünü kazandığı 1947 tarihinden itibaren 29 başbakan değiştirmiştir. Seçilmiş olan hiçbir başbakan beş yıllık normal süreyi tamamlamayı başaramamış ve her bir seçilmiş darbeyle yönetimi terk etmek zorunda bırakılmıştır. Bunun altında Pakistan’ın ordusuna aşırı bir biçimde güvenmesi ve ordunun siyaset üzerinde kurduğu vesayet yatmaktadır. NEB olarak ifade edilen askeri mahkeme siyasetçi, işadamı ve gazeteciler başta olmak üzere herkesi yargılayacak imkan, yetki ve kapasiteye sahiptir. Nitekim 25 Temmuz 2018 tarihinde ordu desteğiyle iktidara getirilen İmran Han da bu mahkemenin gadrinden kendini kurtaramadı.  Siyaset tecrübesinin yetersizliği ve kurumlar arası koordinasyonu yeterince sağlayamadığı bilinen İmran Han’ın en büyük misyonu, ülkede oldukça yaygınlık kazanan yolsuzluğu asgari seviyeye indirmek ve ordu, yargı ve eğitimi millileştirmek idi. Ancak özellikle ABD emperyalizmine karşı ulusal politikalar uygulamada son derece kararlı ve cesur duruşu, yeterli insan kaynağı, kurumsal altyapısı ve medya desteği olmadığı için akamete uğradı. Ne var ki İmran Han, yerine seçilecek başbakanı tanımayacağını belirterek Batı’nın bu oyununa karşı vatansever Pakistanlıları sokaklara çağırdı. Pencap, Lahor ve İslamabat gibi şehirlerde büyük kalabalıklar İmran Han lehine nümayişlerde bulundu. Ekim 2023 tarihinde yapılacak olan seçimlere kadar Pakistan’da siyasi kaosun devam etmesi beklenirken İmran Hanın yeniden seçileceğine kesin gözüyle bakılmakta.

İmran Han’ın iktidardan düşmesine yol açan dahili sosyopolitik unsurları analiz edersek dört ana kurumda yaşanan problemin Han’ın sonunu getirdiği sonucuna varabiliriz. Daha önce belirttiğimiz üzere ordu millet/devlet olan Pakistan’da siyaseti şekillendiren ve bu boyutuyla ana vesayet odağı olan orduyla İmran Han’ın ilişkilerini peyderpey bozması bu akıbeti hazırlayan ilk parametre olarak karşımıza çıkmaktadır. Hindistan’la Keşmir üzerinden yaşanan problem ve bir gün Hindistan’la büyük bir savaşın gerçekleşeceği istikametindeki yaygın kanaat, orduyu Pakistan halkının nazarında farklı ve itibarlı bir mevkie oturtmaktadır. Ne var ki ordunun içerisinde Çin’den mali olarak fonlanan generaller, Rus yanlıları ve İngiliz muhibbi unsurlar arasında ciddi bir çekişme söz konusudur. 

Tüm vesayet odaklarını ortadan kaldırarak sivil siyaset alanını genişletmek arzusu içerisinde olan İmran Han, ilk mücadele odağı olarak orduyu seçmiştir. Bu nedenle yolsuzlukları önlemesi için bizzat ordunun desteğini alarak 25 Temmuz 2018 tarihinde iktidara getirilen İmran Han, işe ordunun bütçesini kısmakla başlamıştır. Ne var ki Han’ın bu hamlesi orduda büyük bir infial yaratmış ve Hindistan’a “yanlışlıkla” fırlatıldığı deklare edilen füzeler marifetiyle Keşmir üzerinden bir kriz çıkartan ordu, bu hamleye kendi varlığını ve etki gücünü iktidara hatırlatarak güçlü bir tepki vermiştir. Bu gelişme üzerinde Pakistan ordusunun bütçesini yeniden eski seviyesine çıkartmak suretiyle Han, ilk rauntta geri adım atmıştır. Ancak İmran Han pes etmek niyetinde değildir.  Bu defa rüşvet ve yolsuzlukla edindiği devasa sermayeyle ülke gündemine oturan genelkurmay başkanına yönelik olarak mütemadiyen sürdürülen medya kampanyalarını sonlandırmaması Han’la orduyu tekrar karşı karşıya getirmiştir. Ülkedeki yasaların verdiği imkanla sosyal medyayı kolayca kontrol altına alarak bu dedikoduları kısa sürede durdurabilecek güce sahip olmasına rağmen İmran Han’ın sessiz kalması, bu kampanyanın arkasında bizzat Han’ın olduğu kanaatinin doğmasına yol açmıştır. İlişkilerin daha da gerilmesi üzerine İmran Han, tüm orduyu itibarsızlaştıracak eylem ve söylemler üreterek ciddi bir hata yapmış ve bu nedenle halkın desteğini tedricen kaybetmeye başlamıştır. Buna ilaveten orduya itibar, ağırlık ve dokunulmazlık kazandıran en büyük kozu elinden almak için Han, Hindistan-Pakistan arasında yakınlaşma politikası geliştirmiş ve Çin’i de sorunun bir tarafı haline getirmek suretiyle ordunun sorun üzerindeki inisiyatifini minimize etmeye çalışmıştır.    

Öte yandan İmran Han’ın ciddi anlamda problem yaşadığı ikinci kurum, bürokrasi olmuştur. Yolsuzluk ve rüşvet çarkının teslim aldığı bürokrasiyi bu çürümüşlükten kurtarmak için tedbirler geliştiren İmran Han, üç ve altı aylık periyotlarla memurların yerini ve hatta kurumlarını bile değiştirme yolunu tercih etmiştir. Öyle ki savunma bakanlığında çalışan bir üst düzey bürokrat kendini altı ay sonra eğitim bakanlığında bulabilmektedir. Üstüne üstlük kurumlarda ve kurumların resmi sitelerinde yolsuzluk ve rüşvetle alakalı uyarılar, adeta tüm memur ve bürokratları itham altında bırakmıştır. Bu durum bir yandan memurları çalışamaz hale getirirken öte yandan devlet hafızasını da oldukça zayıflatmıştır. Buna ilaveten harcırah, prim, özel ağırlama giderleri gibi gelir kalemleri de bir bir ellerinden alınan bürokratlar misilleme olarak iş yavaşlatmaya, projeleri sabote etmeye ve hatta hükümete yönelik sansasyon girişimlerine varan eylemlere girişmişlerdir. Haliyle tüm bu olup biten İmran Han iktidarının hanesine eksi puan olarak yazılmaktadır.

İmran Han’ın iktidarı döneminde arasının açıldığı üçüncü toplum kesimi ise işadamları olmuştur. Pakistan’da genel anlamda ticaret kayıt dışı bir biçimde sürmekte, bankacılık sistemi kullanılmamakta ve dövizler yastık altı bir biçimde atıl tutulmaktadır. Bu sorunu çözmek için harekete geçen İmran Han,- tıpkı rahmetli cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Türkiye’de yaptığı gibi- yurtdışında ve yastık altında tutulan parayı ekonomiye kazandırmak için adımlar atmaya başlamıştır. İhracatı teşvik eden ve yurtdışındaki parasını getirenden kaynak sormayacağını taahhüt eden Han, bu girişimi tam başarıya ulaşmak üzereyken merkez bankasının baltalamasıyla yüzleşmek durumunda kalmıştır. Sadece yüzde dört vergi mukabili bankalara paralar girerken İngiltere’nin himayesinde olan merkez bankası, birden karar değiştirerek -İmran Han’dan habersiz bir biçimde- bu defa yerli ve yabancı yatırımcıdan kaynak sormaya ve özellikle yabancı şirketleri bu nedenle polis baskınlarıyla tehdit altına almaya başladı. Kavgalı olduğu bürokrasi de işadamlarını ve yabancı sermayeyi yıldırma konusunda Han iktidarını bitirmek için harekete geçti. Bu gelişmeler neticesinde İmran Han, artık iş dünyasının desteğini de kaybetmiş durumdaydı.   

Son olarak ülkede toplum üzerinde çok büyük tesiri olan dini cemaatler de, aşağıda anlatacağımız gerekçeler nedeniyle, İmran Han’a muhalefet hususunda ittifak eder hale geldi.  Öncelikle bilmemiz gerekir ki Pakistan’da halkın kahir ekseriyeti dinine sadıktır ve özellikle bir dini cemaatin içinde yer almayı tercih etmektedir. Bu cemaatler, iktidarda ve özellikle ekonomide söz sahibi konumundadırlar ve her biri farklı bir iş kolunu ya da sektörü kendi inhisarı/tekeli altında tutmaktadırlar. Bunların içerisinde iktidara mesafeli olmakla birlikte yaklaşık üç milyon mensubu bulunan, başında Tarık Cemil’in olduğu Tebliğ Cemaati gelmektedir. Enerji sektörünü elinde tutan ve bürokraside üst düzey destek bulan bu cemaatle hali hazır iktidarı karşı karşıya getiren olay, peygamberimize alenen hakaret eden ve bu suçu nedeniyle hapiste tutulan Asya Bibi adındaki bir kadının Anayasa Mahkemesi kararıyla salıverilmesi olmuştur. Kararın geri alınmasını ve kadının yeniden tutuklamasını isteyen Tebliğ Cemaati’nin bu talebi, arkasında bizzat İngiltere’nin olduğu Anayasa Mahkemesi’ne rağmen mümkün olmamıştır. Buna mukabil söz konusu cemaat elindeki imkânları kullanarak adeta Pakistan’ı kapatma kararı almış, elektrik sistemi, internet servisi ve toplu taşıma hizmeti cemaat asabiyesi ve dayanışması marifetiyle bir anda durdurulmuştur.

Dini cemaatlerle iktidarı birbirine düşüren bir diğer olay ise Fransa’da peygamberimize hakaret içerikli karikatürlerin Charlie Hebdo isimli dergide yayımlanmasıdır. Bu gelişme üzerinde Fransız büyükelçiliğinin kapatılması ve büyükelçinin sınır dışı edilmesi tüm cemaatlerin ortak talebi olarak hükümet kanadına iletilmiş ve ancak bu talep –haliyle- kabul görmemiştir. Bunun üzerine doğrudan İmran Han iktidarını destekleyen Cemaat-i İslami bile muhalefet saflarına katılarak Han’ı “münafık” ilan etmiştir. Pakistan toplumunda cemaatlerin ortak kararıyla münafık olduğu deklare edilen bir şahsın kamusal alanda ve anlamda kabul görmesi nerdeyse imkansızdır. Ne var ki diğer muhalefet unsurlarına olduğu gibi bu kesime de İmran Han mukabelede bulunmuş ve cemaatlerin elinde bulunan tüm camileri devletin resmi diyanet kurumunda toplama kararı almıştır. Cemaatler açısından savaş ilanı olarak görülen bu karar, bu yapıların finansal desteğini ve şahdamarını kesecek bir mahiyet taşımaktadır. Ciddi protestoları beraberinde getiren bu restleşme, İmran Han’ın toplum nezdindeki dini meşruiyetini de önemli ölçüde elinden almaktadır.   

Kuşkusuz İmran Han iktidarını sona taşıyan harici parametreler de mevcuttur. Çin yanlısı olduğu gerekçesiyle iktidardan olduğu yaygın bir kanaat olarak paylaşılsa da İmran Han’ın devrilmesinde etkin olan parametrelerin başında –ironik olarak- Çin gelmektedir. Pakistan İmran Han’dan çok önceki dönemlerden itibaren hem ekonomik ve hem de dış politik anlamda Çin’e bağımlı hale geldi. Öyle ki Pakistan’ın nükleer güç haline gelmesinin arkasında Çin’den aldığı teknoloji yatmaktaydı. Panda politikası olarak bilinen yumuşak güç unsurlarıyla ülkeleri nüfuzu altına almaya çalışan Çin stratejisinin zamanla dragon politikasına yönelerek sertleşmesi kendisini borç diplomasisinde açıkça göstermeye başladı. Özellikle İnci Kolyesi Projesi kapsamında Kuşak Yol üzerinde yer alan limanları uzun yıllar kendine bağlamak için ilgili ülkelere ödemeleri imkansız krediler açan Çin, aynı yöntemle Pakistan’ı 400 milyar dolar borçlandırarak Gwadar Limanı’na doksan dokuz yıllığına sahip oldu. Buna ilaveten neredeyse sonsuz yetkiye sahip Çinli danışmanlar, ülkede karar alıcı mekanizmayı derinden etkiledi. Orduda ve özellikle akademik camiada Çin etkisi üniversite ve askeriyenin Çin tarafından parsellendiği intibaı uyandıracak seviyelere ulaştı. Bu vasatta Çin’in Pakistan içinde kendi inşa ettiği pek çok yol ve köprüyü transit geçiş ücreti ödemeden kullanmasına karşı çıkan İmran Han, bu sayede Çin’i de karşısına almayı başardı. Üstüne üstlük Çin mallarının kalitesiz olduğu gerekçesiyle Çin’den kamu mallarının alınmasını yasaklayan İmran Han, İHA ve SİHA almak için Çin’e değil Türkiye’ye müracaat etti. Bu esnada ücretsiz dron vermeyi teklif eden Çin’den gelen araçların büyük bir çoğunluğunun işlevsiz olduğu, kendi kendini imha ettiği ve yedek parçalarının maliyetinin ürünün kendinden daha fazla maliyetli olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Türkiye’den hem İHA ve SİHA alımıyla ilgili anlaşmalar imzalandı, hem de Türkiye ile gemi alımına yönelik sözleşmeler kabul edildi. Bu gelişmeler Çin tarafından fonlanan akademisyen ve sivil asker bürokratları rahatsız etti. Bu kesimlerin kamuya açık eleştirileri halk kitlelerinde geniş yankı buldu.    

İmran Han’ı iktidarından eden bir diğer dış güç olarak görülen İngiltere, Pakistan’ı kuran, Pakistan’a özgürlüğünü veren ve Cinnah döneminden beri etkinliğini sürdüren bir aktördür. Haddi zatında Pakistan Anayasası İngilizcedir ve İngilizler tarafından yazılmıştır. Buna ek olarak Anayasa Mahkemesi, yargının diğer kurumları, milli eğitim, merkez bankası ve valiler sadakatle İngiltere’ye bağlıdır. Bu bağlamda İmran Han’ın İngilizce olan eğitim dilini Urducaya çevirmek istemesi ve hele hele Pakistan’ın artık İngilizlerin yazdığı Anaysa yerine kendi Anayasasını yapması gerektiğini söylemesi Buckingham Sarayında ve Down Street Numara 10’da alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Zira eğitimin ve anayasanın millileştirilmesi İngiltere’nin kabul edemeyeceği bir vakıaydı. Çünkü İngiltere, ana dili gibi İngilizce konuşan ülkenin en zeki  Pakistanlı gençlerini mahalle mahalle sınava tabi tutarak tespit ediyor ve bunları Londra’da kendi bilim camiasına dahil ediyordu. Öte yandan Pakistan’ı ancak İngiliz terbiyesi almış ve İngiliz çıkarlarını koruyacak elitler yönetebilirdi. Bunun için de şartlar, Pakistan’da eğitimin tek patronunun İngilizler olmasını mecbur kılıyordu. Başka bir ifadeyle örgün ve yaygın eğitim İngilizler için bir adam devşirme ameliyesinden ibaretti. Bir diğer acı gerçek ise valilerin İngiliz vatandaşı ve İngiltere tarafından tayin ediliyor olmasıydı. Nitekim anayasa ve eğitim dili konusunda İmran Han’ın kamuya yaptığı açıklamaların akabinde İngiltere adına çalışan valiler, hayalet dokunuşlarla devlet mekanizmasını işlemez ve hayatı yaşanmaz hale getirdiler. Bunun için İngiliz etkisinde olan merkez bankası ve Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar da devreye ustaca dahil edilmişti.          

Nihayet İmran Han darbesinin arkasındaki asıl aktör olan ABD, Han’ın darbeden kısa süre önce Wall Street Journal gazetesine yazdığı makalede ABD’yi Afganistan’la arasını bozan ve terör eylemlerinin arkasındaki güç olarak işaret etmesi, bu nedenle ABD’ye yeni askeri üsler vermeyeceği gibi var olanları da kapatacağını belirtmesi ve ABD öncülüğünde inşa edilecek yeni bir dünya düzenine itiraz etmesi Amerikan yönetiminin İmran Han’a karşı çok önceden planladığı darbeyi hızlandırmasına yol açtı. Kendi himayesi altında bulunan Taliban’a Pakistan’da bombalı eylem yapma talimatı veren ABD, öte yandan İmran Han’a mektup göndererek tehditler savurmaktaydı. Bu gelişme üzerine Pakistan Taliban’ına ait partiyi kapatmaya yeltenen İmran Han, Taliban-Pakistan arasında yeni bir savaşın tetiğini de çekmiş oldu. ABD yönetimi tarafından Afganistan işgaline yardım ettiği için Pakistan’a verilen 32 milyon dolarlık yardımı kesmesi üzerine İmran Han, Afganistan’da kendi denetiminde bulunan ve ABD’nin göz koyduğu tüm bakır madenlerini Çin’e devretti. Buna ilaveten Han’ın Pakistan’daki tüm CIA operasyonlarını önlemeye yönelik çabalarına mukabil ABD, Tahir ül Kadri gibi CIA patentli dini cemaatleri iktidar aleyhine sahaya sürdü.

Son olarak kendini İslam dünyasına hançer gibi sokarak Müslüman ülkeleri birbirine düşürmeye çalışan İran da İmran Han’ın iktidarını kaybetmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. İran, bu süreçte Pakistan halkında gıda kıtlığı, tedarik zincirindeki problemler, fiyatların yüksekliği ve enerji kısıtı üzerinden yoğun ve sistematik bir korku yaratma işlevi üstlenmiştir. Kendi içinde masonik bir teşkilatlanma yapısını andıran 36 milyon Şii Pakistanlı doğrudan Londra’da yaşayan Ağa Han tarafından fonlanmaktadır. Bu yapı Pakistan’da kültür ve turizm bakanlığını elinde tutarak tarihi eserlerin korunması, restorasyonu ve tanıtımı gibi görevleri üstlenerek tarihi İran lehine çarpıtmaktadır. Bu çarpıtma en çok Türk tarihi mirasını etkilemekte, özellikle bölgede geçmişte varlık gösteren Babürlüler dünyaya Moğol olarak tanıtılmaktadır. Pakistan’ın Afganistan’da Şii Hazaraları desteklememesi ve İmran han’ın Afganistan-İran arasındaki ticareti kesmesi, bu kesimin İmran Han’a düşman olması için yeter sebep olarak görülmektedir.

Sonuç itibarıyla yolsuzlukları önlemek, vesayetten kurtulmuş, işleyen bir demokratik devlet mekanizması kurmak ve Anayasa başta olmak üzere ordu, yargı, savunma ve eğitimi millileştirerek ulusal politikalar uygulamak gibi oldukça iyi niyetli amaçlarla iktidara gelen İmran Han, pek çok iç ve dış faktörün birlikte devreye girmesiyle beraber iktidarını kaybetmiştir. Kendi bireysel hatalarının yanı sıra birlikte çalıştığı kadroların İmran Han’a gerçekte müzahir olmaması, bürokrasi, yargı ve ordu mensuplarını saydığımız nedenlerle küstürmesi, kendisini destekleyen medyanın olmayışı ve milli menfaatlere yönelik politikalar uygulamasına karşı çıkan başta ABD ve İngiltere olmak üzere emperyalist güçlerin kurumsal muhalefeti Han’ın iktidarını sona erdirmiş gibi görünmektedir. Ne var ki İmran Han’ın yerine seçilen Şahbaz Şerif’in ne denli kalıcılık sağlayacağı henüz muammadır. Ekim 2023’de gerçekleşecek seçimlerde –bugünkü başbakanı tanımayan ve halkı sokaklara çağıran- İmran Han’ın hala iktidar olmaya en yakın isim olduğu, İslamabad, Lahor ve Pencap’ta süregelen protesto gösterilerinden kolayca anlaşılmaktadır. Türkiye açısından Pakistan’da kimin hükümet kurduğundan ziyade bu geçiş sürecinin kansız gerçekleşmesi ve kardeş Pakistan halkında huzur, sükun ve istikrarın ebedi olması ehemmiyet taşımaktadır.                  

 

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI