istanbul escort bayan
istanbul escort bayan
istanbul bayan escort
bayan escort Malatya escort Manisa escort Maraş escort Mersin escort Muğla escort Ordu escort Osmaniye escort Rize escort Sakarya escort Samsun escort Karacabey escort Karahayıt escort Karaköprü escort Karapınar escort Karasu escort Karatay escort Karesi escort Karşıyaka escort Kartal escort Kaş escort Keçiören escort Kemalpaşa escort Kemer escort Kepez escort Keşan escort Kestel escort Kiraz escort Kırıkhan escort Kırkağaç escort Kocasinan escort Konaklı escort Konyaaltı escort Körfez escort Korkuteli escort Köyceğiz escort Kozan escort Küçükçekmece escort Kulu escort Kumluca escort Kuşadası escort Lüleburgaz escort Mahmutlar escort Malkara escort Maltepe escort Manavgat escort Marmaris escort Melikgazi escort Menderes escort Menemen escort Menteşe escort Meram escort Merkezefendi escort Merzifon escort Mezitli escort Milas escort Mudanya escort Muratpaşa escort Mut escort Narlıdere escort Nazilli escort
şişli escort
Pendik masaj Kumluca masaj Kuşadası masaj Lüleburgaz masaj Maltepe masaj Mamak masaj Manavgat masaj Marmaris masaj Melikgazi masaj Menderes masaj Menemen masaj Menteşe masaj Meram masaj Mezitli masaj Milas masaj Mudanya masaj Muratpaşa masaj Narlıdere masaj Nazilli masaj Nilüfer masaj Nizip masaj Oba masaj Ödemiş masaj Of masaj Onikişubat masaj Orhangazi masaj Ortaca masaj Ortahisar masaj Osmangazi masaj Pamukkale masaj
anadolu yakası escort bostancı escort bostancı escort bayan kadıköy escort bayan kartal escort ataşehir escort bayan ümraniye escort bayan
şişli escort
marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
Bugun...
SON DAKİKA

Tel Rifat ve Münbiç Harekatının siyasi ve diplomatik kodları

 Tarih: 14-06-2022 12:53:00
Prof. Hüsamettin İnaç

ABD’nin Türkiye’ye bariz husumet ve düşmanlık politikaları 1 Mart 2003 tarihinde Irak’ın işgali esnasında Türk topraklarının kullanılmasını öngören Tezkere’nin reddiyle başlamış ve 2009’daki One-Minute ve 2010 Mavi Marmara Hadiseleriyle zirveye ulaşmıştır. Obama döneminde benzer bir biçimde –haddi zatında ABD tarafından kurgulanmış olan- DEAŞ’la mücadele kılıfı altında Türk askerinin kullanılmasına yeşil ışık yakılmaması, ABD’nin Suriye’de NATO müttefiki olan Türkiye ile değil, terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı olan YPG ile çalışması neticesini doğurdu.

Bir terör örgütüyle mücadeleyi başka bir terör örgütüne havale ederek YPG’yi bölgede vekil bir aktör (proxy) konumuna taşıma siyaseti, tarihte hiç görülmemiş ve akıl dışı bir manevraydı. Haddi zatında amaç, Türkiye’nin bir yüzyıl daha tüm kaynaklarını terörle mücadeleye ayırarak Ortadoğu coğrafyasında ve küresel siyasette varlık göstermesine mani olmaktı. Nitekim bu anlayışın bir neticesi olarak ABD, taşeronu olan bir terör örgütüne (Fethullahçı Terör Örgütü) 15 Temmuz 2016’da Türk parlamentosunu bile bombalatmıştı. Bugün üyelik perspektifi tartışılan İsveç ve Finlandiya başta olmak üzere pek çok NATO ülkesi, FETÖ ve özellikle PKK’nın “kuluçka merkezi” gibi çalışmaktaydı.

15 Temmuz iç savaş çıkarma teşebbüsü Türkiye’yi NATO ve ABD’nin gerçek yüzüyle karşı karşıya bırakmıştı. Bu yüzleşme Türkiye’nin kendi göbeğini kendi keseceği ve milli çıkarları için agresif politikalar uygulayacağı yeni bir dönemin habercisi oldu. Nitekim Türkiye, askeriyesi FETÖ tarafından zayıflatılmasına rağmen, birbiri ardınca birbirinden başarılı dört operasyon yaparak Suriye’nin kuzeyinde terör devleti oluşumunu engelleyecek ve Türkiye’yi Ortadoğu’dan koparacak terör koridorunu koparacak bir hamle gerçekleştirdi.

Ne var ki en son operasyon olan ve 2019 Ekiminde gerçekleştirilen Barış Pınarı Harekatını sekizinci gününde kesen ABD Başkan yardımcısı Mike Pence ve Rusya Dışişleri bakanı Lavrov, Türkiye’yle karşılıklı ikili anlaşmalar imzalayarak Fırat’ın doğusu -ABD tahakkümünde- ve Fırat’ın batısı –Rusya tahakkümünde- 30 km derinliğinde teröristleri geriye itme sözü verdiler. Kaldı ki bu söz yazılı ve kayda alınmış bir metne dönüştürülmüş ve altına ıslak imzalar da atılmıştı. Ancak o günden bugüne geçen üç sene içerisinde bırakın teröristlerin geri itilmesini ABD bu çapulculara kırk bin TIR silah ve mühimmatın yanı sıra milyarca dolar para göndermişti. İsveç ve Finlandiya başta olmak üzere pek çok NATO ve AB üyesi ülke bütçelerinden YPG için resmi paylar ayırmayı ihmal etmediler.

Devlet haline getirilmek için insan üstü gayret sarf edilen ve seksen bin teröristlik varlığıyla ordulaşmaya doğru evrilen bu fesat mahfili, bu süre zarfında Suriye’nin Türkiye kontrolünde olan bölgelerinde pek çok askerimizi şehit ettiler ve yüzlerce masum sivili katlettiler. Buna mukabil geçtiğimiz sene içerisinde Türkiye  bir operasyon sinyali verdi ama harekete geçmedi. Ancak bu sene 23 Mayıs tarihinde Cumhurbaşkanımız en üst seviyeden ve en sert bir harekat kararlığı sergiledi. Daha sonra NATO ve ilgili taraflarla yapılan görüşmelerin akabinde Türkiye’nin kararlılığı anlaşıldı.

Daha sonra yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanımız hareket alanının ilk hedefinin Tel Rifat ve Münbiç olacağını ifade etti. Bu bölgeler Rusya’nın hava kontrol sahası içerisinde yer alan ve operasyon bölgemizi birer hançer gibi bölerek terör örgütünün saldırılarına üs oluşturan mıntıkalardı. Hareket bilahare 911 kilometrelik tüm sınırı kapsayacak bir biçimde peyderpey genişletilecekti. Bu harekat ilanına Rusya’dan içinde destek de içeren bir tepki geldi. Dışişleri Sözcüsü Zaharova ve Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’nin güvenlik kaygılarının haklı olduğunu, ABD’nin Iraklı Kürtlerin de duygularıyla oynayarak Suriye ve Irak kuzeyinin terör yuvası haline getirmesinin kabul edilemeyeceğini ifade ettiler. Ancak yapılacak bir operasyonun Suriye rejiminin işbirliğiyle olması gerektiği ve kapsamının sınırlı kalması kaydı da ilave edildi.

Ne var ki ABD, Dışişleri bakanı Blinken üzerinden, bu kabil bir harekatın DEAŞ’la mücadeleye halele getireceği, bölgedeki demografik dengeyi bozacağı ve genel istikrarı bozacağı mukabelesinde bulundu. Burada demografik dengenin bozulacağı ibaresi oldukça mantık dışıydı. Zira bölgenin savaş öncesi sakini olan Türkmenler, Araplar ve Kürtler Esed katilinden korktukları ve can emniyetlerini temin için Türkiye’ye kaçmışlardı. Türkiye bu bölgeyi özgürleştirdikten sonra bölgeden ayrılmak durumunda olanları tekrar yurduna kavuşturacaktı.

Türkiye bu safhada harekat konusunda acele etmek yerine ustaca bir manevrayla hem diplomatik ve hem de siyasi bir baskılama süreci oluşturarak hedeflerini garantileme ve asker zayiatını minimum seviyeye indirecek tedbirler aldı. Hem Suriyeli göçmenleri ülkelerine kavuşturacak, hem sınırlarımızda teröristler yerine Türkiye’ye müzahir bir nüfusun iskanını sağlayacak ve hem de Türkiye’yi Ortadoğu’nun yeniden şekilleniş sürecinde sözü dinlenir bir aktör haline yükseltecek bu harekat önemli bir dönüm noktası olacaktır. Acı olan ise, içimizde birilerinin Suriye’ye harekat tezkeresine ret oyu vererek bu beka mücadelesine karşı çıkması, bu operasyonu Kürt katliamı olarak tanımlaması ve hatta bu harekatı destekleyenleri vatan hainliğiyle itham etmesi olmuştur.                

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI