marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
Bugun...

Biden ve Trump’ın Ortadoğu yaklaşımı

 Tarih: 09-12-2020 21:45:00
Serra Yedikardeş

Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık Ofisini seçimleri kazanan Joe Biden Donald Trump’tan devralmaya hazırlanırken Türkiye’de en çok konuşulan konu Biden’ın mı yoksa Trump’ın ABD Dış politikasında Ortadoğu’ya yaklaşımı bölge geneli ve Türkiye için daha iyi sonuçlar doğuracak olması.

 

Trump ve Biden’ın seçim süreçleri boyunca Ortadoğu’ya dair söylemlerini değerlendirmeden önce belirtilmesi gereken önemli bir şey var. ABD siyasi sistemi birçok demokraside olduğu gibi denge ve denetleme sistemiyle yönetiliyor. Bu demek oluyor ki, ABD’de Başkanlık mevkii dış siyasette önemli söz hakkına sahip olsa da bu konudaki politikalar sadece Beyaz Saray’dan çıkan kararlar doğrultusunda şekillendirilmiyor. Bu bağlamda ABD Başkanının belli bir dış siyaset hamlesindeki tercihi büyük önem arz etse de ABD’nin Ortadoğu ya da Türkiye’ye dair verdiği kararlar Beyaz Saraydan olduğu kadar Dış İşleri Bakanlığı, Kongre ve Senato’nun süzgecinden de geçer. Fakat Biden ve Trump’ın Ortadoğu’yla ilgili oldukça ayrışan görüşleri, ABD’nin bölgeye karşı tutumunu kuşkusuz etkileyecektir.

 

Öncelikle Trump ve Biden’ın ayrıştığı en önemli nokta Trump’ın “Önce Amerika” vizyonuyla ABD menfaatlerini küresel düzeni sağlamanın önüne koyarken, kariyerinde Dış İşleri Bakanlığı görevini üstlenmiş olmakla birlikte geniş bir dış siyaset geçmişi olan Biden ise ABD’nin Trump döneminde kaybettiği düşünülen uluslararası duruşunu geri getirmeye öncelik verecektir.

 

ORSAM Başkanı Profesör Dr. Ahmet Uysal Trump ve Dış İşleri Bakanlığı’nın Ortadoğu politikalarının farklılık gösterdiğine; Obama döneminde başlayan PKK YPG yardımı Trump döneminde kısmen devam etse de Trump yönetiminin Türkiye’ye Suriye konusunda ılımlı bir şekilde yaklaştığını; fakat, Trump’ın seçimler dolayısıyla ilk dönemi boyunca Yahudi lobisinin desteğini kazanabilmek için oldukça İsrail yanlısı bir politika izlediğini; ikinci dönemde seçilme kaygısı ortadan kalkınca bu yaklaşımın değişebileceğini ve Trump’ın ikinci döneminde İsrail-Filistin meselesinde İki Devletli Çözümü destekleyebileceğini belirtti.

 

Trump’ın yönetimi boyunca dış siyasetteki asıl hedefi Çin’in uluslararası alanda yükselişinin önünü kesmek oldu.  Bu yüzden ABD’nin genellikle Ortadoğu için harcadığı kaynakları Çin’e karşı kullanmak istiyordu. Böylece Ortadoğu’ya yönelik politikalarında bölgenin bitmeyen savaşlarından ABD askeri gücünü geri çekmek üzere hareket edeceğini tekrar tekrar beyan etmişti. Trump’ın bu yaklaşımı Ortadoğu’da Çin’e yakın olan İran’a karşı sergilediği sert ve istikrarlı tutumu da açıklar. Zaten Trump’ın İran üzerine sürdürdüğü dış siyaset Ortadoğu’da üstüne istikrarlı tutum sergilediği birkaç konudan biriydi.

 

Ortadoğu’da böyle bir dış siyaset çizgisini takip eden Trump ilk döneminde Başkanlık ofisini, İran’ı kontrol altına almak ve İŞİD’i bitirmek gibi vaatlerle devralmasına rağmen Ortadoğu’da büyük bir strateji izleyip verdiği bu sözleri tuttu. Bütün bunlara karşın Trump Başkanlık dönemi boyunca sorgusuz sualsiz bir şekilde İsrail’in arkasında durdu ve Batı Şeria’ya ve Gazze’ye yönelik İsrail yanlısı agresif bir duruş aldı. Sonuç olarak Trump’ın yönetimi boyunca Ortadoğu’ya karşı tutumu bölgedeki öncelikleri değiştirdi. İsrail-Filistin sorunu bölgenin asıl çatışma sebebi olmaktan çıkıp İran’ın nükleer silahlanmasının durdurulması ABD ve bölgedeki birçok Arap devleti için öncelikli dış siyaset sorunu haline geldi. Trump seçimleri kaybettikten sonra bile bu konudaki ısrarcı tutumunu sürdürdü ve ofiste kalan son ayının büyük bir kısmını Biden’a nükleer anlaşmayı tekrar sağlayamayacağı bir İran-ABD ilişkileri bırakmak için çalışmakla geçiriyor. Öyle ki, seçimlerden bu yana ABD İran’a karşı bir dizi yaptırım uyguladı ve İran’ın önde gelen nükleer bilimcilerinden biri olan ve İsrail ile ABD’nin İran’ın nükleer silahlarını arttırmasının arkasındaki isim olarak gördüğü, Mohsen Fakhrizadeh öldürüldü. Trump’ın Ortadoğu’da attığı adımlara dayanarak söyleyebiliriz ki, Biden 2021’de Barack Obama’nın Trump’a bıraktığından çok daha kopmuş bir İran-ABD siyasetini ele alıyor olacak.

 

Fakat, Biden şu ana kadar İran’a karşı söylemlerindeki iş birlikçi tavrı devam ettiriyor ve Başkanlık ofisini devraldıktan sonra İran ile, Trump’ın feshettiği 2015 İran nükleer anlaşmasına ABD’nin tekrar katılımını sağlayacağının sözünü sürdürüyor. Fakat, ABD’nin İran’la ilişkilerinin iyileşmesi Trump döneminde ilerleyen ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde gerginliğe sebep olabilir. Biden aynı zamanda Suudi Arabistan’ın Yemen iç savaşındaki müdahalesini desteklemeyeceğini belirtmişti. Böylece, dört senedir Trump’ın oldukça yakın siyasi ve ticari ilişkiler sürdürdüğü Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi körfez ülkeleri ve İsrail, Biden döneminde Amerika’nın, bu ülkelerin kendi içlerinde ve bölgedeki diğer ülkelerde sebep oldukları insan hakları ve uluslararası hukuk ihlallerini Trump kadar göz ardı etmeyeceğini söyleyebiliriz. Böylece, Trump’ın sorgusuz sualsız desteğini alarak bölgede İran ve milislerine karşı iş birliğine giren ülkelerin oluşturduğu siyasi blok Biden döneminde sarsılabilir.

 

Diğer yandan, Biden ile birlikte ABD’nin Ortadoğu politikasının klasik Amerikan Ortadoğu siyasetinin yöntemlerine geri dönüş yapacağı ve ABD’nin Ortadoğu’da yeniden belki de en belirleyici güç olacağı konuşuluyor.  Biden’ın Irak, Suriye ve Libya’da süregelen iç savaşlarda ABD’nin liderlik etme yükümlülüğünün olduğuna inandığını belirmiş olması göz önüne alındığında bölgedeki dengelerin derinden sarsılmasını bekleyebiliriz.

 

 

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI