marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
Bugun...

Aman dikkat! Çarpıldım

 Tarih: 15-03-2022 07:23:00  -   Güncelleme: 21-03-2022 11:53:00
Yüce Uyanık

Hani bazen istemediğiniz halde birisi sizin paranızı alır, çaresizlik içerisinde kalırsınız ve “Allah’ından bul!”, “Kefen paran olsun!” veya “Sadakam olsun” gibi serzenişlerde bulunursunuz ya, işte herkesin başına bir benzeri gelebilecek böyle bir konudan bahsedeceğim. Sizlerin de kendinizi korumanız için işaretler içeriyor.

 

Emekli birisi yat alabilir mi? Norveç’te iki kişiden birisinin teknesi var. Yani tekne/yat sahibi olmak dünyada sıradan insanların harcı. Hele hele üç tarafı denizlerle çevrili güzel ülkemizde…

 

Yat dediğimiz zaman bizde genel olarak insanın aklına ünlü zenginlerin büyük motoryatları geliyor. Tabi ki bu çok dar bir bakış açısı.

 

Bu hayalimi gerçekleştirebildiğimde 52 yaşında emekli idim ve bir araba fiyatına tekne alınabiliyordu. Ben de yazlık alacağıma tekne almayı seçtim. Kendimi yalnız zannederken gördüm ki benim gibi, yılın dört ayını hatta tamamını teknesinde geçiren yüzlerce emekli var. Yani “yat” demek sadece zenginlerin kaptanları ve mürettebatları ile keyif için kullandıkları gezinti tekneleri demek değil. Genellikle yelkenli olan bu ulaşılabilir tekneler rüzgarın bedava gücü ile seyahat edebilmekte. Cennet ülkemizin güzel koylarını Ortadoğu ülkelerinin zenginleri ve ayrıcalıklı şirketler henüz tam olarak yağmalamadan gezip görebilmek isteği bizimki. Kaptan da miço da aşçı da tamirci de temizlikçi de biziz. Deniz karavancılığı gibi bir şey.

 

Türkiye’de düşük gelirliler de tekne sahibi olabiliyordu ve giderlerini karşılayabiliyordu. Burada geçmiş zamanı kullanmamın önemli nedenleri var. Zira “Deniz fakiri sevmez, tekne sahibi olmak zengin ve etrafa para saçmaya hazır kişilerin harcıdır” yaklaşımı orta gelirli veya emekli, “gönlü zengin” amatör denizciliği yok etmek üzere.

 

Döviz kurlarındaki yüzde yüze yakın artış sonrasında enflasyonu frenleyebilmek için sayın Cumhurbaşkanımızın bazısı üç harfli marketlere karşı başlattığı mücadeleyi hepimiz takip ettik. Bu yıl ben de bir başka üç harfli tarafından gaspa veya tecavüze, hangisi size daha makul geliyorsa ona uğradım. Yoksa “çarpıldım” mı demeliyim?

 

32 yaşındaki mütevazı teknemin zorunlu olarak her yıl sigortalanması gerekiyor. Mali mesuliyet ve marinada kalabilme açılarından sigorta şart. 30 yaş üzerindeki tekneleri nasıl kontrol edebileceğini bilemeyen sigorta şirketleri bu yaştaki tekneleri sigortalamamayı tercih ediyorlar. Halbuki yaşlı tekne daha yoğun kontrol edilir. Zaten belli kontroller yapılmamışsa para da ödemiyor ki sigorta şirketleri. Yani yaş meselesi çok saçma. Sigorta yoksa marinaya giremez tekne. Yani 30 yaşını geçen tekneleri denizde mi bırakacak bu millet? Bu konuda diğerlerinden üstün görünen üç harfli bir sigorta şirketi de 30 ve 31 yaşlarında iken makul denebilecek bir fiyata teknemizin sigortasını yaptı, zaten devamlılığımız vardı. Bu sene yenilememiz geldiğinde verdikleri fiyat 576,45 Euro. “Bunda ne var?” diyeceksiniz. Aynı koşullarda geçtiğimiz yıl ödediğimiz prim 232,05 Euro idi. Konu daha iyi anlaşılsın diye Türk Lirası karşılıklarını veriyorum. Geçen yıl 8,7969 kur ile 2041 TL ödemiş iken bu yıl ödemeye mecbur bırakıldığımız tutar 15,50 kur ile yaklaşık 9000 TL. “Ne olmuş, mazot da geçen sene 7 lira idi şimdi yirmi küsür lira” diyebilirsiniz. Kur artışına diyeceğimiz yok tabi, o başkalarının ayıbı ama %150 civarında euro bazlı, TL olarak da %350’lik artış karşısında “fahiş” kelimesi çok masum kalır. Hazır meydanı boş bulmuşken adam prime %350 zam yapmış, benim emekli maaşımdaki artış %25. İyi hissetmem mümkün mü?

 

Gelen bilgi, geçen yıl çok fazla hasar ödedikleri ve zarar ettikleri, bu nedenle de bu yıl özellikle yaşlı teknelerin primlerini artırarak zararlarını çıkarmaya çalıştıkları yönünde. Çok parası olan kişi 30 üzeri yaştaki tekneyi alır mı? Burada gerçek zararı kim görüyor? İmkan verilmiş, müşteri mecbur, “Urun ha!”.

 

Yaşlı tekneleriyle denizlerde gezen ve muhtemelen hiç de hasarı olmayan emekli, düşük gelirli, deniz aşığı amatör denizciler birkaç yıl içerisinde teknelerini satabilirlerse (sigorta yapılmayan tekne satılamayabilir) her şeyin Euro ile ölçülmeye başlandığı ve euronun da alıp başını dönemeyecek şekilde gitttiği bu alandan çıkarlar. Zira, euro üzerinden alınan marina, bakım ve sigorta ücretleri ile piyango gibi kafalara göre yazılabilecek otuz küsür bin liralık cezalar zevki eziyete çevirmekte. Sonra çarpacak kimse kalmayacak. Amatör denizcilik öylesine ehliyet dağıtmakla da gelişmiyor. Dönem zenginleri tekne alınca, uğraşmadan zenginleştikleri için, öğrenmek için de çaba göstermeyince kazaların artması normal değil mi? Ama yelkeni kullanmayı bilmeyen direk kırdıkça, motoryatlar kayalara çıktıkça hasarsız deneyimli deniz aşıklarını cezalandırmak doğru bir yöntem gibi görünmüyor.

 

Sigortacılara, hele dünyanın hiçbir yerinde olmayan uygulamaları burada gerçekleştiren tekne/yat sigortacılığı konusunda son derece bilgili ve deneyimli sigortacılarımıza akıl vermek bizlere düşmez ama, bu işi tekne yaşına göre değil de hasarsızlık indirimleri kullanılarak fiyatlandırmaları daha doğru görünüyor.

 

Şimdi ben bu şirketi kime şikayet edeyim? Artık güvende de hissedemiyorum. Mesela şimdi bunları yazdığım için “seneye senin tekneni sigortalamayacağız” derlerse ne yapabilirim? Beni kim koruyacak? Acentem diyor ki, “şirketler anlaştılar fiyatları yükselttiler”.  Rekabet Kanununun olduğu yerde böyle bir şey mümkün olabilir mi? Buna cesaret edebilirler mi? Tekelleşmenin getirdiği fahiş fiyat artışları ile mücadele eden en üst düzey yöneticiler bu konuda ne yapar bilemem. Buna dur diyeceklerine inanmak istiyorum. Ben yaşadığım pek çok olayda gücü yetenin, daha zayıf olanı, hak gözetmeksizin sürekli ezmekte olduğunu görüyorum. Devlet de tam olarak ezilenleri korumak için var. Diyeceksiniz ki “bize ne?”. Şöyle bir kendi yaşamınıza bakın. Size hizmet vermek için var olan şirket ve kurumların sürekli olarak zekanızı küçümsemekte olduğunu görmüyor musunuz? İletişim şirketiniz, enerji şirketiniz sürekli faturalarınıza ilave rakamlar eklemiyor mu? Bankanız farklı farklı masraflar almıyor mu? Ulaşım şirketleri yolcu hakları yönetmeliklerine uyuyorlar mı? Marketlerin etiketleri rafta farkı kasada farklı olmuyor mu? Ve pek çoğu için “Ya boşver, uğraşmaya değmez!” demiyor musunuz? Belki şu sıralardaki yüksek gelirleriniz ile bu tür hesapları yapmayacak ayrıcalıklı kişilerden olabilirsiniz. İşte onlar da tam bunun için sizin, benim, bizim zekamızı küçümsemeye ve bizlerden yararlanmaya devam ediyorlar.

 

Geç de olsa anladım. Yine de kabahati kendimde buluyorum. Ben şirketlere, kurumlara fazla güvenip, haklarımı öğrenmedikçe, onları korumadıkça, her şeyi kabul ettikçe sırtıma semer vuran çoğalıyor.

 

İşte belki de bunun için  Einstein’ın güzel sözü: “Problemler onları yaratan düşünce şekli ile çözülemez.” her daim anlamını sürdürüyor.

Son Dakika: Dostlarım sayesinde uğraşılarım meyvesini verdi ve sigortamı bir başka şirkete yine fahiş, geçen yıla göre Euro olarak %100 zamlı, ama bir emekli maaşı kadar daha düşük fiyata yaptırabildim ve üç harfli şirketin “çarpıcı” poliçesini 10 gün sonra da olsa iptal ettirdim.

 

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI