marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
Bugun...

Her söylenene inanmak

 Tarih: 17-12-2021 17:49:00
Yüce Uyanık

Ekonomi kurallarının yeniden yazıldığı, piyasaların çalkantılı olduğu bu dönemde benim gibi demode ekonomi eğitimi almış birisinin iktisat üzerine yazması bu ay için doğru olmayabilir. Zaten siyasete değinmek istemiyorum. Kişisel gelişim ve iletişim konularına devam edelim.

 

Yazı yine de ilgilinizi çekebilir.

 

İnsanlar farklı farklı yaratılıyorlar. Çok azınlıkta olan bazıları sürekli hakikatin peşinden koşuyor, bilinçleri ile akıllarına yatan konuları kabul ediyor, akla uygun olmayanı da reddediyorlar. Herkesten farklı beklentileri ve fikirleri oluyor. Bazıları bunları “savaşçı” bazıları da “köyün delisi” olarak adlandırıyor. Bu insanlar genellikle yalnız oluyorlar. Onları her şeye muhalif kişiler olarak görüyoruz. Çünkü her konuda eleştirecek bir şey bulabiliyorlar. Geç anlaşılıyorlar, genelde haklı çıkıyorlar.

 

Mücadeleci bu kişilerden bahsederken başkalarının yönlendirmesi ile bir şeylere karşı çıkanları veya “dolduruşa gelenleri” kesinlikle kastetmiyorum. Yani yönetilenlerden ya da kendini yönettirenlerden diyelim…

 

Bir de “sessiz çoğunluk” var. Onlar hakikaten çoğunluk. Genelde kendilerini ilgilendiren konularda çıkarlarına göre karar veriyorlar. Kişisel çıkarlarına göre başkalarının verdiği kararlar çerçevesinde kendilerini kurda kaptırmayacak şekilde hareket ediyorlar, genel temeli veya sonucu ne olursa olsun.

 

Bu kişilere bariz bir yalan da söylense, söylenenin yalan olduğunu bilseler bile, çıkarlarına uygun geldiğinde buna inanıyor gibi yapıyorlar.

 

Küçük çocuklara aileleri kim bilir ne kadar çok yalan söylüyor. Anne-babaların yalanlarını bilse dahi çocuk onlardan uzaklaşmıyor. Ne zaman ki bu yalanlar onun çıkarlarına zarar veriyor, o zaman isyan ediyor.

 

Anne-babaların çoğu çocuklarının kendilerine söylediği bazı yalanlara inanıyor görünüyor, aslında inandıklarından değil, inanmak işlerine geldiği için.

 

Eh, anne babalar ve çocukları arasında bu tür yalanlar çıkar durumlarına göre işe yarıyor ve kabul görüyorsa iş hayatında olmasın mı? İş ilişkilerinde de yalanın bini bir para olarak ortada dolaşıyor.

 

Burada en önemli hata şu oluyor: Yalan söyleyen kişi, karşıdaki kişinin inanıyor görünmesinden cesaret alarak karşıdakinin zekasını küçümsemeye ve daha büyük yalanlar söylemeye devam ediyor. Hatta zaman zaman bunu o kadar büyütüyor ki, karşısındakine hiçbir şeyden haberi olmayan bir çocuğa davranır gibi davranıyor. Karşıdakinin çıkarı varsa, o da buna inanıyormuş gibi yapıyor.

 

Koca koca şirketler, mevzuata ve kurallara rağmen müşterilerini kandırmaya çalışıyor. Sanırım şöyle düşünüyorlar: “Herkes herkese yalan söyleyerek kandırıyor, biz neden yapmayalım ve kendi çıkarlarımızı artırmayalım?” Savaşçılar, ilkeli oldukları için, kuruşluk hak kayıpları için mücadele ediyor haklarını almaya çalışıyor. Sessiz çoğunluk “aman boş ver” diyerek zeka küçümseyicilerin ekmeğine yağ sürüyor ve bunun devam etmesine neden oluyor.

 

Düşünün; bir iş yerinde çalışıyorsunuz, nitelikleriniz itibariyle belki de başka hiçbir yerde iş bulamayacakken bir işe yerleştirilmişsiniz ve ortalamaya göre iyi de bir maaşınız olsun. Şirketinizin yöneticilerinin şirketi soyduklarını, müşterileri aldattıklarını, zimmetlerine para geçirdiklerini gözünüzle görseniz bile bunu dillendirir miydiniz? Elbette bu ahlaki bir soru. Bunu “ileri ahlaklı” bir ortam için düşünün. Çok zor edindiğiniz bu işinizi kaybetme pahasına düşeceğiniz sefaleti kabul eder ve bu durumu afişe eder miydiniz? Herhangi birisi bu iddiada bulunsa ne derdiniz? Başka bir yerde bu rahatlığı bulamayacağınıza inanıyorsanız ne yapardınız? Muhtemelen şirketi soyan yöneticiler size ne söylemenizi telkin ederse siz de aynı sözü papağan gibi tekrar edersiniz.

 

Ayrıca insan yaptığı bir tercihin yanlışlığını kabul etmek istemez. Yanlış tercih yaptığını bilmek insanı mutsuz eder, pişmanlık yaratır. Bu pişmanlıkla yüzleşmek ortalama bir insan için çok zor olacaktır.

 

Soruyu biraz değiştirelim. İçi boşala boşala artık gücü azalan şirket sizi besleyemez hale gelir ise ne olacak? Siz de yine eski halinizden daha kötüye döneceğinizi görüyorsunuz. O zaman ne yapardınız? Çıkarınız kalmadı. Benzer yalanlara inanır görünür müydünüz? Yoksa içten içe isyan etmeye mi başlardınız?

 

Çıkar için birilerinin yanında olanlar biraz daha büyük çıkarı gördükleri yöne kayarlar. Zira onlar için kişisel menfaatlerinden daha önemli bir şey yoktur. Bunu maskelemek için pek çok farklı konudan bahsedebilirler ama çıkarları bittiği andan itibaren kendi zekalarını küçümsemesine izin verdikleri kişilerin yanında olmayacaklardır.

 

Bu nedenle “karşımdaki kişi en az benim kadar akıllı” yaklaşımının kalıcı başarı için şart olduğunu düşünüyorum. Ayrıca yapılan işin temellerinin sağlam olması gerek. Aksi taktirde yalancılara ilk olarak hep yanında olan ama yeterince doyurulmayan ve sürekli aldatılabildiği düşünülen kişilerin en büyük zararı vereceği kesin gibidir. Zira zeka herkese eşit olarak dağıtılmıştır. Bunu akıl ile kullanmak kişinin durumsal tercihidir.

 

 

Tavandaki Delik

 

Bu ay paylaşmak istediğim bir konu daha var. Bizim ev ile ilgili. Şahsi kullanımımız daha verimli olsun diye evde tadilat yaptık. Bunun için delikler açmamız gerekti. Bu arada tavandan geçen su borusu delinmiş. Boruyu delme riskinin olduğunu söylemişlerdi ama dikkate almamıştık, delinirse delinsin, nasılsa kira, bugün varız yarın yokuz, ev sahibi düşünsün. Zevkimiz, çıkarımız her şeyden önce gelir. Tabi boru delinince tavandan su damlamaya ve yerde birikmeye başladı. Başlangıçta bez ile alıyorduk. Şimdi tavandaki delik çok daha büyüdü. Yerde biriken suyu boşaltmak için pompalar yetmiyor. Bakalım bunun altından suda boğulmadan nasıl kalkacağız?

 

Bir de eski fıkra:

 

Büyük bir kuruma istatistik elemanı alınacakmış. Bir kişilik boş kadro için binlerce kişi başvurmuş. Mülakata giren 20-30 saniyede çıkıyor ve eleniyormuş. Derken mülakattan çıkan bir kişi sırada bekleyenlere seslenmiş: “Arkadaşlar artık beklemenize gerek yok ben işe alındım.” Merak etmiş kalabalık: “Ne soruyorlardı?” “İki artı iki kaç eder?” “Peki sen ne cevap verdin?” “Cevap vermedim soru sordum, kaç olmasını istersiniz?”

 

 

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI